Cevizli Mah. Kastamonu Sk. No:23/17 Adalet İş Merkezi, 34865 KARTAL İSTANBUL
trenfrdearru

Çağlayan Boşanma Avukatı – Şişli Boşanma Avukatı

26.09.2019
59
Çağlayan Boşanma Avukatı – Şişli Boşanma Avukatı

İstanbul’un en büyük ilçelerinden biri olan Şişli içerisinde sırasıyla ceza davaları, boşanma davaları, icra davaları en çok sıklıkla görülen dava tipleridir. Kapatılan Beyoğlu, Şişli, Eyüp, Fatih ve Sarıyer adliyeleri de Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde birleştirildi. Haliyle bu davalara ilgilenecek, müvekkili ile doğru bir çalışma programı belirleyip gizlilik sınırları içerisinde görev yapacak avukat arayışı da artmaktadır. Haliyle bu davalara ilgilenecek, müvekkili ile doğru bir çalışma programı belirleyip gizlilik sınırları içerisinde görev yapacak avukat arayışı da artmaktadır.

Günümüzde, halkın tabiriyle ceza avukatı, iş avukatı, boşanma avukatı, icra avukatı gibi terimler avukatlık kanunumuzda bulunmamaktadır. Bu tabirle belirtilmek istenen avukatın ilgi gösterdiği ve çalışma alanı olarak kendine belirlediği kategorilerdir. Her avukat bu davaları üstlenebilecektir.

Avukat Şişli Çağlayan’da Olması Zorunlu mudur?

İstanbul ili ilçesinde her avukat rahatlıkla diğer ilçelerdeki davaları takip edebilmektedir. İş yoğunluğuna bağlı olarak avukat ile iletişime geçilip davayı üstlenip üstlenmeyeceği öğrenilmelidir. Şişli’de avukatlık bürosu olan bir avukat, Kocaeli, Van gibi illerde de davaları üstlenebilecek iken İstanbul ili ilçesinde bulunan bir avukatlık bürosunun hangi ilçede olduğunun bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan avukat-müvekkil ilişkisiyle davaya ait bilgileri edinmek sonrasında avukatın dosya üzerinde gerekli özeni göstererek gizlilik prensibi doğrultusunda çalışmasıdır. Her avukat bu özeni göstermek için gerekli çalışmayı yapacaktır.

Şişli en iyi boşanma avukatı  veya çağlayan boşanma avukatı gibi bir terim kanunumuzda bulunmamaktadır. Avukatlık mesleği, kendine özgü disiplin ve etik kuralları bulunan onurlu bir meslektir. Her avukat davalarınızı takibini yapabilir ancak siz en güvendiğiniz avukatla çalışma özgürlüğüne sahipsiniz.

Şişli Boşanma Avukatı Teknik Bir Terim mi? Boşanma Avukatı Ne İş Yapar ?

Avukatlık kanunumuz yurtdışında olduğu gibi avukatların çalışma alanları veya ihtisas alanları bulunmamaktadır. Her avukat , hukuki alanlarınızın tümüne yardımcı olabilecek nosyona sahip olduğu kabul edilmektedir. Teknik anlamda boşanma avukatı gibi bir terim bulunmasa da pratikte dava tecrübeleri, ilgi alanları gibi unsurlar göz önüne alındığında boşanma avukatı tabiri kullanılmaktadır. Boşanma avukatı tabiriyle olarak davanızı üstlenen avukatlar dava ile hayati önem taşıyacak usul ve esasları inceleyecek hak kayıpları yaşamanıza engel olacaklardır. Bu sebeple boşanma davalarınızı mutlaka ama mutlaka bir avukata danışarak yürütmelisiniz. Avukat dışında davaların açılması için adliye önündeki dilekçeci sıfatıyla çalışan kişilerden uzak durmalısınız. En çok sık karşılaşılan boşanma davası türleri,

  • Anlaşmalı boşanma davası açılması ve takibi
  • Çekişmeli boşanma davası açılması ve takibi
  • Mal rejiminin tasfiyesi davası açılması ve takibi
  • Nafaka ve tazminat davaları açılması ve takibi
  • Tanıma ve tenfiz davası açılması ve takibi
  • Velayet davaları açılması ve takibi
  • Nafaka uyarlanma davası açılması ve takibi
  • Nafaka ve tazminat alacaklarının tahsili için icra işlemleri yapılması
  • Şiddet gösteren eşin evden uzaklaştırılması davalarının açılması ve takibi

Şişli Çağlayan Adliyesi Boşanma Davalarında Hangi Mahkemeler Görevlidir ?

