Cevizli Mah. Kastamonu Sk. No:23/17 Adalet İş Merkezi, 34865 KARTAL İSTANBUL
trenfrar

“Ceset yoksa Cinayette Yoktur” Cmk Delil Tartışması

09.09.2019
179
“Ceset yoksa Cinayette Yoktur” Cmk Delil Tartışması

“Ceset yoksa Cinayette Yoktur” meşhur sözüyle verilen mahkeme kararlarında gerçekten de ceset yoksa cinayet yok mudur sözünü sıklıkla sorar olduk.  Kasten insan öldüme suçunun failleri “ceset yoksa cinayette yoktur” mantığını bilmektedir. Cinayet suçunun öncesinde veya sonrasında mutlaka fail bir avukat gibi tüm kanunları araştırır ve buna göre hareket eder.  Her suç bir iz bırakır mantığını bir kenara bırakarak  insan öldürme suçunu işleyen failler bütün izleri yok ettiğini zannederek suçu örtbas etmeye çalışır.  Çok nadir durumlarda failler istediğini geçici olarak başarabilmektedir. Faili meçhul dosyalarının oluşmasında aslında failin suçu örtbas etmesi değil iyi bir soruşturma aşaması geçirilmemiş olmasındandır.

Neden “Ceset yoksa cinayette yoktur” mantığı benimsenmiştir ?

Öncelikle bu sorunun cevabını aramalıyız.  Ceza Genel Kurulunun 16.05.2006 gün ve 137-142 sayılı kararında da belirtildiği üzere, ceza muhakemesi hukukunda vicdani delil sistemi benimsenmiştir. Bu sistemle ifade edilmek istenen, hem delil serbestliği, hem de delillerin değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza muhakemesinde somut gerçek arandığından, hakimi bu gerçeğe götürebilecek her şey delil olabilir. Ancak, hükme dayanak alınan delillerin gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı ve hukuka uygun bulunmaları gerekir. Bu belirlemeler ceza muhakemesinde şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü hak ve adalet duygularını yaralayacaktır.

Hukukun evrensel temel ilkeleri, kişiyi kendinden bile korumaktadır.  Kişinin herhangi bir suç işlemediği halde mahkemeye şu kişiyi ben öldürdüm diyerek başkaca bir delil olmadan tutuklaması masumiyet ilkesi, iddia edenin iddiasını ispat külfeti bulunması sebebiyle reddedilecektir.  Mahkemenin aksi durumda karar vermesi hukukun evrensel temel ilkelerini ihlal etmenin yanı sıra devletin daha sonra ödeyeceği tazminat yüküyle de karşı karşıya bırakma olasığı bulunmaktadır.

Bu sebeple , mahkemenin vicdani kanaati diğer tüm deliller ile birlikte uyum içinde olmalı ve diğer deliller ile desteklenmelidir.

Ceza yargılamasında kolluğun olay yerinde elde ettiği deliller, soruşturma ve iyi bir ifade alma yöntemi yoluyla elde edilen sanık beyanları çok önemlidir. Özellikle bazı durumlar da zorunlu müdafii gereken suç ile alakalı kolluk müdafii olmadan ifade almaktadır. Burada delil açısından önemli bir hususta avukatın kolluk ifadesinde hazır olduğu şüphelinin ifadesi delil niteliği taşımaktadır. Yani sıcağı sıcağına alınan avukatın da imza altına aldığı tutanaktan şüphelinin kovuşturma aşamasında geri dönmesi mahkeme tarafından büyük bir çelişki olacaktır. Zira mahkeme, avukatında imza altına aldığı ifade tutanağı ile hükme esas delil olarak değerlendirebilecektir.

Her zaman “Ceset yoksa cinayette yoktur” durumu söz konusu değildir..

