Cevizli Mah. Kastamonu Sk. No:23/17 Adalet İş Merkezi, 34865 KARTAL İSTANBUL
trenfrdearru

Dolandırıcılık Ve Nitelikli Dolandırıcılık Suçu

15.09.2019
236
Dolandırıcılık Ve Nitelikli Dolandırıcılık Suçu

Gün geçmiyor ki yeni bir dolandırıcılık suçu haberleriyle uyanalım. Her yeni haberle üzülüyor ve tecrübe ediniyoruz. Öyle ki kendini bu işe veren dolandırıcılık suçunu meslek edinmiş failler bunu bir iş mahiyetinde görüp kendilerini bu dolandırıcılık alanında geliştirmeye çalışıyorlar. Peki vatandaşlarımız kendini dolandırıcılık suçuna karşı kendini hazırlıyor mu? bu sorunun cevabı daha çok suç ve mağdur’un sosyolojik altyapısının incelenmesiyle ortaya çıkacaktır.

İlköğretimden alınmayan temel hukuk ve toplumsal bilinç eğitimi maalesef insanları kötü niyetli insanlara karşı çaresiz bırakmaktadır. Kimi zaman da bazı vatandaşlarımız dolandırıcılıkla karşı karşıya kaldığını bilmesine veya hissetmesine rağmen bu çukura düşmektedir.

Sonuç olarak hepimiz insanız ve insanoğlu olduğu sürece güven müessesi hep olacak güven oldukça bunu suistimal edenler de hep olacaktır. Biz en azından dolandırıcılık suçunun daha az indirgemek ve toplumu bilinçlendirmek adına dolandırıcılık suçu ile nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarına bu yazımızda değindik.

Evet… dolandırıcılar kendini geliştiriyor ama kolluk kuvvetleri ve avukatlar da kendini geliştirerek işlenen suçlar da suçluların hak ettiği cezaya çarptırılması için büyük bir heyecanla çalışmaya devam ediyor.

Sosyal bir mesaj vermek isterim. Hukuki yazılarımızı, mağdurlar okuduğu gibi kötü niyetiyle suça hazırlık aşamasında bulunan kişiler de okumaktadır. Kötü niyetli insanların dolandırıcılık suçunu işlemeden önce şunu bilmelerinde fayda var; Hayatından çaldığınız kişilerin minicik bebeklerinin mamalarını, doğacak çocuklarının göz yaşlarını da çalmış oluyorsunuz. Bunu bilin.

Dolandırıcılık suçu, Türk Ceza Kanunu madde 157 ‘de düzenlenmiştir.
Madde 157-(1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.

Dolandırıcılık suçunun temel cezası olan şekli asliye ceza mahkemelerinde yargılamaları yapılmaktadır.

Ancak birde dolandırıcılık suçunun ağırlaştırılmış halleri bulunmaktadır. Buna göre,

Nitelikli dolandırıcılık
Madde 158-(1) Dolandırıcılık suçunun;

  • a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,
  • b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,
  • c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,
  • d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,
  • e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,
  • f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,
  • g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
  • h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,
  • i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,
  • j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,
  • k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,
  • l) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle,
  • İşlenmesi halinde, 3 – 10 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
  • Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı 4 yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin 2 katından az olamaz.
  • (2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
  • (3) (Ek fıkra: 24/11/2016-6763/14 md.)Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.

Nitelikli Dolandırıcılık Suçunun Daha Az Cezayı Gerektiren Halleri

Madde 159-(1) Dolandırıcılığın, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde, şikayet üzerine, 6 aydan 1 yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

Dolandırıcılık suçunun daha az ceza gerektiren hali kumar borcu gibi yasal olmayan borçlar hukukuna göre ise eksik borç niteliğinden alacaklarının tahsili amacıyla yapılan dolandırıcılık suçu bu kanun kapsamında değerlendirilmeyecektir.

Hukuk bir alacağın tahsili sırasında yapılan dolandırıcılık suçu da cezalandırılmaktadır. Ancak hukuki alacak, yasal olarak belirlenmiş bir borç olmalıdır. Bu maddeye benzer hafifletici düzenleme, yağma suçu  yani gasp suçu içinde düzenlenmiştir.

En Sık Karşılaşılan Dolandırıcılık Yöntemleri

  • Telefon yolu ile dolandırıcılık suçu

Fetö davaları sonrasında insanlar üzerinde korku yaratarak telefon da kendilerini savcı, hakim veya komiser olarak tanıtıp sizi bu davadan kurtaracağını belirterek daha önce mağdurlar adına yaptıkları araştırmalar da ikna edecek çeşitli bilgilere erişmişlerdir.

  • Sosyal Medya yolu ile dolandırıcılık suçu

Dolandırıcılık suçunu işleyecek kişiler, çeşitli yollarla bilgisayarınıza trojan ile girdikten sonra kimlik fotokopinize veya buna benzer kişisel bilgilerinize ulaşırlar. Sosyal medya facebook gibi platformlardan elde ettikleri diğer verilerle mağdurlara güven verebilmektedirler. İnanmayın!

  • Bilgi Kontrol ve Güncelleme Yolu İle Dolandırıcılık ( oltalama (phishing) )

Mağdurlar mail adresinize bankanın web sitesinin aynısını taklit ederek bankaya ait olmayan bir adresten mail gönderir. Sizden boşlukları doldurmanızı ve güncelleme yapmanızı ister. Ancak doldurulan bilgiler ve şifreler direk mail olarak dolandırıcılara gitmektedir. Bu sebeple gelen maillere dikkat ediniz.

Bu yolla km düşürdükleri araçların satışını yapmaya kalkan şahıslar aracın yeni olduğunu söylerek sahte belgelerle kilometresinin düşük olduğunu beyan ederek satış yapıp haksız kazanç elde ederler.

  • Evlenme vaadiyle dolandırıcılık

Suriyeli sığınmacılarında ülkemizde barınmaları sebebiyle bu suçta oldukça fazla artış görünmüştür. Kadınların, avına düşürdükleri mağdurları evlenme vaadiyle altın ve diğer ziynet eşyaları aldırdıktan sonra kaçmasıyla oluşan bir suç tipidir. Kimseye kolay kolay güvenmeyin. Deneyin.

  • Bitcoin Dolandırıcılığı ( Kripto Para Dolandırıcılığı )

Güvenilir olmayan web sitelerinden bitcoin, dolar, euro gibi döviz cinsine çevrilmek istendiği sırada hesaplarından bitcoin hesabının boşaltılmaktadır. Ayrıca  kart bilgisi bulunduran bir işletme yönetiyorsanız, vakit kaybetmeden penetrasyon (sızma) testi gerçekleşmesinde fayda bulunmaktadır.