Boşanma davalarının görüldüğü mahkemeler kural olarak Aile Mahkemeleri görevlidir.  Aile mahkemesi olmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemeleridir.

Şişli ilçesi sınırlarında işlenen suçlardan ötürü yetkili mahkeme Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ndedir.

• 19 Mayıs    • Ayazağa       • Bozkurt      • Cumhuriyet       • Duatepe       • Esentepe      • Feriköy      • Halaskargazi   • Halideedip      • Harbiye     • Maslak      • Mecidiyeköy     • Meşrutiyet    • Okmeydanı    • Pangaltı    • Şişli    • Teşvikiye

tüm bu mahalle ve semtler Şişli ilçesi içerisinde yer almaktadır. Esasen Çağlayan adliyesi, Kağıthane ilçesi sınırları içersinde yer almasına rağmen Şişli ilçesinede oldukça yakındır.

Aile Mahkemelerinde Görülen Belli Başlı Davalar ;

  • Şiddet mağduru veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin engellenmesi maksadıyla tedbir kararları vermek (6284 sayılı Kanun m.4, m.5).
  • Boşanma davası,
  • Boşanma protokolünün uygulanmasından kaynaklanan davalar,
  • Evlenmenin butlanı veya iptali davası,
  • Yaş küçüklüğü, gaiplik, kısıtlılık veya bekleme müddeti nedeniyle mahkemenin evlenmeye izin vermesi davası,
  • Boşanma davasıyla birlikte veya boşanmadan sonra açılan maddi ve manevi tazminat davaları,
  • Boşanan kadının eşinin soyadını kullanmasına izin davası,
  • Boşanan kadının bekleme müddetinin (iddet müddeti) kaldırılması,
  • Nafaka davaları,
  • Çocuğun velayeti veya velayetin değiştirilmesi davası,
  • Boşanmada mal paylaşımı davası (katkı payı alacağı, katılma alacağı, değer artış payı alacağı davaları),
  • Aile konutu şerhi konulması veya şerhin kaldırılması davası, aile konutu üzerinde sağ kalan eşe intifa hakkı tesisi davası,
  • Aile mallarının korunması davası,
  • Aile soyadının değiştirilmesi davası,
  • Babalık davası, soybağına itiraz ve iptal davası, soyabağının reddi davası,
  • Evlat edinme ve evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası,
  • Nişanın bozulması nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası,
  • Terk ihtarı gönderilmesi,
  • Vesayet davası

Boşanma Davasında Avukat Tutma Zorunlu mudur?

Türk hukuk sistemimizde gerek ceza davaları gerek hukuk davalarında gerek icra davalarında belli başlı istinalar haricinde avukat ile temsil yani avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dava ehliyetine sahip herkes kendi davasını takip edebilir veya bir avukat tayin edebilmektedir. Ancak aile mahkemeleri tarafından verilecek kararlar çoğu zaman hayatımızın geri kalanına büyük etkisi olacağı için teknik ,bilgi ve ayrıca takip gerektiren bu davaların boşanma avukatı ile yapılmasında fayda bulunmaktadır. Kimi zaman boşanma talebinde bulunacak kişiler avukat tutmak yerine adliye önlerinde bulunan dilekçeci kişiler tarafından tanzim edilen dilekçelerle davalarını açmaktadırlar. Bu şekilde yaşanılan hak kayıplarından sonra avukatların kapılarını çalan mağdur kişiler her geçen gün artmaktadır. Bu sebeple profesyonel hukuki yardım ve danışmanlık almak için avukat ile görüşmelisiniz.

Şişli’de Boşanma Davalarında Yetkili Mahkeme Hangisidir?

Madde 168 – Boşanma ve ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer adresidir.

Buna göre Şişli ilçesi sınırlarında ikamet eden kişinin boşanma davası İstanbul Aile Mahkemeleri’nde görülecektir.

