Hürriyet Mahallesi, Kız Kalesi Sokak No:3 İç Kapı: 2, 34403 Kâğıthane/İstanbul
trenfrdearru

Çağlayan Boşanma Avukatı – Şişli Boşanma Avukatı

26.09.2019
Çağlayan Boşanma Avukatı – Şişli Boşanma Avukatı
İstanbul’un en büyük ilçelerinden biri olan Şişli içerisinde sırasıyla ceza davaları, boşanma davaları, icra davaları en çok sıklıkla görülen dava tipleridir. Kapatılan Beyoğlu, Şişli, Eyüp, Fatih ve Sarıyer adliyeleri de Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde birleştirildi. Haliyle bu davalara ilgilenecek, müvekkili ile doğru bir çalışma programı belirleyip gizlilik sınırları içerisinde görev yapacak avukat arayışı da artmaktadır. Haliyle bu davalara ilgilenecek, müvekkili ile doğru bir çalışma programı belirleyip gizlilik sınırları içerisinde görev yapacak avukat arayışı da artmaktadır. Günümüzde, halkın tabiriyle ceza avukatı, iş avukatı, boşanma avukatı, icra avukatı gibi terimler avukatlık kanunumuzda bulunmamaktadır. Bu tabirle belirtilmek istenen avukatın ilgi gösterdiği ve çalışma alanı olarak kendine belirlediği kategorilerdir. Her avukat bu davaları üstlenebilecektir.

Avukat Şişli Çağlayan’da Olması Zorunlu mudur?

İstanbul ili ilçesinde her avukat rahatlıkla diğer ilçelerdeki davaları takip edebilmektedir. İş yoğunluğuna bağlı olarak avukat ile iletişime geçilip davayı üstlenip üstlenmeyeceği öğrenilmelidir. Şişli’de avukatlık bürosu olan bir avukat, Kocaeli, Van gibi illerde de davaları üstlenebilecek iken İstanbul ili ilçesinde bulunan bir avukatlık bürosunun hangi ilçede olduğunun bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan avukat-müvekkil ilişkisiyle davaya ait bilgileri edinmek sonrasında avukatın dosya üzerinde gerekli özeni göstererek gizlilik prensibi doğrultusunda çalışmasıdır. Her avukat bu özeni göstermek için gerekli çalışmayı yapacaktır. Şişli en iyi boşanma avukatı  veya çağlayan boşanma avukatı gibi bir terim kanunumuzda bulunmamaktadır. Avukatlık mesleği, kendine özgü disiplin ve etik kuralları bulunan onurlu bir meslektir. Her avukat davalarınızı takibini yapabilir ancak siz en güvendiğiniz avukatla çalışma özgürlüğüne sahipsiniz.

Şişli Boşanma Avukatı Teknik Bir Terim mi? Boşanma Avukatı Ne İş Yapar ?

Avukatlık kanunumuz yurtdışında olduğu gibi avukatların çalışma alanları veya ihtisas alanları bulunmamaktadır. Her avukat , hukuki alanlarınızın tümüne yardımcı olabilecek nosyona sahip olduğu kabul edilmektedir. Teknik anlamda boşanma avukatı gibi bir terim bulunmasa da pratikte dava tecrübeleri, ilgi alanları gibi unsurlar göz önüne alındığında boşanma avukatı tabiri kullanılmaktadır. Boşanma avukatı tabiriyle olarak davanızı üstlenen avukatlar dava ile hayati önem taşıyacak usul ve esasları inceleyecek hak kayıpları yaşamanıza engel olacaklardır. Bu sebeple boşanma davalarınızı mutlaka ama mutlaka bir avukata danışarak yürütmelisiniz. Avukat dışında davaların açılması için adliye önündeki dilekçeci sıfatıyla çalışan kişilerden uzak durmalısınız. En çok sık karşılaşılan boşanma davası türleri,
  • Anlaşmalı boşanma davası açılması ve takibi
  • Çekişmeli boşanma davası açılması ve takibi
  • Mal rejiminin tasfiyesi davası açılması ve takibi
  • Nafaka ve tazminat davaları açılması ve takibi
  • Tanıma ve tenfiz davası açılması ve takibi
  • Velayet davaları açılması ve takibi
  • Nafaka uyarlanma davası açılması ve takibi
  • Nafaka ve tazminat alacaklarının tahsili için icra işlemleri yapılması
  • Şiddet gösteren eşin evden uzaklaştırılması davalarının açılması ve takibi

Şişli Çağlayan Adliyesi Boşanma Davalarında Hangi Mahkemeler Görevlidir ?