İnsan öldürme suçunda ceset bulunamıyor ancak itiraf söz konusuysa mahkeme ifadenin içeriğine bakacaktır. Yargıtay vermiş olduğu kararlarda failin, maktul ile alakalı suçu detaylandırarak anlatması ifadelerinin akıl, mantık ve kanıtlayıcı açıklamalarının bulunması durumunda failin beyanlarına itibar edinilmesi yönünde hüküm kurmuştur.

Erzincan’da maktulun son görüştüğü kişi olması sebebiyle tutuklanan şahsın, maktulü öldürdüğünü itiraf etmesiyle başlayan süreçte daha sonra sanığın öldürdüğü yerde cesedin bulunamaması sebebiyle ifadesinden geri dönerek öldürmediğini beyan etmiş bunun üzerine ceset yoksa cinayette yoktur diyerek mahkeme tarafından Beraat kararı verilmiş. Müşteki avukatı tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine kovuşturmanın eksik yapıldığı iddiası kabul edilerek maktulün üzerindeki kan lekeleri üzerinde DNA incelenmesi yönüyle yargıtay dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiş yerel mahkeme tekrar yaptığı incelemede kan lekelerinin aradan zaman geçmesi sebebiyle kimyasal tepkimeye uğradığından başarılı bir sonuç alınamayacağı bahsiyle şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilmiş bu kararı da temyiz eden müşteki avukatı gerekli itirazlarda bulunduktan sonra Yargıtay verdiği kararla failin olayın nasıl meydana geldiği yönüyle detaylı anlatımlarına itibar edilmesi gerektiği belirtilip tekrar bozma kararı verilmiş ve yerel mahkeme, Yargıtay’ın kararına uyarak kasten öldürme sebebiyle faile müebbet hapis cezası verdi.

Yine bir başka Yargıtay Kararında;

Ceza Genel Kurulu         2013/1-59 E.  ,  2013/302 K.

“İçtihat Metni”

İtirazname : 2011/218624
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi : KIRKLARELİ Ağır Ceza
Günü : 01.03.2011
Sayısı : 237-78