Boşanma Davası Velayet ve Nafaka Tazminatı

Boşanma davasına bağlı açılacak davalarda velayetin eşlerden hangisinde olacağı, karşı taraftan nafaka talebi ve nafaka tazminatı gibi taleplerin tümünü içinde barındırır. Bu sebeple dava sırasında tedbir nafakasını sonrasında ise yoksulluk nafakasının talebi için mutlaka bir boşanma avukatı vasıtasıyla davaları yürütülmesinde fayda vardır. Adliye önlerinde bulunan arzuhalciler ile yapılan dilekçelerde oldukça büyük hak kayıpları yaşanabilmektedir. Şişli’de boşanma avukatı olsun veya olmasın Çağlayan ‘da davanızı açmak istiyorsanız mutlaka bir avukat ile mutlaka iletişim kurarak hukuki yardım alınmalıdır.

Çağlayan Şişli Boşanma Davaları için Avukatlık Ücreti

Şişli veya diğer ilçeler, şehirler fark etmeksizin tüm avukatlar Barolar Birliği tarafından her yıl yayınlanan asgari ücret tarifesinin altında ücret almaları yasaktır. Buna ek olarak İstanbul Barosu her yıl tavsiye niteliği taşıyan davalar için ücret belirlemektedir. Avukatlar bu tarife uymak zorunda olmayıp daha fazla ücret talep edebilirler. İstanbul ili için 2019 yılına ilişkin İstanbul Barosu tavsiye niteliğindeki avukatlık tarifesi şöyle;

  AİLE MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR

Boşanma Davaları
 a) Anlaşmalı  5.200,00 TL
 b) Çekişmeli  7.500,00 TL
 c) Çekişmeli ve maddi, manevi tazminat istemli  7.500,00 TL  ’den az olmamak üzere dava değerinin % 15’i
Nafaka Davası  4.900,00 TL
 Tenfiz Davası  6.400,00 TL