Boşanma davalarının görüldüğü mahkemeler kural olarak Aile Mahkemeleri görevlidir.  Aile mahkemesi olmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemeleridir. Şişli ilçesi sınırlarında işlenen suçlardan ötürü yetkili mahkeme Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ndedir. • 19 Mayıs    • Ayazağa       • Bozkurt      • Cumhuriyet       • Duatepe       • Esentepe      • Feriköy      • Halaskargazi   • Halideedip      • Harbiye     • Maslak      • Mecidiyeköy     • Meşrutiyet    • Okmeydanı    • Pangaltı    • Şişli    • Teşvikiye tüm bu mahalle ve semtler Şişli ilçesi içerisinde yer almaktadır. Esasen Çağlayan adliyesi, Kağıthane ilçesi sınırları içersinde yer almasına rağmen Şişli ilçesinede oldukça yakındır.

Aile Mahkemelerinde Görülen Belli Başlı Davalar ;

  • Şiddet mağduru veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin engellenmesi maksadıyla tedbir kararları vermek (6284 sayılı Kanun m.4, m.5).
  • Boşanma davası,
  • Boşanma protokolünün uygulanmasından kaynaklanan davalar,
  • Evlenmenin butlanı veya iptali davası,
  • Yaş küçüklüğü, gaiplik, kısıtlılık veya bekleme müddeti nedeniyle mahkemenin evlenmeye izin vermesi davası,
  • Boşanma davasıyla birlikte veya boşanmadan sonra açılan maddi ve manevi tazminat davaları,
  • Boşanan kadının eşinin soyadını kullanmasına izin davası,
  • Boşanan kadının bekleme müddetinin (iddet müddeti) kaldırılması,
  • Nafaka davaları,
  • Çocuğun velayeti veya velayetin değiştirilmesi davası,
  • Boşanmada mal paylaşımı davası (katkı payı alacağı, katılma alacağı, değer artış payı alacağı davaları),
  • Aile konutu şerhi konulması veya şerhin kaldırılması davası, aile konutu üzerinde sağ kalan eşe intifa hakkı tesisi davası,
  • Aile mallarının korunması davası,
  • Aile soyadının değiştirilmesi davası,
  • Babalık davası, soybağına itiraz ve iptal davası, soyabağının reddi davası,
  • Evlat edinme ve evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası,
  • Nişanın bozulması nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası,
  • Terk ihtarı gönderilmesi,
  • Vesayet davası

Boşanma Davasında Avukat Tutma Zorunlu mudur?

Türk hukuk sistemimizde gerek ceza davaları gerek hukuk davalarında gerek icra davalarında belli başlı istinalar haricinde avukat ile temsil yani avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dava ehliyetine sahip herkes kendi davasını takip edebilir veya bir avukat tayin edebilmektedir. Ancak aile mahkemeleri tarafından verilecek kararlar çoğu zaman hayatımızın geri kalanına büyük etkisi olacağı için teknik ,bilgi ve ayrıca takip gerektiren bu davaların boşanma avukatı ile yapılmasında fayda bulunmaktadır. Kimi zaman boşanma talebinde bulunacak kişiler avukat tutmak yerine adliye önlerinde bulunan dilekçeci kişiler tarafından tanzim edilen dilekçelerle davalarını açmaktadırlar. Bu şekilde yaşanılan hak kayıplarından sonra avukatların kapılarını çalan mağdur kişiler her geçen gün artmaktadır. Bu sebeple profesyonel hukuki yardım ve danışmanlık almak için avukat ile görüşmelisiniz.

Şişli’de Boşanma Davalarında Yetkili Mahkeme Hangisidir?