Kasten öldürme suçundan sanık Ö. D.in 5237 sayılı TCK’nun 81, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.03.2011 gün ve 237-78 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.02.2012 gün ve 7702-1032 sayı ile;
“Oluşa, dosya içeriğine ve gösterilen gerekçeye göre; soruşturma evresinde hiçbir kuşku altında kalmayan sanığın, kolluğa müdafii ile birlikte başvurarak hiçbir zorlama altında olmadan ve suç üstlenme hali de bulunmadan inandırıcı ve oluşa uygun bir şekilde yüklenen suçu kabul ettiği, kolluktaki beyanını soruşturma ve kovuşturma evresinde tutarlı bir şekilde doğruladığı, bu bağlamda suçun sübut bulduğu yönünde gösterilen gerekçede isabetsizlik görülmediğinden, mahkumiyetine yeterli somut ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmesi yönünde görüş bildiren tebliğnamedeki düşünce benimsenmemiştir” açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.04.2012 gün ve 218624 sayı ile;
“Maktul olarak kabul edilen M. C., 21 Aralık 2001 günü gecesi Kırklareli ilinde eşi ile birlikte oturduğu ikametgâhından gece yarısı üzerinde eşofmanları olduğu halde eşine herhangi bir açıklamada bulunmadan çıkmış olup, o tarihten itibaren kendisinden haber alınamamıştır. M.C.kayıp olarak aranmaya başlanmış, babası İ.C.in Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı hasımsız dava sonucunda hakkında gaiplik kararı verilmiş ve bu karar 01.12.2005 tarihinde kesinleşmiştir. M.C.kayıp olarak aranmaya devam edilmiştir.
10.05.2010 tarihinde sanık Ö.D. bizzat kolluğa müracaatta bulunarak kayıp olarak aranan M.C.in öldürülmesine dair açıklamalarda bulunacağını beyan ederek, 11.05.2010 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda yaptırılan yer gösterme sonucunda sanığın anlatımları esas alınarak olay mahallinden alınan materyallerin moleküler genetik incelemesi sonucunda materyaller üzerinde herhangi bir kan izine rastlanılmamış olup, DNA analizlerinden de cevap alınamadığına dair 21.06.2010 tarihli ekspertiz raporu düzenlenmiştir.
Sanığın dosya kapsamında bulunan değişmeyen beyanlarında, 2001 yılı Kasım ya da Aralık ayı olabileceğini belirttiği bir tarihte gece yarısı Kasaplar arası olarak bilinen yerde faaliyet gösteren Maksim Birahanesini işleten çocukluktan beri arkadaşı olan nüfus kaydına göre 25.03.2004 tarihinde ölen T. K. ile birlikte birahanede oturup uyuşturucu madde ve alkol aldıkları esnada hiç tanımadığı ve ilk kez birahanede karşılaştığı, 11.05.2010 tarihli tutanakla kendisine fotoğrafı teşhis ettirilen M. C.’in birahaneye geldiğini, bira istediğini, birasını içerken ortada bir neden yokken T.’a elini uzatarak ‘Sen şerefsizsin’ dediğini bilahare, kendisine dönüp ‘Sen de şerefsizsin’ şeklinde hitap ettiğini, bunun üzerine kendisinin M. C.’i oturduğu sandalyeden kaldırarak duvara sırtı dönük şekilde yaslamak suretiyle üst araması yaptığını, üzerinde kendilerine zarar verebilecek bir alet bulunmadığını tespit etmesi üzerine M.’yı sandalyeye doğru iterek oturttuğunu, bu sırada T. K.’ın M.C.’e sorular sormaya başladığını, M.C.’in bu sorulara kayıtsız kalması üzerine, T.ın M.yı önce yumruklayarak birahanenin giriş kapısına doğru sürüklediğini, burada üzerinde taşıdığı bıçağı ceketinin cebinden çıkartarak yaklaşık 10-15 kez seri şekilde M. C.’in göğüs ve karın bölgesine vurduğunu, seri bıçak darbeleri sonucu M.’nın yere düştüğünü, T.’ın ise yeniden esrar ve alkol aldıkları masaya döndüğünü, yaklaşık 15 dakika sonra T.