  • Bazı taksicilerin turistlerden fahiş fiyat rakam talebi

Her meslekte olduğu gibi nadir de olsa bazı taksi şoförlerinin yaptığı haksız kazanç sağlamak amacıyla turistlerden fahiş rakamlar talep ederek dolandırıcılık suçunu işledikleri görülmüştür.

  • Kredi çektirmek suretiyle işlenen dolandırıcılık suçu

Son zamanlar da bu dolandırıcılık suçu erkekler tarafından kadınlara karşı da işlenmesinde artış yaşandığı görülmüştür. Suçlular önce kendilerini zengin olarak tanıtıp belli bir iş veya başka bir sebep belirtip yakınlığı bulunan kişilere kredi çektirdikten sonra kendilerinden haber alınmamaktadır. Bu dolandırıcılık suçuyla karşı karşıya kalmamak için bankadan içeri dahi girmezler ancak arkadaş arkadaşa para verebilir. Diyip işin içinden sıyrılanlar olduğu gibi hesapları incelendiğinde ve kuvvetle muhtemel mağdurların tek kişi olmayacağı düşünüldüğünde mutlaka savcılığa başvuru yapılmasında fayda bulunmaktadır.  Bu demek değilki sevgiliyken yapılmış her ödünç dolandırıcılık suçunu oluşturur. Önemli olan failin bu işi kendisine meslek edinmiş oluşu ve dolandırıcılık saikiyle hareket etmesidir.

  • Emlakçılık Görüntüsüyle Yapılan Dolandırıcılık Suçu

İnşaat sektörü ile birlikte hergün yeni bir tabela ile emlakçılık ofisi açılmaktadır. Bu durumu fırsat bilen kötü niyetli kişiler mal sahibi olmadan gayrimenkul satışının yapılacağına inandırdıktan sonra mağdurların elindeki peşin parayı alarak yada kredi çektirirek aldıktan sonra eve kredi çıkmadı gibi bahaneler satışını yapmamaktadır. Verilen ücreti kullandıklarını ancak zamanla vereceğini belirtirler. Özellikle İstanbul’un Esenyurt ve Beylikdüzü’nde her köşede açılmış emlak ofislerinin emlakçılık yetki belgesinin olup olmadığının kontrolü olmadan açılan dükkan ve ofisler de işlem yapmadan önce kiminle çalıştığınıza çok dikkat edin.

Dolandırıcılık Suçu Uzlaşma

Dolandırıcılık suçunun temel hali ile (Türk Ceza Kanunu maddde 157), fail ile mağdur arasında uzlaştırma kapsamında bulunan bir suç tipidir. Uzlaşma kapsamında olan suçlarda şikayet halinde ilk önce uzlaşma kapsamında girişim yapılır eğer mümkün olmaz ise soruşturma ve kovuşturma aşamasına geçilmektedir.

Dolandırıcılık Suçunda Etkin Pişmanlık

Madde 168
(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığızararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın 2/3 kadarı indirilir.

Yani, 9 yıl cezaya mahkum olmuş bir kişi etkin pişmanlık gösterirse 3 yıl ceza alacaktır. Bunun için dava açılmadan önce etkin pişmanlık göstermesi gerekmektedir.

(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.

Yani, 9 yıl hükümle hapis cezası alan kişi, dava açıldıktan sonra etkin pişmanlık gösterirse bu kişiye 4,5 yıl hapis cezası verilecektir.

Dolandırıcılık Suçunda Yetkili Mahkemeler

Kartal, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Üsküdar, Beykoz, Şile, Tuzla, Çekmeköy, Kadıköy, Küçükyalı, Bostancı, Ataşehir, Ümraniye ve Adalar ilçelerinin bağlı olduğu İstanbul Anadolu Adliyesine bağlıdır.

Zeytinburnu, Esenler, Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Güngören gibi semtler Bakırköy Adliyesi yetkilidir.

Esenyurt, Beylikdüzü gibi semtler Büyükçekmece Adliyesi yetki alanındadır.

Çağlayan, Kağıthane, Şişli, Sarıyer, Fatih, Eyüp, Eminönü, Beşiktaş, Bayrampaşa gibi ilçeler ise İstanbul Adliyesi ( Çağlayan Adliyesi ) ‘ne bağlıdır. İstanbul sınırları içerisinde bir ceza avukatı ağır ceza avukatı ile bu adliyelerdeki dolandırıcılık davalarının üstlenecebilecektir. Dolandırıcılık avukatı, Dolandırıcılık davalarına bakan avukat diye bir dal bulunmamaktadır. Ceza davaları üzerine ilgi gösteren kişilere ceza avukatı tabiri kişiler tarafından kullanılmaktadır.

 

Dolandırıcılık Suçuna İlişkin Yargıtay Kararları

15. Ceza Dairesi         2018/4087 E.  ,  2019/6670 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Niteliklidolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat (ayrı ayrı)

Niteliklidolandırıcılık suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanıkların, bir şekilde temin ettikleri ele geçirilemeyen yeşil kartları kullanarak tedavi olup doktor tarafından yazılan ilaçları aldıkları, böylece sanık …’ın 37,03 TL ve sanık …’ın oğlu olan Yiğit için ise 36,15 TL eczane gideri oluşmasına sebep olarak katılan kurumu zarara uğrattıkları, bu suretle sanıkların niteliklidolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda; sanık savunmaları, katılan beyanları, katılan kurumdan ve Aydın Sosyal Güvenlik İl Müdürülüğü’nden gelen cevabi yazılar ile tüm dosya kapsamına göre; sanıkların suç tarihinde hiçbir sosyal güvencelerinin olmadığının tespit edilmesi karşısında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Sağlık Bakanlığı’nın 11.05.2000 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği, 2008/13 sayılı Başbakanlık Genelgesi, 3816 Sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun’un 2. maddesi, 2022, 5510 ve 3816 sayılı Kanun’un 11/2. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla, mahkeme tarafından verilen beraat hükümlerinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğine ve eksik incelemeye ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 30/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


15. Ceza Dairesi         2018/2358 E.  ,  2019/6704 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Niteliklidolandırıcılık
HÜKÜM : TCK’nin 158/1-f-son, 31/3, 168/1, 62, 52/2-4 maddeleri gereğince mahkumiyet