Madde 168 – Boşanma ve ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer adresidir.
Buna göre Şişli ilçesi sınırlarında ikamet eden kişinin boşanma davası İstanbul Aile Mahkemeleri’nde görülecektir.

Boşanma Davası Velayet ve Nafaka Tazminatı

Boşanma davasına bağlı açılacak davalarda velayetin eşlerden hangisinde olacağı, karşı taraftan nafaka talebi ve nafaka tazminatı gibi taleplerin tümünü içinde barındırır. Bu sebeple dava sırasında tedbir nafakasını sonrasında ise yoksulluk nafakasının talebi için mutlaka bir boşanma avukatı vasıtasıyla davaları yürütülmesinde fayda vardır. Adliye önlerinde bulunan arzuhalciler ile yapılan dilekçelerde oldukça büyük hak kayıpları yaşanabilmektedir. Şişli’de boşanma avukatı olsun veya olmasın Çağlayan ‘da davanızı açmak istiyorsanız mutlaka bir avukat ile mutlaka iletişim kurarak hukuki yardım alınmalıdır.

Çağlayan Şişli Boşanma Davaları için Avukatlık Ücreti

Şişli veya diğer ilçeler, şehirler fark etmeksizin tüm avukatlar Barolar Birliği tarafından her yıl yayınlanan asgari ücret tarifesinin altında ücret almaları yasaktır. Buna ek olarak İstanbul Barosu her yıl tavsiye niteliği taşıyan davalar için ücret belirlemektedir. Avukatlar bu tarife uymak zorunda olmayıp daha fazla ücret talep edebilirler. İstanbul ili için 2019 yılına ilişkin İstanbul Barosu tavsiye niteliğindeki avukatlık tarifesi şöyle;   AİLE MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR
Boşanma Davaları
 a) Anlaşmalı  5.200,00 TL
 b) Çekişmeli  7.500,00 TL
 c) Çekişmeli ve maddi, manevi tazminat istemli  7.500,00 TL  ’den az olmamak üzere dava değerinin % 15’i
Nafaka Davası  4.900,00 TL
 Tenfiz Davası  6.400,00 TL

Boşanma Davaları Yargıtay Kararları


Hukuk Genel Kurulu         2017/1519 E.  ,  2019/743 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