ın kendisine suçta kullandığı bıçağı vererek M.C.e vurmasını istediği, o esnada M.’nın hareketsiz bir şekilde yerde yattığını, yaşayıp yaşamadığını bilemediğini, kendisinin T.’dan aldığı bıçakla M.’nın yanına giderek yaklaşık 8-10 kez bıçakladığını, daha sonra şahsın üzerindeki tüm giysileri çıkartarak ve eşyaları alarak üzerinden çıkan paralar da dahil olmak üzere birahanede bulunan sobada yaktıklarını, T. K.’ın birahane dışından çuval ve balta getirmesi üzerine cesedi parçalara ayırarak iki ayrı çuvala yerleştirdiklerini, birahanenin içini temizlediklerini, T.’ın kendisine ait aracını dükkanın kapısına yaklaştırarak çuvalları aracın bagajına yerleştirdiklerini, sabah olduğunda kendisinin dükkanda kaldığını, T.’ın ise ceset parçalarını aracı ile götürdüğünü, 2-3 saat sonra geldiğinde cesedi ne yaptığını sorduğunda T.’ın ceset parçalarını Dereköy yolunda ormanlık arazide sağa sola attığını söylediğini beyan etmekle;
a- Sanık, soruşturma ve kovuşturma evresinde oldukça teferruatlı bir şekilde itirafta bulunmuş ise de, bu itirafı yalnız başına kalmış olup, olayın oluş biçimini doğrulayacak her hangi bir delilin sanığın yanında veya olay mahalli olarak belirttiği yerde mevcut olmadığı gibi, cesedin parçalara bölünerek atıldığını söylediği yerlerde maktule ait ceset parçası, kemik ve benzeri materyalin ele geçirilemediği, tanık gibi başka delillerle de desteklenmeyen sanık itirafının tam bir vicdani kanaat verecek nitelik ve kesinlikte delil olarak kabulü olanağı yoktur. İkrarın delil olarak kabul edilebilmesi için başka delillerle doğrulanması, elde edilen bütün delillerle birlikte düşünülüp değerlendirilmesi ve böylece inandırıcılık niteliği kazanması gerekir. Tek başına ikrara dayanılarak hüküm verilemez. İkrar ancak başka delillerle doğrulandığı takdirde kabul edilebilir.
b- Bir an için sanığın ikrarı doğru kabul edilerek hükme esas alınması halinde dahi; mahkeme kararının gerekçesinde de belirtildiği üzere ‘maktulün ölümünün, T.K.’ın bıçak darbeleri neticesinde mi yoksa sanık Ö.’ün bıçak darbeleri sonucunda mı meydana geldiğinin maktulün cesedinin bulunulamaması ve ceset üzerinde tıbbi delillerin elde edilememesi nedeni ile mahkememizce tespit edilememiş olsa dahi’ şeklindeki kabulü nazara alınarak, mahkumiyet kararı için bir ihtimalle yetinilmesi kabul edilemeyeceğinden, şüpheden sanığın yararlanması ilkesi (in dubio pro reo) gözetilerek yenilemeyen şüphe sanık lehine yorumlanmalı ve sanık hakkında kasten öldürme suçundan mahkumiyet kararı verilmemelidir.
Belirtilen nedenlerle verilen mahkûmiyet hükmünün bozulması gerekirken, Yüksek Dairece onanması yasaya aykırılık oluşturmaktadır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün bozulması isteminde bulunmuştur.
CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.12.2012 gün ve 4398-9979 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa yüklenen kasten öldürme eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Kırklareli Jandarma Komutanlığında kıdemli üstçavuş olarak görev yapan maktul M..C.’in eşi A.C.’in beyanına göre 21.12.2001 tarihinde gece saat 00.30 sıralarında altında eşofman, üzerinde mont ve ayağında asker botu ile hiçbir şey söylemeden dışarı çıktığı, ertesi gün işe gitmemesi nedeniyle işyerinden eşi aranarak neden işe gelmediğinin sorulduğu, herhangi bir bilgisinin olmadığını söyleyen eşi A.’ün 24.12.2001 tarihinde maktulün babası katılan İ. C.’i arayarak maktulü sorduğu ve orada da olmadığı bilgisini aldığı, kendisi de emekli asker olan maktulün babası katılan İ.C.in oğlunun bulunması amacıyla öncelikle askeri makamlara, akabinde de Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduğu, askeri makamlar tarafından firar ettiği şüphesiyle işlemlerin başlatıldığı, Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ise 2002/16 sayılı hazırlığa kayıt yapılarak Türkiye genelinde Cumhuriyet Başsavcılıklarına talimat yazıldığı, ancak herhangi bir sonuç alınamadığı,