Niteliklidolandırıcılık suçundan suça sürüklenen çocuğun mahkumiyetine ilişkin hüküm, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Suça sürüklenen çocuğun, mağdura ait kredi kartı bilgilerini internet aracılığıyla 3. bir kişiden ele geçirerek mağdura ait kredi kartı ile, mağdurun bilgi ve rızası dışında 09/06/2013-29/06/2013 tarihleri arasında farklı internet sitelerinden toplam 282,83 TL bedelli alışveriş yaptığının iddia edildiği somut olayda, dosya kapsamında toplanan delillere göre, suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı eylemi işlediğinin sabit olduğuna ilişkin mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; suça sürüklenen çocuk müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Suça sürüklenen çocuğun eyleminin TCK’nin 245/1. maddesinde düzenlenen “banka veya kredi kartının kötüye kullanılması” suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
1-Aynı suç işleme kararı kapsamında farklı tarihlerde alışveriş yapan suça sürüklenen çocuk hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Suça sürüklenen çocuğun, mağdurun zararını kovuşturma aşamasında gidermiş olduğu halde hakkında verilen cezadan TCK’nin 168/2. maddesi gereğince indirim yapılması gerekirken aynı Kanun’un 168/1. maddesi gereğince indirim yapılması,
Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuğun temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına 30/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


5. Ceza Dairesi         2015/11071 E.  ,  2019/5915 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Niteliklidolandırıcılık
HÜKÜM : İcrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Kooperatif yönetim kurulu başkanı olan sanık hakkında niteliklidolandırıcılık suçundan kamu davası açıldığı, 10/05/1969 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1163 sayılı Kanunun Ek 2/son maddesinde yer alan “İlgili bakanlık, kooperatifler ve üst kuruluşlarının yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile memurları hakkında görevlerine ilişkin olarak işledikleri suçlardan dolayı açılan kamu davalarına katılma talebinde bulunabilir.” şeklindeki düzenleme ve CMK’nın 260/1. maddesi uyarınca kamu davasından haberdar edilmemiş olup da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanların kanun yollarına başvurma haklarının bulunduğu gözetilerek hükmün bildirilmesinin gerektiği ancak dosyada Çevre ve Şehircilik Bakanlığının duruşmadan haberdar edildiğine ilişkin bilgi ve belgeye rastlanmadığı anlaşıldığından, evvela davanın Çevre ve Şehircilik Bakanlığına haber verildiğini ve hükmün tebliğ edildiğini gösteren bilgi ve belgeler var ise dosya içine konulmasından, aksi halde anılan tebligat noksanlığının giderilerek alınacak tebligat parçaları ile verildiği takdirde temyiz ve cevap dilekçelerinin eklenmesinden, temyiz vaki olursa da bu hususta ek tebliğname düzenlenmesinden, ayrıca sanık … hakkındaki hükmü temyiz eden Av. …’e sanık tarafından verilmiş vekaletnameye dosya kapsamında rastlanmadığından, temyiz tarihinden önce verilen bir vekaletname varsa ilgilisinden temin edilerek dosyaya eklenmesinden sonra iade edilmek üzere esası incelenmeyen dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİNE 29/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


11. Ceza Dairesi         2017/1553 E.  ,  2019/5168 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede ve özel belgede sahtecilik, dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

A)Dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz talebinin incelenmesi:
Sanık …’nin, katılan …’ın işlettiği Kaş Oscar Oto Kiralama şirketinden… adına düzenlenmiş üzerinde kendi fotoğrafının bulunduğu ele geçirilemeyen sahte sürücü belgesi ile kiraladığı …. … plakalı aracı, araç sahibi katılan … adına düzenlenmiş ve aslı ele geçirilemeyen üzerinde yine sanık …’nin fotoğrafının bulunduğu sahte sürücü belgesini kullanarak, Serik 3. Noterliğinde düzenlenen, 08.08.2008 tarih, … yevmiye sayılı araç satışı için verilen vekaletname ile katılanlar… ve …’ya sattığı iddiasıyla açılan kamu davasında; dolandırıcılık suçunda kamu kurumu olan Emniyet Genel Müdürlüğü’nün maddi varlığı sayılan sahte sürücü belgelerinin kullanılması karşısında, sübutu halinde eyleminin, … sayılı TCK’nin 158/1-d maddesinde öngörülen “kamu kurumu aracı kılınmak suretiyle niteliklidolandırıcılık” suçunu oluşturduğu gözetilmeden hatalı nitelendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin, bu sebeplerden dolayı … sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken … sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının gözetilmesine,
B)Resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz talebinin incelenmesi:
… sayılı CMK’nin 225. maddesi uyarınca hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiil ve failden ibaret olup, iddianamade açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak açılmayan davadan yargılama yapılıp hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı; Serik Cumhuriyet Başsavcılığının 19.04.2013 tarih ve 2013/591 esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında “dolandırıcılık” ve “güveni kötüye kullanma” suçlarından kamu davası açıldığı, “resmi belgede sahtecilik” ve “özel belgede sahtecilik” suçlarından açılmış bir dava bulunmadığı gibi birbirinden ayrı ve bağımsız suçlar olan “güveni kötüye kullanma” ve “özel belgede sahtecilik” ile “resmi belgede sahtecilik” suçlarının birbirine dönüşmeyeceği gözetilmeden, iddianame dışına çıkılıp bu suçlar yönünden sanığa CMK’nin 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilerek “resmi belgede sahtecilik” ve “özel belgede sahtecilik” suçlarından hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin, bu sebeplerden dolayı … sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken … sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 29.05.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


Karar İçeriği
5. Ceza Dairesi         2019/4004 E.  ,  2019/5829 K.

“İçtihat Metni”

Niteliklidolandırıcılık suçundan sanıklar … ve … hakkında yapılan yargılama sırasında; … 11. Ağır Ceza Mahkemesiyle… 12. Ağır Ceza Mahkemesi arasında oluşan olumsuz birleştirme uyuşmazlığının giderilmesi ve yargı yerinin belirlenmesi istemiyle gönderilen dosya Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye verilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
İncelenen dosya içeriğine, sanıkların üzerine atılı suçun niteliğine ve iddianamelerde olayın anlatılış biçimine göre; her iki mahkemenin dava dosyaları arasında olayları, suç tarihleri ve mağdurları yönünden hukuki ve fiili irtibat bulunmadığı anlaşılmakla, davaların birlikte yürütülmesinde yarar görülmediğinden, … 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/630 Esas sayılı davası ile… 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/355 Esas sayılı davasının BİRLEŞTİRİLMESİNE YER OLMADIĞINA, davaların ayrı ayrı yürütülmesine, … 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/03/2019 gün ve 2018/630 E. 2019/206 K. sayılı BİRLEŞTİRME KARARININ KALDIRILMASINA, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİNE, 28/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


Ceza Genel Kurulu         2016/491 E.  ,  2019/455 K.