Taraflar arasındaki “iştirak nafakasının azaltılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 2. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 09.05.2014 tarihli ve 2013/1025 E., 2014/318 K. sayılı karar davacı tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 09.02.2015 tarihli ve 2014/15543 E., 2015/1871 K. sayılı kararı ile: “…Davacı, dava dilekçesinde; ticari hayatının bozulduğunu ileri sürerek, Bakırköy 1.Aile Mahkemesi’nin 2009/877 Esas sayılı dosyasında verilen karara göre, ödemekte olduğu aylık 1.000,00 TL iştirak nafakasının 100,00 TL’ye indirilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, cevap dilekçesi ile; dava dilekçesinin usulüne uygun düzenlenmediğini, dava harcının eksik yatırıldığını, boşanmaya karar verildiği tarihte müşterek çocuğun henüz 3 yaşında olduğunu, söz konusu davada tarafların mali ve içtimai durumları gereğince iştirak nafakasının 1.000,00 TL olarak belirlendiğini, aradan 5 yıl geçtiğini ve çocuğun okula başladığını, geçen bu uzun sürede bakım, iaşe ve barınma masraflarının arttığını, buna karşın davacının nafakada hiçbir artış yapmadığını; kaldı ki, davacının gelir durumunda da bu güne dek herhangi bir olumsuz gelişme yaşanmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir. Mahkemece; müşterek çocuk için 2009 yılında 1.000,00 TL iştirak nafakası takdir edildiği, davacının bu miktarı ödemeyi kabul ettiği ve tarafların anlaşarak boşandıkları, çocuğun büyüdüğü, ihtiyaçlarının arttığı, annenin maddi durumunun iyi olmasının babaya iştirak nafakasından muafiyet sağlamadığı, 1.300,00 TL kira ödeyen davacının gelirinin 1.250,00 TL olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve davacının gelirini perdelemeye çalıştığı kanaatinin oluştuğu gerekçesi ile; davanın reddine yönelik (duruşma yapılmadan) dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilmiş, hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir. Dava, iştirak nafakasının azaltılması istemine ilişkindir. 1982 Anayasasının “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36.maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlığı adı altındaki 27.maddesinde ise; “(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. …nun 27.maddesinde düzenlenen “Hukuki dinlenilme hakkı” iddia ve savunmada bulunma hakkından daha geniş olarak ve Anayasanın 36.maddesine uygun bir düzenlemedir. Buna göre davanın taraflarının yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere bu hak Anayasanın 36.maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. İddia ve savunma hakkı olarak da bilinen bu hak, tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını tam ve eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Hakim, tarafları dinlemeden veya açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. (Yargıtay …K.’nun 2009/52 Esas, 2009/105 Karar sayılı kararı) …nun 137.maddesinde; “(1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. (2) Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez.” hükmü ile ön incelemenin kapsamı belirlenmiştir. …nun 138- (1).maddesinde de, “Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir.” hükmü ile dava şartları ve ilk itirazlar hakkında mahkemece verilecek karara ilişkin vurgulama yapılmıştır. Hakim, dilekçeler tamamlandıktan sonra, öncelikle dosyayı bu haliyle incelemeli ve mümkünse gerekli kararı vermelidir. Dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olan ön inceleme işlemleri, dava şartları ve ilk itirazlardır. (HMK 138) Dava şartları ve ilk itirazlarda eksiklik yoksa diğer ön inceleme işlemleri için duruşma açılmalıdır. (Prof.Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr.Oğuz Atalay, Prof.Dr.Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, 2013 14.Baskı, sayfa 572 vd.) Somut olayda; mahkemece, dava dilekçesi ve tensip zaptı davalıya; tensip zaptı davacıya tebliğ edilmiş, ön inceleme duruşması yapılmadan, duruşma günü için taraflara davetiye çıkartılmadan dosya üzerinden ve davanın esasına yönelik karar verilmiştir. Yukarıda da bahsedildiği üzere, dava şartları ve ilk itirazlar dışında ön inceleme işlemlerinin duruşmalı olarak incelenmesi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra gerekli görülmesi halinde tarafların tahkikat için duruşmaya davet edilerek davanın esasına yönelik karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, mahkemece; taraflar, iddia ve savunmada bulunmaları için usulüne uygun olarak mahkemeye çağrılıp dinlenilmeden; hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek, davanın esasına yönelik yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Bozma nedenine göre, sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438’inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, iştirak nafakasının azaltılması istemine ilişkindir. Yerel Mahkemece, indirim koşulları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacının temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Bozma kararına karşı yerel mahkemece ilk karardaki gerekçelere ilâveten nafaka davalarının HMK’nın 316/1-ç maddesine göre basit yargılama usulüne tabi olduğu, basit yargılama usulüne tabi olan davalarda tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap haklarının bulunmadığı, dilekçenin davalıya tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre geçtiği hâlde cevap vermediği, tarafların mali ve ekonomik durumları da araştırılıp nüfus kayıtları da celp edildikten sonra tahkikatın tamamlandığı, HMK’nın 320/1. maddesi gereğince tarafların duruşmaya çağrılmadan dosya üzerinden karar verilmesinin mümkün olup olmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu, mahkemece duruşma açılmadan karar verilmesinin mümkün