Boşanma Davaları Yargıtay Kararları

Hukuk Genel Kurulu         2019/215 E.  ,  2019/688 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesince, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne dair verilen 05.05.2015 tarihli ve 2013/199 E., 2015/385 K. sayılı karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12.11.2015 tarihli ve 2015/12212 E., 2015/12897 K. sayılı kararı ile,
“…Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının dava dışı eşin evli olduğunu bilmesine rağmen onunla duygusal ve fiziksel birliktelik yaşayarak evliliğinin bitmesine neden olduğunu, eşinin davalı ile birlikte olmaya başladıktan sonra evini ve çocuklarını ihmal ettiğini, bu durumun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalının davacının eşi ile birlikte aynı işyerinde çalıştığı, davalının evli olduğunu bildiği halde davacının eşi ile arkadaşlık kurduğu, bu haliyle evliliğin bitmesine neden olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
TMK’nın 185. maddesine göre, “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Aynı Kanunun 174. maddesine göre de, “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”
Evlenmeyle eşler arasında kurulan aile birliğinin taraflara yüklediği ödevlerin ihlali veya yerine getirilmemesi durumunda bu yükümlülüğü yerine getirmeyen eş yönünden Türk Medeni Kanunundaki sonuçları, boşanma ve boşanma sebebi olması durumunda, bu olaylar yüzünden kişilik haklarının saldırıya uğraması halinde manevi tazminat talep edilebileceğidir.
BK. 41 (TBK 49). maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Yine BK. 49 (TBK.58) maddesinde “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.” Haksız fiile dayalı bir borcun doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili işleyenin kusuru olmalı, sonuçta bir zarar doğmalı, zarar ile işlenen fiil arasında da uygun nedensellik bağı bulunmalıdır.
Somut olaya gelince, davalının davacıya yönelik ve aldatma mahiyetinde bulunduğu iddia edilen davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir.
Yukarıda incelenen Kanun maddeleri uyarınca, davacının dava dışı eşinin TMK’nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanun’un 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK’daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir.
Davalının eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu yasada yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir.
Dava konusu eylemin gerçekleştiği belirtilen tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin de uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanunun 50. maddesinde haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine Kanun hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir.
Açıklanan nedenlerle, BK. 49 (TBK.58) maddesine göre, davalının eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…”
gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili davalının kocası ile evli olduklarını bilmesine rağmen eşi ile duygusal ve fiziksel ilişkiye girerek evliliğinin bitmesine neden olduğunu, davacının eşinin Türk Hava Yollarında pilot olarak görev yaptığını, davalının da Türk Hava Yollarında hostes olarak görev yapmakta olduğunu, eşinin davalı ile birlikte olmaya başladıktan sonra kendisini ve evini, çocuklarını ihmal ettiğini, davalının kocası ile olan ilişkileri ilerledikçe, evdeki huzurunun kaçtığını, dirlik ve düzenlerinin kalmadığını, 17 yaşındaki çocuğunun bu süreçten çok kötü etkilendiğini, yıprandığını, şu anda psikolojik tedavi gördüğünü, davalının evli olduğunu bilmesine rağmen eşi ile birlikte olarak evliliğinin bitmesine neden olduğunu, bu durumun kişilik haklarına hukuka aykırı haksız saldırı teşkil ettiğini belirterek 20.000.00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; müvekkili aleyhine açılan davayı kabul etmediğini, davacının eşi ile başka nedenden dolayı boşanma davaları olduğunu, müvekkilinin davacının boşanma olayı ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, davacının boşanma davasının halen Bakırköy 10 Aile Mahkemesinin 2009/510 esas sayılı dosyasında derdest olduğunu, davanın eşi tarafından açıldığını, bu davada delil elde etmek, davanın seyrini etkilemek için müvekkili hakkında iftira ve hakaretlerde bulunduğunu, müvekkili ile davalının eşi arasında herhangi bir duygusal ilişkinin söz konusu olmadığını, davacının amacının kamuoyu yaratmak suretiyle delil oluşturma ve boşanma davasında istediği sonucu alma çabası olduğunu, bu konuya ilişkin olarak da 20.12.2010 tarihli Haber Türk Gazetesinde ve 27.12.2010 tarihli Vatan Gazetesinde röportajlar verdiğini, müvekkilinin ismini de belirtmek suretiyle, haberlerin çıkmasını sağladığını, internet sitelerinde görülmekte olan dava ile ilgili bilgi ve beyanların yayınlanmasını sağladığını ve bu şekilde hem açılan davanın hem de aleyhine açılmış bulunan boşanma davasının seyrini etkileme amacı güdüldüğünü, haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Yerel Mahkemece; davalının, dava dışı Özkan Kıvrak’ın ile evli olduğunu bildiği hâlde, onunla evlilik dışı ilişkisini sürdürmesi nedeniyle davacı ve eşinin boşanmasına yol açtığı gerekçesiyle 10.000TL manevi tazimatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle oy çokluğuyla bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının bu eylemi nedeniyle davacının manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Direnme kararının temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca verilen 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile “Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına” karar verilmiştir.
Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede, anılan içtihadı birleştirme kararının eldeki uyuşmazlığa etkisi tartışılıp değerlendirilmiştir.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı” başlıklı 45. maddesinde;
“İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması hâlinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.
Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları hâlinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir.
İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır.
İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır.
İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.
İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur.
İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.”
Hükmü yer almaktadır.
Anılan yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay genel kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Tüm bu açıklamalar, yasal düzenlemeler ve 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ışığında somut olay incelendiğinde;
Davacının dava dışı eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının bu eyleminin, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu iddiasıyla manevi tazminat talep edildiği anlaşılmaktadır.
Davacının dava dilekçesinde manevi tazminat istemine dayanak olarak gösterdiği maddi olgular; evlilik birliğinin devamı sırasında davacının dava dışı eşi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindeki eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişi olan ve evlilik birliğinin tarafı olmaması nedeniyle üçüncü kişi konumunda bulunan davalının salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eylemine ilişkindir. Davalının, dava dışı eş ile evli olduğunu bilerek birlikte olmaktan ibaret olduğu anlaşılan eyleminden başka doğrudan doğruya davacıya yönelik olarak bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlalinde bulunduğuna dair bir iddia da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle eldeki davanın konusu itibariyle 06.07.2018 tarihli ve 2015/5 E., 2018/7 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirilmesi gereklidir.
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45/5 maddesi gereğince bağlayıcı olan söz konusu içtihadı birleştirme kararı ile “Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına” karar verilmiş olmakla davacı tarafından üçüncü kişi konumundaki davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasında mahkemece verilen direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında belirtilen gerekçe ve yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.06.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.