“İçtihat Metni”


Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 23. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 80-128

Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık …’ün, TCK’nın 210/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 204/1, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; niteliklidolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından sanık …’ün ise beraatine ilişkin Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14.03.2013 tarihli ve 80-128 sayılı hükümlerin sanık … ve katılan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 19.01.2016 tarih ve 17975-413 sayı ile;
“…1- Sanık … hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz incelenmesinde;
Sanığın savunmaları, mevcut kriminal raporu, bilirkişi heyetinin raporu, tanık anlatımları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanık …’nin bu şekilde gerçekleştirdiği sabit görülen eyleminin resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturması nedeniyle mahkûmiyet kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık … hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyetin yasal sonucu olan TCK’nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli, 2014/140 E. ve 2015/85 K. sayılı iptal kararı doğrultusunda infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekili ve sanık … müdafisinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün onanmasına,
2- Sanık … hakkında niteliklidolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz incelenmesinde;
Özel Metropol Tıp Merkezi şirketinin müdür ve ortağı olan sanık …’nin kadın doğum uzmanı olarak çalıştığı tıp merkezine başka şikâyetlerle başvuran tanık olarak dinlenen hasta …’in kronik vajinit rahatsızlığı ile kadın doğum doktoruna muayene olmadığını ve kan-idrar tahlili ve ultrason çekimi yaptırmadığını, sanık …’yi tanımadığını beyan etmesi, yine bir başka hasta olan tanık …’nın kadın hastalıkları ile ilgili bir rahatsızlığının olmadığını, bu sebeple kadın doğum doktoruna muayene olmadığını, herhangi bir kan-idrar ve kültür tahlilini yaptırmadığını beyan etmeleri ve 14.12.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre sanık … ile birlikte sanık …’nin de laboratuvarda çalışan personele usulsüz emirler verilmesi sonucu kamu zararının ortaya çıktığı ve zarardan her iki sanığın da sorumlu olduğunun belirtilmesi ile tüm dosya kapsamına göre; yüklenen suçların sübut bulduğu gözetilmeden, sanık …’nin dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından mahkûmiyeti yerine dosya kapsamına uygun olmayan yazılı gerekçe ile beraatine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına,” karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.02.2016 tarih ve 144009 sayı ile;
“…Sanık … hakkındaki resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet hükmüne ilişkin onama ve sanık … hakkında niteliklidolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik bozma kararlarının yerinde olup olmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır.

1) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141/3. maddesinde; ‘Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır.’ Buna paralel hüküm içeren 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinde de ‘Hakim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil gerekçeli yazılır.’ hükümleri yer almaktadır.
Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve maddi olaya uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde; geçerli, yasal ve yeterli olması gerekir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmez ve uygulamada keyfiliğe yol açar.
Anayasa’nın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34, 230, 232 ve 289. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirebilmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, sanıkların eylemlerinin ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması, dayanaklarının gerekçeleriyle kararda açıklanıp gösterilmesi gerekirken, sanık …’ün sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilirken hangi belgelerin mahkûmiyete esas alındığı, sanıkla ilişkisi, iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığının kararın gerekçesinde gösterilmemesi,
2) Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 22.02.2011 günlü ve 7740 sayılı raporunda; inceleme konusu hasta çıkış özetleri, radyoloji ve laboratuvar istek formlarındaki yazıların tedavi yapan doktorların eli ürünü olup olmadığı yönünde yapılan incelemede; bir kısım belgelerdeki imzaların adı geçen doktorların eli ürünü olduğunun, bir kısmının eli ürünü olmadığının, bir kısmının tespit edilemediğinin, bir kısmının da doktorların eli ürünü olmasının kabulü gerektiğinin bildirildiği, diğer doktorların eli ürünü olmayan yazı ve imzaların sanık … tarafından yazılıp imzalandığına dair bir tespitin bulunmadığı gibi bu yazı ve imzaların kimin eli ürünü olduğu konusunda bir tespitin bulunmaması,
3) Mahkeme tarafından sanık … hakkında mahkûmiyet hükmü kurulurken, tanık doktor …’nın beyanlarının esas alındığı, hâlbuki …’nın çalıştığı dönem içerisinde hastane sekreterlerinin bulunduğu yerde kendisine ait doktor kaşesinin bulunduğunu gördüğünü, bunu sorduğunda, sekreterlerin …’ü kastederek ‘Sakın… Bey’e bu durumdan bahsetmeyin, bizi işten atar’ dediklerini duyduğunu beyan ettiği, adı geçen sekreterlerin bu hususta beyanlarının alınmadığı, …’nın Özel Metropol Tıp Merkezinde çalışan bir başka doktoru kasten yaralaması nedeniyle tıp merkezi ile ilişkisinin kesildiği ve görevine son verildiği, bu nedenle bir husumet oluştuğu, ayrıca …’nın yanıda hemşire olarak çalışan …’nin 25.09.2013 tarihli dilekçesinde, …’nın yapmakla yükümlü olduğu hastalara ait teşhis ve tanı yazılarını, laboratuvar istem yazılarını, hasta çıkış özet belgelerini çoğu zaman kendisine emir vererek yazdırdığını, boş olan kısımları da yine kendisinin doldurduğunu, …’nın bu tavrının hastane yönetiminin tepkisini çektiğini, bir kaç defa uyarıldığını, başka doktorla kavgası neticesinde hastane yönetimince görevine son verildiğini, husumet nedeniyle yönetim aleyhine beyanda bulunabileceğini belirtmesi, yine tanık …’nin mahkemede de; ‘…Biz hemşire olarak hasta kayıtlarını yaparız, eksikliklerin hepsini biz tamamlarız’ şeklinde beyanda bulunması,
4) Tanık doktorlar …, …, …, … benzer beyanlarında; suç tarihlerinde Özel Metropol Tıp Merkezinde doktor olarak çalıştıklarını, iş yoğunluğu nedeni ile bazen laboratuvar, radyolojik tetkik kağıtlarını ve hasta çıkış özetlerini hemşirelere yazdırdıklarını, bazen imza atmayı unuttuklarını, bunların nadir olduğunu, kaşelerini yanında taşıdıklarını, ikinci kaşe yapılıp yapılmadığı konusunda bilgi sahibi olmadıklarını, tıp merkezinde usulsüzlük yapıldığına dair bilgilerinin olmadığını beyan etmeleri, sanık …’ün kendilerini yönlendirdiklerine ve yerlerine imza attıklarına dair beyanlarının bulunmaması,
5) Dosyada beyanları alınan 144 adet hasta veya hasta yakınının tedavi ve muayenelerini 2006 yılı sonu ve 2007 yılı Ocak ayında yaptırmalarına rağmen aradan bir yıl gibi uzun bir müddet geçtikten sonra, Kasım 2007 yılında ifadelerinin alınmaya başlanması ve müfettiş tarafından sorulan sorulara, hasta veya hasta yakınının anlayamayacağı şekilde, tıbbi terimlerle cevap vermesi, bazı durumlarda hastaların doğrudan kendilerinin değil, hasta yakınlarının çağrılarak ifadelerine başvurulması, ifadesine başvurulan hasta veya yakınlarının Özel Metropol Tıp Merkezindeki muayene ve tedavileri sırasında, kendilerine uygulanan tıbbi hizmetlerin mahiyetini tam olarak bilememesinden dolayı sorulan sorulara verdikleri cevapların yetersiz ve yanlış olma ihtimalinin olması, hastaların tamamının tıp merkezine geldiklerini beyan etmeleri, tahlil ve filmlerin tedavi ile uyumlu olup olmadıklarının ve ayrıca hastalardan alınan kan, idrar, film ve grafilerin adı geçen hastalara ait olup olmadıkları yönünde bir araştırma yapılmamış olması,
6) Yüksek Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesi sanık … … hakkında; ‘Özel Metropol Tıp Merkezi şirketinin müdür ve ortağı olan sanık …’nin kadın doğum uzmanı olarak çalıştığı tıp merkezine başka şikâyetlerle başvuran tanık olarak dinlenen hasta …’in kronik vajinit rahatsızlığı ile kadın doğum doktoruna muayene olmadığını ve kan-idrar tahlili ve ultrason çekimi yaptırmadığını, sanık …’yi tanımadığını beyan etmesi, yine bir başka hasta olan tanık …’nın kadın hastalıkları ile ilgili bir rahatsızlığının olmadığını, bu sebeple kadın doğum doktoruna muayene olmadığını, herhangi bir kan-idrar ve kültür tahlilini yaptırmadığını beyan etmeleri ve 14.12.