görüldüğü ve mevcut delillere göre bir karar verildiği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; basit yargılama usulüne tabi eldeki davada 6100 sayılı HMK’nın 320. maddesi uyarınca taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinde yapılan inceleme ile karar verilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, basit yargılama usulüne tabi olan eldeki davada yerel mahkemece duruşma açılmadan verilen ilk kararın bozulması üzerine, mahkemece taraflara bozma kararı tebliğ edilmesine rağmen, duruşma günü verilip bozmaya karşı diyecekleri sorulmaksızın dosya üzerinden verilen direnme kararının usul ve yasaya uygun bir direnme kararı olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir. Öncelikle “hukuki dinlenilme hakkı” kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır: Usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmadan bir davada karar verilemeyeceğine ilişkin kural, hukuki dinlenilme hakkının bir unsuru olarak düzenlenmiştir. İddia ve savunma hakkı olarak da ifade edilir. Ancak taraf olsun, olmasın herkesin mahkeme önünde hukuki dinlenilme hakkı vardır. Hukuki dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkının medeni usul hukukundaki görünümüdür. Usulü nitelikte bir genel haktır. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkının bir unsurudur ( Pekcanıtez, H.: “Hukuki Dinlenilme Hakkı”, Prof. Dr. Seyfullah Edis’e Armağan, İzmir 2000, p. 753-791, s. 753-754). Silahların eşitliği ilkesi ile de ilişkilidir. Bilindiği üzere, çekişmeli yargıda kural olarak duruşma yapılması zorunludur. Buna göre hâkim iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafları duruşmaya çağırmak zorundadır. Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hâkim tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Taraflar duruşmaya çağrılmadan, diğer bir deyişle; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece taraflar dinlenmek üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Aksi hâlde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Kuru, B: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt II, s.1876 vd). 6100 sayılı HMK’nın “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Buna göre mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukuki dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukuki dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. Anayasamızın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. HMK’nın 27. maddesi hükmüne göre: “(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir”. Hukuki dinlenilme hakkı olarak maddede ifade edilen ve uluslararası metinlerde de yer bulan bu hak, çoğunlukla “iddia ve savunma hakkı” olarak bilinmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır. Bu hak, yargılamanın tarafları dışında, müdahiller ve yargılama konusu ile ilgili olanları da kapsamına almaktadır. Her yargılama süresi kendi hakkıyla bağlantılı ve orantılı olarak bu hakka sahiptir. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Bu hakkın ikinci unsuru, açıklama ve ispat hakkıdır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum “silahların eşitliği ilkesi” olarak da ifade edilmektedir. Üçüncü unsur ise, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi; bozma sonrası yargılamanın devamı, uyup uymama yönündeki kararın verilebilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden usulünce haberdar edilmesi ve böylece taraf teşkilinin sağlanması ile mümkündür. Bu yolla kişi, hangi yargı merciinde duruşması bulunduğuna, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğuna, yargılamanın safahatına, bozma ilamının içeriğine, bozma sonrası duruşmanın hangi tarihte yapılacağına, verilen kararın ne olduğuna, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile vakıf olabilecektir. Görüldüğü üzere, taraf teşkili sadece davanın açılması aşamasında değil, yargılamanın diğer aşamalarında da önem taşımaktadır. Mahkemenin bozma ilamına uyma ya da direnme konusunu karara bağlamadan önce de bozma ilamını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’ya eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 429. maddesinin amir hükmü gereği zorunludur. Nitekim, bozma kararı sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 1086 sayılı HUMK’nın 429. maddesinin ikinci fıkrasında “…Mahkeme, temyiz edenden 434’üncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir” hükmü öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında yerel mahkemenin Özel Dairece verilen bozma kararından sonra duruşma açarak tarafların beyanlarını almaksızın kendiliğinden ve dosya üzerinden direnme kararı vermesi açıkça usul ve yasaya aykırıdır. Bu durumda yasal düzenlemelere uygun şekilde oluşturulmuş bir direnme kararının varlığından söz edilemez. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2017 tarihli ve 2017/21-2509 E. 2017/1306 K.; 28.03.2018 tarihli ve 2017/11-61 E. 2018/560 K.; 15.11.2018 tarihli ve 2018/3-899 E., 2018/1726 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Mahkemece yapılacak iş; duruşma gününün 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te belirtilen hükümlere uygun olarak yöntemince tebliği ile taraf teşkilinin sağlanması ve ancak bu usulü eksiklik tamamlandıktan sonra bir karar vermekten ibarettir. Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan nedenlerle ve salt bu usulî eksikliğe dayalı olarak direnme kararının bozulmasına, bozma nedenine göre davacı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanunun 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.06.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

İlgili Makaleler :
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.