Hukuk Genel Kurulu         2017/1519 E.  ,  2019/743 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

Taraflar arasındaki “iştirak nafakasının azaltılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 2. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 09.05.2014 tarihli ve 2013/1025 E., 2014/318 K. sayılı karar davacı tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 09.02.2015 tarihli ve 2014/15543 E., 2015/1871 K. sayılı kararı ile:
“…Davacı, dava dilekçesinde; ticari hayatının bozulduğunu ileri sürerek, Bakırköy 1.Aile Mahkemesi’nin 2009/877 Esas sayılı dosyasında verilen karara göre, ödemekte olduğu aylık 1.000,00 TL iştirak nafakasının 100,00 TL’ye indirilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesi ile; dava dilekçesinin usulüne uygun düzenlenmediğini, dava harcının eksik yatırıldığını, boşanmaya karar verildiği tarihte müşterek çocuğun henüz 3 yaşında olduğunu, söz konusu davada tarafların mali ve içtimai durumları gereğince iştirak nafakasının 1.000,00 TL olarak belirlendiğini, aradan 5 yıl geçtiğini ve çocuğun okula başladığını, geçen bu uzun sürede bakım, iaşe ve barınma masraflarının arttığını, buna karşın davacının nafakada hiçbir artış yapmadığını; kaldı ki, davacının gelir durumunda da bu güne dek herhangi bir olumsuz gelişme yaşanmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; müşterek çocuk için 2009 yılında 1.000,00 TL iştirak nafakası takdir edildiği, davacının bu miktarı ödemeyi kabul ettiği ve tarafların anlaşarak boşandıkları, çocuğun büyüdüğü, ihtiyaçlarının arttığı, annenin maddi durumunun iyi olmasının babaya iştirak nafakasından muafiyet sağlamadığı, 1.300,00 TL kira ödeyen davacının gelirinin 1.250,00 TL olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve davacının gelirini perdelemeye çalıştığı kanaatinin oluştuğu gerekçesi ile; davanın reddine yönelik (duruşma yapılmadan) dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilmiş, hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava, iştirak nafakasının azaltılması istemine ilişkindir.
1982 Anayasasının “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36.maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlığı adı altındaki 27.maddesinde ise; “(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
…nun 27.maddesinde düzenlenen “Hukuki dinlenilme hakkı” iddia ve savunmada bulunma hakkından daha geniş olarak ve Anayasanın 36.maddesine uygun bir düzenlemedir. Buna göre davanın taraflarının yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere bu hak Anayasanın 36.maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. İddia ve savunma hakkı olarak da bilinen bu hak, tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını tam ve eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Hakim, tarafları dinlemeden veya açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. (Yargıtay …K.’nun 2009/52 Esas, 2009/105 Karar sayılı kararı)
…nun 137.maddesinde; “(1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir.
(2) Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez.” hükmü ile ön incelemenin kapsamı belirlenmiştir.
…nun 138- (1).maddesinde de, “Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir.” hükmü ile dava şartları ve ilk itirazlar hakkında mahkemece verilecek karara ilişkin vurgulama yapılmıştır.
Hakim, dilekçeler tamamlandıktan sonra, öncelikle dosyayı bu haliyle incelemeli ve mümkünse gerekli kararı vermelidir. Dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olan ön inceleme işlemleri, dava şartları ve ilk itirazlardır. (HMK 138) Dava şartları ve ilk itirazlarda eksiklik yoksa diğer ön inceleme işlemleri için duruşma açılmalıdır. (Prof.Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr.Oğuz Atalay, Prof.Dr.Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, 2013 14.Baskı, sayfa 572 vd.)
Somut olayda; mahkemece, dava dilekçesi ve tensip zaptı davalıya; tensip zaptı davacıya tebliğ edilmiş, ön inceleme duruşması yapılmadan, duruşma günü için taraflara davetiye çıkartılmadan dosya üzerinden ve davanın esasına yönelik karar verilmiştir. Yukarıda da bahsedildiği üzere, dava şartları ve ilk itirazlar dışında ön inceleme işlemlerinin duruşmalı olarak incelenmesi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra gerekli görülmesi halinde tarafların tahkikat için duruşmaya davet edilerek davanın esasına yönelik karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, mahkemece; taraflar, iddia ve savunmada bulunmaları için usulüne uygun olarak mahkemeye çağrılıp dinlenilmeden; hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek, davanın esasına yönelik yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bozma nedenine göre, sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438’inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, iştirak nafakasının azaltılması istemine ilişkindir.