Maktulün eşi A. C.tarafından açılan boşanma davası üzerine Kırklareli Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.02.2003 gün ve 697-22 sayılı kararı ile tarafların şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmasına karar verildiği ve taraflarca temyiz edilmeyen kararın 25.04.2003 tarihinde kesinleştiği,
Maktulün babası İ.C.’in başvurusu üzerine Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.10.2005 gün ve 1352-446 sayılı kararı ile M.C.’in gaipliğine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin 01.12.2005 tarihinde kesinleştiği,
M.C.’in ortadan kaybolduğu tarihten yaklaşık 8,5 yıl sonra 10.05.2010 tarihinde kolluğa başvuran Ö.D.’in kendisinin de ortak olduğu bir cinayeti anlatacağını belirtmesi üzerine, Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığınca Ö. D.e olayın gerçekleştiğini söylediği mekânda yer gösterme işlemi yaptırıldığı,
Olay yeri inceleme ekiplerince suçun işlendiği belirtilen yerde yapılan inceleme sonucunda delil elde etme amacıyla bir kısım numuneler alındığı,
Ancak İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 21.06.2010 günlü bilirkişi raporunda, bu numunelerden herhangi bir delil elde edilemediğinin bildirildiği,
Ö. D.’in diğer suç ortağı olduğunu belirttiği T. K.’ın cesedi attığını söylediği yerde yapılan araştırmada aradan uzun bir süre geçtiğinden herhangi bir ceset parçasının bulunamadığı,
Ö. D.’in akıl sağlığının yerinde olup olmadığının tespiti amacıyla gönderildiği Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Dairesinin 24.12.2010 gün ve 4424 ve Gözlem İhtisas Dairesinin 03.12.2010 gün ve 956 sayılı raporlarında, akıl sağlığının yerinde olduğu ve kasten öldürme suçu yönüyle cezai sorumluluğunun tam olduğu bilgisine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık A.C. özetle; Kırklareli Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, 21.12.2001 günü saat 00.30 sıralarında eşi M..’nın evden eşofmanları ile hiçbir şey söylemeden çıktığını, markete gittiğini düşünerek kendisine bir şey sormadığını, eşinin ara sıra alkol aldığını, bu nedenle markete bira almak için gitmiş olabileceğini düşündüğünü, 22.12.2001 Cumartesi günü çalışmış olduğu İl Jandarma Komutanlığından aradıklarını ve eşinin işe gelmediğini söylediklerini, kendisinin 21.12.2001 günü saat 00.30 sıralarında eşofmanları ile evden çıktığını ve bir daha geriye gelmediğini anlattığını, eşinin daha önceden de Çanakkale ilinde bir defasında görevine haber vermeden gittiğini ve 3-4 gün sonra haber verdiğini, yine bu şekilde olabileceğini düşündüğünden dolayı hiçbir merciye müracaatta bulunmadığını, eşinin M. ilinde ikamet eden babası İ.C.’i 24.12.2001 günü telefon ile arayıp, eşinin cuma gününden bu yana eve gelmediğini belirterek “sizin yanınızda mı veya sizinle irtibat kurdu mu” diye sorduğunu, onların da bu konudan haberleri olmadığını öğrendiğini, eşi ile aralarında herhangi bir kavga ve dargınlık olmadığını, eşinin hayatından endişe ettiğini, eşi ile ilgili olarak bir yıl önce Çorlu Devlet Hastenesinde çift kişilikli olduğu yönünde teşhis konulduğunu, ancak eşinin tedaviye uymadığını, eşinin cep telefonu kullanmadığını belirtmiş,