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre sanık … ile birlikte sanık …’nin de laboratuvarda çalışan personele usulsüz emirler verilmesi sonucu kamu zararının ortaya çıktığı ve zarardan her iki sanığın da sorumlu olduğunun belirtilmesi ile tüm dosya kapsamına göre; yüklenen suçların sübut bulduğu gözetilmeden, sanık …’nin dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından mahkûmiyeti yerine dosya kapsamına uygun olmayan yazılı gerekçe ile beraatine karar verilmesi,’ gerekçesiyle bozma yapmış ise de; Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında; ‘Sanık …’ün Özel Metropol Tıp Merkezinin şirket müdürü olup, aynı zamanda bu hastanede kadın doğum uzmanı doktoru olarak çalıştığı, eşi olan diğer sanık Dr. …’ün ise hastanenin mesul müdürü olduğu, SGK müfettişi tarafından sanık …’e ait birden fazla hasta evrakının tetkik edildiği, ancak bunlardan yalnızca … isimli hastanın bu hastanede kadın doğum servisinde muayene olmadığı, sadece KBB uzmanı ve diş doktoruna muayene olduğunu belirten ifadesi doğrultusunda sanık hakkında atılı suçlardan dolayı cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, sanık …’ün savunmasında … isimli hastanın hasta çıkış özetindeki…kaşesi altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, yazıların ise elemanı olan İlknur Yaşlı tarafından yazıldığını, diğer yazıların kendisine ait olduğunu, … isimli hastanın iddiasının doğru olmadığını belirterek atılı suçlamayı inkâr ettiği, dosya arasında mevcut Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda da görüleceği üzere; sanık …’e ait birden fazla evrakın incelendiği, sadece bir evrakta imzasının kendisine ait olmadığı şeklinde rapor düzenlendiği, oysaki bu sanık tarafından birden fazla hasta muayene edilmesine rağmen, bir tek evraktaki hatanın bu sanığın dolandırıcılık kastı ile haraket ettiğini göstermeyeceği, mevcut bu durumun beşerî bir hatadan kaynaklanabileceği gibi … isimli hastanın da kendisine yapılan tedavi ve muayeneyi aradan geçen zaman da dikkate alındığında hatırlayamayabileceği, zaten sanık …’ün de evraktaki imzanın kendisine ait olduğunu ifade ettiği, 1 yıl içerisinde birkaç milyonluk ciro yapan bir tıp merkezinde müdür olarak bulunan sanığın tek bir hastada bu şekilde sahtecilik ve dolandırıcılık yapmasının da hayatın olağan akışına ve mantık kurallarına uygun düşmeyeceği, sanık … Özel Metropol Tıp Merkezinin müdürü ise de; mevcut usulsüzlüklerin laboratuvar ve radyolojik tetkiklere ilişkin yoğunlaşma şeklinde yaşandığı, bu sanığın sahte belge tanzimi için hastane personeli çalışanlarına emir ve talimat verdiğine dair bilgi ve belgeye ulaşılamadığı, ayrıca bu sanığın her bir laboratuvar ve radyolojik tetkik ve istek evrakını inceleyip bunların gerçek veya hayalî olup olmadığını tespit etmesinin fiilen ve fiziken mümkün bulunmadığı, … anlaşıldığından sanık …’ün üzerine atılı zincirleme hâlinde kamu kurumu zararına niteliklidolandırıcılık ve zincirleme hâlinde özel belgede sahtecilik suçlarından dolayı beraatine karar vermek gerekmiştir.’ gerekçesinin usul ve yasaya uygun bulunduğu,
Nedenleriyle sanık … hakkındaki resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün bozulması gerektiği ve yine sanık … hakkındaki beraat gerekçesinin yerinde olduğu ve bu sanık yönünden de beraat hükmünün onanması gerektiği,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 16.03.2016 tarih ve 4589-2973 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet ve sanık … hakkında niteliklidolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat kararları ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- a) Sanık …’ün resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyetine ilişkin Yerel Mahkeme hükmünün Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin,
b) Yasal ve yeterli gerekçe içerdiği sonucuna ulaşılması hâlinde; suçun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının,
2- Sanık …’e atılı;
a) Niteliklidolandırıcılık suçunun,
b) Sahtecilik eyleminin,
Sabit olup olmadığının,
Belirlenmesine ilişkin olup sanık …’ün sahtecilik eyleminin sabit olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde, ayrıca eylemin resmî belgede sahtecilik suçunu mu yoksa özel belgede sahtecilik suçunu mu oluşturduğunun da değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca; Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin işlettiği Özel Metropol Tıp Merkezi isimli iş yeri ile katılan … arasında yapılan anlaşma doğrultusunda katılan kuruma tabi sigortalılara tıbbi hizmet verildiği, 31.10.2005-14.06.2007 tarihleri arasında tıp merkezine gelen hastaların muayenesini yapan ilgili doktor tarafından talepte bulunulmadığı hâlde hasta çıkış özetlerinde tahrifatlar yapılıp sahte istek belgeleri oluşturularak gerçekte yapılmayan tıbbi tahlil, tetkik ve radyolojik incelemelere yönelik sahte raporlar ve faturalar düzenlendiği, bu suretle katılan kurumun toplam 546.774,40 TL zarara uğratıldığı, usulsüz olarak tahsil edilmek istenen paranın bir kısmının müfettiş raporu doğrultusunda ödenmediği, bir kısmının ise Özel Metropol Tıp Merkezinin alacaklarından mahsup edildiği, katılan kurumun son bildirimine göre kalan alacak miktarının 138.854,63 TL ana para ve 69.045,06 TL faiz olmak üzere toplam 207.899,69 TL olduğu, sanık …’ün Özel Metropol Tıp Merkezinin ortağı ve mesul müdürü olduğu ve aynı zamanda tıp merkezinde radyoloji uzmanı olarak çalıştığı, tıp merkezinin yetkilisi sıfatıyla gerçekte verilmeyen hizmet bedellerini katılan kuruma fatura ederek tahsil ettiği veya etmeye çalıştığı, düzenlenen sahte radyoloji raporlarının sanık …’ün uzmanlık alanı ile ilgili oldukları, diğer sanık …’ün de kuruluşundan itibaren Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin ortağı ve tıbbi konularda sorumlu müdürü olduğu ve bu nedenle gerçek dışı tıbbi tahlil, tetkik ve radyolojik incelemelere ilişkin sahte raporlar düzenlenmesinin bilgisi olmadan gerçekleştirilmesine imkân bulunmadığı, sanık …’ün tanık …’in ifadesinde belirtilen usulsüz işlemleri yaptığı ve kendisinin de haksız menfaat elde ettiği, bu şekilde sanıkların zincirleme biçimde kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarını işledikleri iddiasıyla haklarında kamu davası açıldığı,
Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin 05.08.2005 tarihli ortaklar kurulu kararında; şirket müdürlüğüne 10 yıl süre ile şirket ortağı sanık …’ün seçilmesine ve şirket unvanı altında atacağı münferit imzası ile şirketi her sahada temsil ve ilzam etmesine karar verildiği, alınan bu kararın 10.08.2005 tarihli ve 6365 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlandığı,
Karşıyaka 4. Noterliğinin 14.03.2006 tarihli ve 9311 yevmiye numaralı “Mesul Müdür Sözleşmesi”nde; Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. adına sanık … ile sanık … arasında imzalanan sözleşme uyarınca sanık …’ün sözleşme tarihinden itibaren bir yıl süre ile mesul müdür olarak yetkili ve sorumlu olarak görevlendirildiği,
İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün 04.04.2006 tarihli ve 230 sayılı mesul müdürlük belgesinde; …’ün Özel Metropol Tıp Merkezinde mesul müdürlük görevini yürütmesinin uygun görüldüğü,
30.03.2006 tarihli ve 6524 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde; Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin ortaklar kurulu kararı ile hisse devri sonucu ortaklarının …, … ve Cevdet…olduğunun belirtildiği,