Yerel Mahkemece, indirim koşulları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Bozma kararına karşı yerel mahkemece ilk karardaki gerekçelere ilâveten nafaka davalarının HMK’nın 316/1-ç maddesine göre basit yargılama usulüne tabi olduğu, basit yargılama usulüne tabi olan davalarda tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap haklarının bulunmadığı, dilekçenin davalıya tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre geçtiği hâlde cevap vermediği, tarafların mali ve ekonomik durumları da araştırılıp nüfus kayıtları da celp edildikten sonra tahkikatın tamamlandığı, HMK’nın 320/1. maddesi gereğince tarafların duruşmaya çağrılmadan dosya üzerinden karar verilmesinin mümkün olup olmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu, mahkemece duruşma açılmadan karar verilmesinin mümkün görüldüğü ve mevcut delillere göre bir karar verildiği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; basit yargılama usulüne tabi eldeki davada 6100 sayılı HMK’nın 320. maddesi uyarınca taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinde yapılan inceleme ile karar verilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, basit yargılama usulüne tabi olan eldeki davada yerel mahkemece duruşma açılmadan verilen ilk kararın bozulması üzerine, mahkemece taraflara bozma kararı tebliğ edilmesine rağmen, duruşma günü verilip bozmaya karşı diyecekleri sorulmaksızın dosya üzerinden verilen direnme kararının usul ve yasaya uygun bir direnme kararı olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir.
Öncelikle “hukuki dinlenilme hakkı” kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır:
Usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmadan bir davada karar verilemeyeceğine ilişkin kural, hukuki dinlenilme hakkının bir unsuru olarak düzenlenmiştir. İddia ve savunma hakkı olarak da ifade edilir. Ancak taraf olsun, olmasın herkesin mahkeme önünde hukuki dinlenilme hakkı vardır. Hukuki dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkının medeni usul hukukundaki görünümüdür. Usulü nitelikte bir genel haktır. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkının bir unsurudur ( Pekcanıtez, H.: “Hukuki Dinlenilme Hakkı”, Prof. Dr. Seyfullah Edis’e Armağan, İzmir 2000, p. 753-791, s. 753-754). Silahların eşitliği ilkesi ile de ilişkilidir.
Bilindiği üzere, çekişmeli yargıda kural olarak duruşma yapılması zorunludur. Buna göre hâkim iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafları duruşmaya çağırmak zorundadır. Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hâkim tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.
Taraflar duruşmaya çağrılmadan, diğer bir deyişle; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece taraflar dinlenmek üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Aksi hâlde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Kuru, B: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt II, s.1876 vd).
6100 sayılı HMK’nın “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Buna göre mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukuki dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukuki dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. Anayasamızın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.
HMK’nın 27. maddesi hükmüne göre:
“(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir”.
Hukuki dinlenilme hakkı olarak maddede ifade edilen ve uluslararası metinlerde de yer bulan bu hak, çoğunlukla “iddia ve savunma hakkı” olarak bilinmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır.
Bu hak, yargılamanın tarafları dışında, müdahiller ve yargılama konusu ile ilgili olanları da kapsamına almaktadır. Her yargılama süresi kendi hakkıyla bağlantılı ve orantılı olarak bu hakka sahiptir. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu hakkın ikinci unsuru, açıklama ve ispat hakkıdır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum “silahların eşitliği ilkesi” olarak da ifade edilmektedir.
Üçüncü unsur ise, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi; bozma sonrası yargılamanın devamı, uyup uymama yönündeki kararın verilebilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden usulünce haberdar edilmesi ve böylece taraf teşkilinin sağlanması ile mümkündür. Bu yolla kişi, hangi yargı merciinde duruşması bulunduğuna, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğuna, yargılamanın safahatına, bozma ilamının içeriğine, bozma sonrası duruşmanın hangi tarihte yapılacağına, verilen kararın ne olduğuna, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile vakıf olabilecektir.
Görüldüğü üzere, taraf teşkili sadece davanın açılması aşamasında değil, yargılamanın diğer aşamalarında da önem taşımaktadır.
Mahkemenin bozma ilamına uyma ya da direnme konusunu karara bağlamadan önce de bozma ilamını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’ya eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 429. maddesinin amir hükmü gereği zorunludur.
Nitekim, bozma kararı sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 1086 sayılı HUMK’nın 429. maddesinin ikinci fıkrasında “…Mahkeme, temyiz edenden 434’üncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir” hükmü öngörülmüştür.
Bu açık hüküm karşısında yerel mahkemenin Özel Dairece verilen bozma kararından sonra duruşma açarak tarafların beyanlarını almaksızın kendiliğinden ve dosya üzerinden direnme kararı vermesi açıkça usul ve yasaya aykırıdır. Bu durumda yasal düzenlemelere uygun şekilde oluşturulmuş bir direnme kararının varlığından söz edilemez.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2017 tarihli ve 2017/21-2509 E. 2017/1306 K.; 28.03.2018 tarihli ve 2017/11-61 E. 2018/560 K.; 15.11.2018 tarihli ve 2018/3-899 E., 2018/1726 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Mahkemece yapılacak iş; duruşma gününün 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te belirtilen hükümlere uygun olarak yöntemince tebliği ile taraf teşkilinin sağlanması ve ancak bu usulü eksiklik tamamlandıktan sonra bir karar vermekten ibarettir.
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan nedenlerle ve salt bu usulî eksikliğe dayalı olarak direnme kararının bozulmasına, bozma nedenine göre davacı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanunun 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.06.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.