Tanık T.K.özetle; T.K.’ın kardeşi olduğunu, 24.03.2004 tarihinde annesinin ikamet etmiş olduğu evde yangın çıktığını ve annesi ile birlikte kardeşi T.’ın da öldüğünü, kardeşinin cezaevinde bulunmadığı süreler içerisinde birlikte babasının üzerine olan Maksim Birahanesinde çalıştıklarını, bazen işyerinde kardeşi ve bazen de kendisinin durduğunu, Ö.D.isimli şahsı tanıdığını, kardeşinin yanına birahaneye gelip gittiğini ve kardeşi ile birlikte gezdiğini, yine aynı şekilde birahanede yardım amacıyla kardeşinin yanında takıldığını, olay tarihinde küçük yaşta çocuğunun olması nedeniyle birahaneye gündüzleri gelip akşamları eve gittiğini, zaman zaman dükkana uğradığını, geceleri ise genellikle dükkanda T..’ın kaldığını, bu tarihlerde Ö.ile birlikte kardeşi T.’ın dükkanda durduklarını, dükkanda yakmak amacıyla çuvallarla dönem dönem sobayı tutuşturmak amacıyla parça odun aldıklarını, işyerinde herhangi bir balta bulundurmadıklarını, bu güne kadar işyerinde balta bulundurmadığını ve görmediğini, kardeşi T.’ın üzerinde sürekli sustalı türünde, açılır kapanır bıçak taşıdığını bildiğini, M.C.’in çalıştırmış olduğu birahanede öldürülmesi olayı ile ilgili bu güne kadar hiçbir şey duymadığını, kardeşinin de cinayet olayı ile ilgili olarak kendisine hiçbir şey anlatmadığını, Kardeşi T.’ın …plaka sayılı 1985 model siyah renkli Doğan marka aracı kullandığını, aracın halen annesinin üzerine kayıtlı olduğunu, bu aracı 2003 yılı içerisinde kardeşinin satın aldığını ve annesinin üzerine kayıt tescilini yaptırdığını dile getirmiş,
Tüm aşamalarda müdafii huzurunda T.K.ile birlikte M.C.’i öldürdüğünü kabul eden sanık Ö. D.savunmalarında özetle; 2001 yılı Kasım ya da Aralık ayında, yılbaşına yakın bir zamanda tahminen gece saat 24:00 sıralarında Maksim birahanesinde müşteri kalmadığını, sadece T. ile kaldıklarını, T. ile birahanede bira içip esrar kullandıklarını, bu sırada isminin M. C.olduğunu sonradan öğrendiği ve kendisini daha önceden hiç görmediği, tahminen 25-30 yaşlarında şahsın geldiğini, hatırladığı kadarıyla M.C.’in altında koyu renkli bir eşofman, üzerinde koyu bir renkli mont, montunun içinde bir kazak, ayaklarında ise siyah renkli bir bot bulunduğunu, birahaneye geldikten sonra bira istediğini, birahaneyi kapatmalarına çok az bir süre kaldığını, 10-15 dakika sonra birahaneyi kapatacaklarını söylediğini, ben içerim diyerek cevap verdiğini, bunun üzerine kendisine bir bira verdiğini, girişe göre sol tarafta bulunan duvar kenarındaki masaya oturup birasını içmeye başladığını, o birasını içerken kendilerinin de alkol ve esrar içmeyi sürdürdüklerini, birahanenin kapanma saati geldiğinde M. C.’in birasını bitirip bitirmediğini kontrol ettiğini, birasını bitirmediğini görünce saatin geç olması nedeniyle aşağıya inip birahanenin giriş kapısını kapattığını ve iç ışıkları söndürdüğünü, sadece televizyonun açık kaldığını, 10-15 dakika sonra M. C.’in “masanıza gelebilir miyim” diye söylediğini, kendisini masalarına davet ettiklerini, karşılıklı olarak birbirlerini tanıttıklarını, kısa tanışma dışında aralarında herhangi bir konuşma geçmediğini, M. C. masaya geldikten 10-15 dakika sonra kendisine hiç birşey söylemedikleri halde elini T.a doğru uzatarak bir anda “sen şerefsizsin” diyerek hitap ettiğini, T.ile göz göze geldiklerini ve ne olduğunu anlamaya çalıştıklarını, daha sonra kendisine yönelip “sen de şerefsizsin” dediğini, bunun üzerine hemen yerinden kalkarak M.C.i oturduğu sandalyeden kaldırıp karşıdaki duvara yaslayıp kabaca üst aramasını yaptığını, üzerinde zarar verebilecek bir şey olmadığını görünce iterek sandalyeye oturttuğunu, T.”sen kimsin seni buraya kim gönderdi” diye sorular sormaya başladığını, M. isimli şahsın cevap vermediğini, kayıtsız ve lakayt bir şekilde boş boş baktığını, T.’