2. Hukuk Dairesi         2015/15829 E.  ,  2016/8125 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından her iki boşanma davası ve fer’ileri yönünden; davalı-karşı davacı kadının katılma yolu ile temyizi ise; maddi tazminat, eğitim giderleri ve nafaka artış talebi hakkında karar verilmemesi, yetkisizlik kararı nedeniyle lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti verilmemesi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Mahkemece asıl ve karşı dava şeklinde görülen bağımsız nitelikteki davalardan biri hakkında taraflardan birinin temyizi o tarafın temyiz etmediği dava yönünden, diğer tarafa katılma yolu ile temyiz hakkı vermez. Davacı-karşı davalı erkek, eğitim giderlerine yönelik hükmü temyiz etmediğine göre, davacı- karşı davalı kadın, erkeğin her iki boşanma davasına yönelik temyiz itirazları üzerine; eğitim giderleri yönünden katılma yoluyla temyiz hakkını kaybetmiştir.Bu sebeple davacı-karşı davalı kadının eğitim giderlerine yönelik katılma yolu ile temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı-karşı davalı kadının diğer yönlere ilişkin temyiz itirazları ile davalı-karşı davacı erkeğin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı erkeğin tüm, davalı-karşı davacı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
b-Taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe, ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Davacı-karşı davalı kadın, yetkili mahkemede yapılan ön incelemeden önce 05.05.2014 tarihli dilekçe ile 25.000 TL maddi tazminat ve iştirak nafakası için sonraki yıllarda artış talebinde bulunduğu halde bu talepleri ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi doğru görülmemiştir.
c-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 331/2. maddesi “görevsizlik, yetkisizlik, veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder” hükmünü taşımaktadır. Davalı-karşı davacı kadının yetki itirazı kabul edilip, dosya yetkili Bakırköy Aile Mahkemesine gönderildiğine göre, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca yetkisizlik kararına bağlı olarak da vekalet ücreti taktir edilmesi gerekirken, sadece davanın kabulü ve reddi nedeniyle vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmeyip bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacı-karşı davalı kadının eğitim giderlerine yönelik katılma yolu ile temyiz itirazlarının 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, hükmün yukarıda 2/b ve 2/c bentlerinde gösterile sebeplerle BOZULMASINA, hükmün diğer bölümlerinin ise yukarıda 2/a bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.21.04.2016 (Per.)

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.