ın aynı soruyu tekrarladığını, şahsın aynı şekilde cevap vermemesi üzerine bu kez şahsı yakalayıp, sürükleyerek ve yumruklayarak birahanenin giriş kapısına doğru götürdüğünü, daha sonra her zaman üzerinde taşıdığı bıçağı çıkarıp M..nın karın ve göğüs bölgesine vurmaya başladığını, tahminen 10-15 kez vurduğunu, şahsın yere yığıldığını, T.’ın yeniden masaya gelip, oturduğunu, bira içip esrar çekmeye devam ettiklerini, daha sonra T.’ın bıçağı kendine vererek, “sen de git vur sonuçta benim suç ortağım olacaksın” dediğini, bıçağı alarak şahsın yattığı yere gidip karın bölgesine 8-10 kez bıçağı sapladığını, bıçağı vurduğu sırada şahsın yaşayıp yaşamadığını bilmediğini, hareketsiz şekilde yattığını hatırladığını, sonra bıçağı temizleyip T.’a verdiğini, bir süre daha bira ve esrar içmeyi sürdürdüklerini, üzerindeki eşyaları kontrol ettiklerinde nüfus cüzdanını bulduklarını, şahsın isminin M.C.ve Mersin İçel doğumlu olduğunu öğrendiklerini, şahsa ait askeri kimlikten jandarma astsubay olduğunu anladıklarını ve korkuya kapıldıklarını, para da dahil olmak üzere cüzdanındaki herşeyi, araba anahtarını ve üzerindeki tüm kıyafetlerini sobada yaktıklarını, daha sonra T.’ın evden getirdiği balta ile cesedi parçaladıklarını, küçük küçük parçaları çuvallara koyduklarını, daha sonra etrafta bulunan kanları suyla temizlediğini, duvarlara yapışan parçaları ve kanları da hiç iz bırakmayacak şekilde temizlediğini, ortalıkta herhangi bir kan izi bırakmadıklarını, baltayı da aynı şekilde yıkayıp temizlediklerini, bu sırada havanın aydınlamaya başladığını, sabah saat 09:30 gibi T.’ın plakasını hatırlamadığı siyah eski kasa Murat 131 doğan marka aracını dükkana getirdiğini, çuvalları bagaja koyduklarını, yeniden birahaneyi kontrol ettiğini, bir leke olup olmadığını araştırdığını, T.’ın “sen dükkanda kal dikkat çekmeyelim dükkan kapalı olmasın ben bu cesedi götüreceğim, bundan kurtulmalıyız” dediğini, T.’ın gittikten 2-3 saat sonra geldiğini, birlikte alkol almaya başladıklarını, T.’ın bundan sonra sabahtan içmeye başlayalım, bu olayın etkisinde kalmayalım dediğini, olaydan kimseye bahsetmemeleri gerektiğini hatırlattığını, cesedi ne yaptığını sorduğunda, parçaları Dereköy yolunda ormanlık araziye sağa sola attığını söylediğini, nereye attığını net olarak söylemediğini, eskisi gibi dükkanda kalmayı sürdürdüklerini, sürekli alkol ve esrara devam ettiklerini, olayı kimseye söylemediklerini, ilk bir iki ay bu olaydan fazla etkilenmediğini, daha sonra alkol almadığı takdirde bu olayın etkisinden kurtulamaz hale düştüğünü ve unutmak amacıyla sürekli alkol ve esrar almaya başladığını, sürekli korkulu rüyalar gördüğünü, vicdanından bir türlü bu olayı atamadığını, T.’dan çekindiği için T.’ın sağlığında bu olayı kimseye anlatmadığını, T. 2004 Mart yada Nisan aylarında evini yakıp intihar ederek annesiyle birlikte yanarak öldükten sonra Kırklareli’nde pek kalmadığını, sürekli dışarılarda çalıştığını, vicdanen rahatlamak için karar verdiğini, olayı anlatıp itirafta bulunmak üzere gidip polis merkezine teslim olduduğunu ve tüm olanları ayrıntısıyla anlattığını, olay sebebiyle pişman olduğunu, olay yüzünden sürekli alkol kullanır hale geldiğini, uyuşturucuyu ise sürekli kullanmasa da bulduğunda içtiğini söylemiştir.
5271 sayılı CMK’nun “Delilleri takdir yetkisi” başlıklı 217. maddesi;
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” hükmünü içermektedir.
Ceza Genel Kurulunun 16.05.2006 gün ve 137-142 sayılı kararında da belirtildiği üzere, ceza muhakemesi hukukunda vicdani delil sistemi benimsenmiştir. Bu sistemle ifade edilmek istenen, hem delil serbestliği, hem de delillerin değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza muhakemesinde somut gerçek arandığından, hakimi bu gerçeğe götürebilecek her şey delil olabilir. Ancak, hükme dayanak alınan delillerin gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı ve hukuka uygun bulunmaları gerekir. Bu belirlemeler ceza muhakemesinde şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü hak ve adalet duygularını yaralayacaktır.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Somut olayda her ne kadar maktulün ceset veya cesedine ait herhangi bir parça bulunamamış, eylemin gerçekleştirildiği belirtilen birahanede maktule ait kan ve DNA örneği elde edilemiş ise de, sanığın eylemi gerçekleştirdikten sonra olay yerinde bulunan kanlar ile duvarlara yapışan parçaları ve kanları da hiç bir iz bırakmayacak şekilde temizlediğini belirtmesi, maktule ait cesedi küçük küçük parçalara ayırıp, parçaları arazide farklı farklı yerlere attıklarını söylemesi karşısında, sanığın kolluğa başvurup, olayı itiraf ettiği tarihte eylemin üzerinden yaklaşık 8,5 yıl gibi uzun bir süre geçmiş olması nedeniyle, maktulün cesedine ait herhangi bir parça ile kan ve DNA örneğinin elde edilememiş olması hayatın olağan akışına aykırılık oluşturmamaktadır.
Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Dairesi ile Gözlem İhtisas Dairesi raporlarına göre akıl sağlığı yerinde olan sanığın, M.C. ile ilgili olarak öldürüldüğüne dair herhangi bir soruşturma bulunmaksızın kendiliğinden gelip, yetkili makamlara başvurarak itirafta bulunması, tüm aşamalarda müdafii huzurunda birbiriyle uyumlu olacak şekilde olayı anlatarak M.C.’i T. K.ile birlikte öldürdüklerini kabul etmesi, M.C.in işyerine geldiğini bildirdiği saat ile üzerinde bulunan kıyafetlere ilişkin söylediklerinin, maktulün eşinin anlatımları ile uyumlu olması, M. C.’in astsubay olarak görev yapmasından, Mersin İçel doğumlu olmasına kadar verdiği bilgilerin tamamının doğru olması, eylemi birlikte gerçekleştirdiklerini söylediği T.K. hakkında verdiği bilgilerin tamamının T.’ın kardeşi T… tarafından doğrulanması, sanığın anlatımda bulunmadığı takdirde ortaya çıkarılmasının mümkün görülmediği olayla ilgili olarak kendisini zorlayan herhangi bir dış etken olmaksızın yetkili makamlara başvurarak samimi bir şekilde itirafta bulunması, dosya içeriği itibariyle bir başkasının suçunu üstlenme halinin söz konusu olmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; sanığın, gerçekleştirilme şekli itibariyle kendisini vicdanen rahatsız ettiği ve etkisinden kurtulamadığı anlaşılan olayı, vicdanen rahatlamak amacıyla samimi bir şekilde anlatığının, dolayısıyla üzerine atılı kasten öldürme suçunu işlediğinin kabulü gerekmektedir.
Bu nedenle, sanığın haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü usul ve kanuna uygun olup, bu hükmü onayan Özel Daire kararında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan on Genel Kurul Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.06.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Avukatlık stajım gereği avukatların yapabileceği işleri yapmam yasaktır. Danışmanlık verilemez.