İzmir Ticaret Sicil Memurluğunun 25.03.2009 tarihli ve 12265 sayılı yazısına göre; Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’ni 31.10.2005-14.06.2007 tarihleri arasında sanık …’ün münferiden temsil ettiği,
Sanık …’ün 12.10.2005 tarihli dilekçesi ile Özel Metropol Tıp Merkezinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak çalışmak, sanık …’ün ise 21.12.2005 tarihli dilekçesi ile; radyodiagnostik uzmanı olduğunu belirtip Metropol Tıp Merkezi isminde radyoloji laboratuvarı açmak istediğini il sağlık müdürlüğüne ilettikleri,
Maliye Bakanlığı, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ve İzmir Sağlık Kuruluşları Derneği ile Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. arasında imzalanan 31.10.2005 tarihli sözleşme ile; Maliye Bakanlığı ve Emekli Sandığı ile sağlık kurum ve kuruluşlarını temsil eden dernekler arasında imzalanmış olan protokol hükümlerinin kabulüne ve uygulanmasına karar verildiği,
İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün 04.04.2006, 20.04.2006, 13.07.2006, 08.11.2006, 01.02.2007, 09.08.2007 ve 14.11.2007 tarihli ve 230 sayılı çalışma uygunluk belgelerine göre; Özel Metropol Tıp Merkezinin dahiliye, kadın hastalıkları ve doğum, KBB, genel cerrahi, üroloji, ortopedi ve travma, ağız ve diş sağlığı, mikrobiyoloji laboratuvarı ile radyoloji laboratuvarı dallarında hizmet verdiği, mesul müdür … sorumluluğunda faaliyet göstermesinin uygun görüldüğü,
Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin 22.05.2008 tarihli ve 5859 sayılı yazısı ekinde bulunan listelere göre; 06.06.2006-23.10.2007 tarihleri arasında Özel Metropol Tıp Merkezince Emekli Sandığına gönderilen faturalar toplamının 1.339.085,59 TL olduğu ve 17.11.2006-19.04.2008 tarihleri arasında 971.671,76 TL ödeme yapıldığı,
Şikâyetçi …’in 29.03.2007 tarihli dilekçesine istinaden İzmir İl Sağlık Müdürlüğünce Özel Metropol Tıp Merkezi tarafından yapılan işlemlerin incelenmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca düzenlenen 07.11.2008 tarihli soruşturma raporunda; soruşturmanın konusunun bedeli tahsil edilmek üzere katılan kuruma gönderilen faturaların ekini oluşturan muayene ve tedavi belgelerinin incelenmesi olduğu, toplam 600 hastaya ilişkin 12 adet ödeme emri ile eki muayene ve tedavi belgelerinin incelenmesinde yerine göre ilgili doktor ve hastaların gıyabında tamamen usulsüz olarak belge düzenlendiği, yerine göre de ilaveler yapılmak suretiyle belgenin tahrif edildiği, belgelere usulsüz olarak düzenlenmiş radyoloji sonuç raporlarının eklendiği, 12 adet ödeme emrine konu belgeler ile radyoloji ve tahlil laboratuvar defterlerindeki kayıtların incelenmesinde 347 hastanın 14.314,65 TL tutarındaki görüntüleme (röntgen, ultrason, tomografi vs) ve 15.440,56 TL tutarındaki tahlil (biyokimya, idrar, gaita, hemotoloji, seroloji, hepatit marker, mikrobiyoloji vs) olmak üzere toplam 29.755,21 TL tutarındaki sağlık işlemlerinin kaydının olmadığı, yani sağlık hizmeti verilmediği hâlde ücretlerinin katılan kurumdan tahsil edildiği, bunun üzerine sözleşme başlangıcı olan 31.10.2005 tarihi ile emekli sandığının katılan kuruma devredildiği 14.06.2007 tarihi arasında Özel Metropol Tıp Merkezi tarafından yapılan muayene ve tedavilere ilişkin katılan kurumca tutulan dijital kayıtlar ile tıp merkezi tarafından tutulan radyoloji laboratuvar, tahlil laboratuvar ve ameliyat kayıt defterleri mukayese edilerek yapılan incelemede, katılan kuruma fatura edilen toplam 1.037.365,24 TL tutarındaki radyoloji, tahlil ve paket ameliyat işlemleri kapsamında 489.971,98 TL tutarındaki radyoloji (grafi, ultrason ve tomografi vs) işlemlerinin 238.040,12 TL’si, 467.460,39 TL tutarındaki tahlil işlemlerinin 262.569,39 TL’si ve 79.932,87 TL tutarındaki paket ameliyat işlemlerinin 46.164,89 TL’si olmak üzere toplam 546.774,40 TL tutarındaki işlemlerin usulsüz ve kayıt dışı olduğunun tespit edildiği ve bu işlemlerin yapılması ve uygulanmasında Özel Metropol Tıp Merkezinin mesul müdürü olan sanık …’ün sorumlu olduğu kanaatine varıldığı,
Yargılama aşamasında alınan ve emekli başmüfettiş ile emekli Sayıştay uzman denetçilerinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetince hazırlanan 11.12.2012 havale tarihli bilirkişi raporunda; 31.10.2005-14.06.2007 tarihleri arasında yapılan muayene ve tedavilere ilişkin usulsüz şekilde düzenlenen faturalar nedeniyle kamu zararının 238.040,12 TL radyoloji, 262.549,04 TL tahlil, 46.164,89 TL ameliyat gideri olmak üzere toplam 546.754,05 TL olduğu, bu tutarın 416.543,61 TL’sinin katılan kurum tarafından ödemesinin yapıldığı, 130.210,44 TL’sinin ise ödenmediği, katılan kurum müfettişi tarafından düzenlenen 07.11.2008 tarihli soruşturma raporu ile heyet bilirkişi raporu arasında oluşan 20,35 TL’lik farkın daha sonra katılan kurum tarafından gönderilen 01.10.2009 tarihli ve 12703099 tarihli yazı ekindeki belgeler ile karşılaştırılması sonucu doğru olduğunun değerlendirildiği, tıp merkezi çalışanlarının işveren/mesul müdür tarafından kendilerine verilecek emir ve talimatları yerine getirmekle yükümlü oldukları dikkate alındığında, mesul müdür veya şirket müdürü tarafından personele usulsüz şekilde verilen emir ve talimatların yerine getirilmesi sonucunda işlendiği anlaşılan ve iddianameye konu usulsüz iş ve işlemlerin yapılmasına ilişkin talimatların mesul müdür sanık … ve şirket müdürü sanık … tarafından verildiğinin ve söz konusu iş ve işlemler nedeniyle ortaya çıkan kamu zararından da bu sanıkların sorumlu olduklarının kabul edilmesinin daha sağlıklı ve objektif bir yaklaşım olacağının kabul edilmesi gerektiği,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 22.02.2011 tarihli ve 7740 sayılı raporunda; inceleme konusu yapılan toplam 517 adet “Hasta Çıkış Özeti”, “Radyoloji İstek Formu” ve “Laboratuvar İstek Formu”ndan 138 adedindeki yazı ve imzanın Doktor …, 56 adedindeki yazı ve imzanın Doktor …, 40 adedindeki yazı ve imzanın Doktor …, 58 adedindeki yazı ve imzanın M. … ve 11 adedindeki yazı ve imzanın Doktor … eli ürünü olmadığı, 62 adedindeki imzaların ve bir kısım yazıların ilgili doktorun eli ürünü olduğu, ancak bu yazılar dışında ilgili doktorun eli ürünü olmayan yazıların da bulunduğu, tanık … adına düzenlenmiş hasta çıkış özeti, laboratuvar ve radyoloji istek formlarındaki yazı ve imzaların sanık …’ün eli ürünü olmadığı, tanık … adına düzenlenmiş hasta çıkış özetindeki imzanın sanık …’ün eli ürünü olduğu, ancak aynı hastaya ait hasta çıkış özetindeki yazılar ile laboratuvar istek formundaki yazı ve imzaların sanık …’ün eli ürünü olmadığı,
… Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 22.06.2009 tarihli ve 7578752 sayılı yazısında; müfettiş raporunda kurum zararının 546.774,40 TL olduğu belirtilmekte ise de CD kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda bedeli ödenmeyen radyoloji tutarı 89.143,33 TL, tahlil tutarı 90.727,28 TL, paket ameliyat tutarı 41.511,89 TL, bedeli ödenen radyoloji tutarı 148.896,79 TL, tahlil tutarı 171.821,76 TL, paket ameliyat tutarı 4.653 TL olmak üzere kurum zararının toplam 546.754,05 TL olduğu, bedeli ödenen radyoloji, tahlil ve paket ameliyat tutarlarının toplamı olan 325.371,55 TL’nin kurum zararı olarak borç çıkarıldığı, müfettiş incelemesi nedeniyle ödemesi yapılmayan faturalardan mahsup edilmekte olduğu,
… Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 01.10.2009 tarihli ve 12703099 sayılı yazısı ile; son mahsup işleminin yapıldığı 27.05.2009 tarihi itibarıyla kalan borç tutarının 138.854,63 TL ana para ve 69.045,06 TL faiz olmak üzere toplam 207.899,69 TL olduğu,
Özel Metropol Tıp Merkezince düzenlenen hasta çıkış özetlerinden;
22.12.2006 tarihli hasta çıkış özetinde; hastanın …, tanının mastodini, çarpıntı, tip 4 DM, sinüzit, karın ağrısı, şikâyetin halsizlik, ağız kuruluğu, baş ve karın ağrısı, memelerde ağrı ve hassasiyet, terleme, çarpıntı, bulantı, cilt renginde sararma, yapılan işlerin muayene, sinüs grafisi, akciğer grafisi, abdomen US, tiroid US, meme US ile kan ve idrar tahlillerine ilişkin istemler olduğu, sonuç olarak reçete verildiği, Adli Tıp Kurumu raporuna göre yazıların ve imzanın doktor …’nın eli ürünü olmadığı,
23.12.2006 tarihli hasta çıkış özetinde; hastanın …, tanının menopoz, kronik vajinit, şikâyetin kasıklarda ağrı, vajinal akıntı, kaşıntı, sinirlilik, terleme, yapılan işlerin muayene, kan ve idrar tahliline ilişkin istemler olduğu, sonuç olarak reçete verildiği, Adli Tıp Kurumu raporuna göre yazıların ve imzanın doktor …’ün eli ürünü olmadığı,
27.12.2006 tarihli hasta çıkış özetinde; hastanın …, tanının vertigo, baş ağrısı ve halsizlik, şikâyetin baş ağrısı ve dönmesi, ateş, terleme, halsizlik ve mafsal ağrıları, yapılan işlerin muayene, waters grafisi, karotis renkli doppler US, vertebral arter renkli doppler US ve kan ve idrar tahlillerine ilişkin istemler olduğu, Adli Tıp Kurumu raporuna göre yazıların ve imzanın doktor M. …’ın eli ürünü olmadığı,
04.01.2007 tarihli hasta çıkış özetinde; hastanın …, tanının kronik vajinit, düzensiz adet, karın ağrısı, şikâyetin kasık ağrısı ve kokusu, vajinal kaşıntı ve ağrı, idrar yaparken yanma ve ağrı, düzensiz adet görme, halsizlik, bitkinlik, cilt renginde sararma, çarpıntı, terleme, titreme, sinirlilik, eklemlede ağrı, yapılan işlerin muayene, abdomen US, tiroid US, kan ve idrar tahliline ilişkin istemler olduğu, sonuç olarak reçete verildiği, Adli Tıp Kurumu raporuna göre yazıların ve imzanın doktor …’ün eli ürünü olmadığı,
11.01.2007 tarihli hasta çıkış özetinde; hastanın …, tanının sistit N 30, şikâyetin pollikrum ve dizüri, yapılan işlerin muayene, idrar tahlili, düz karın grafisi, abdomen US, alt abdomen BT olduğu, Adli Tıp Kurumu raporuna göre imzanın doktor …’na ait olduğu, ancak bir kısım yazıların adı geçen doktorun eli ürünü olmadığı,
19.01.2007 tarihli hasta çıkış özetinde; hastanın …, tanının HP, epilepsi, bulantı, extremite ağrısı, çarpıntı, karın ağrısı, bel ağrısı, şikâyetin baş ağrısı, kollarda ağrı, bel ağrısı, karın ağrısı, bulantı, terleme, çarpıntı, yapılan işlerin muayene, abdomen US, tiroid US, alt ve üst ekstremite arteriyel ve venöz renkli doppler US, kan ve idrar tahliline ilişkin istemler olduğu, sonuç olarak reçete verildiği, Adli Tıp Kurumu raporuna göre yazıların ve imzanın doktor …’nın eli ürünü olmadığı,
30.01.2007 tarihli hasta çıkış özetinde; hastanın …, tanının sinüzit, şikâyetin boğazda şişkinlik hissi, burun akıntısı, tad ve koku almada duyarsızlık, baş ağrısı, yapılan işlerin muayene, sinüs waters grafisi, tiroid US, kan tahliline ilişkin istemler olduğu, sonuç olarak reçete verildiği, Adli Tıp Kurumu raporuna göre yazıların ve imzanın doktor …’in eli ürünü olmadığı,
31.01.2007 tarihli hasta çıkış özetinde; hastanın …, tanının dislipidemi, KOAH ve bronşit, şikâyetin halsizlik, yorgunluk, sırt ağrıları, öksürük, yan ağrılar, yapılan işlerin muayene, akciğer grafisi, servikal iki yön grafisi, lomber iki yön grafisi, toraks BT olduğu, sonuç olarak reçete verildiği, Adli Tıp Kurumu raporuna göre yazıların ve imzanın doktor …’nın eli ürünü olmadığı,
… isimli hasta adına düzenlenmiş ve uzman doktor sıfatıyla sanık … tarafından imzalanmış bulunan 11.01.2007 tarihli tüm batın ultrasonografik inceleme raporunda; uterus ve overlerin normal olduğunun belirtildiği, dosyada mevcut Başkent Üniversitesince düzenlenmiş 15.02.2006 tarihli radyoloji tetkik raporunda ise “Uterus izlenmedi (Histerektomize) Bilateral overler vizualize edilemedi (Postmenopozal atrofi)” ibarelerinin yazılı olduğu,
UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre; sanıklar … ve …’ün 22.12.2001 tarihinde evlendikleri ve suç tarihinde evli oldukları,
Anlaşılmıştır.
Şikâyetçi …; Çiğli Belediyesi’nde memur olarak çalıştığını, boğaz ağrısı ve ses kısıklığı nedeniyle 02.02.2007 tarihinde Özel Metropol Tıp Merkezi’nde muayene olduğunu, çocukluktan kalan bir maddenin burun sağ deliğinde tıkanmaya yol açtığının tespit edildiğini, ancak doktorun bunu çıkaramadığını ve reçete yazdığını, 2007 yılı Mayıs ayında Ege Üniversitesi KBB polikliniğinde endoskopi ile burnundaki parçanın alındığını, belediyede iken hastanelerden faturalar geldiğini görünce tesadüfen kendisiyle ilgili evrakı incelediğinde gerçekte yapılmayan beyin ve larenks tomografisi ile mantar araştırması gibi işlemlerin yapılmış gösterilerek fatura düzenlendiğini gördüğünü, kendisine sanık … imzalı, 02.02.2007 tarihli beyin BT ve larenks BT raporlarının verilmediğini, raporda tiroidin normal olduğunun yazıldığını, hâlbuki kendisine 2005 yılında tiroid rahatsızlığı teşhisi konulduğunu ve hâlen kontrol ve tedavisinin devam ettiğini, şikâyetçi olmadığını,
Tanık …; 2005-2008 yıllarında Özel Metropol Tıp Merkezinde dahiliye uzmanı olarak çalıştığını, muayene neticesinde yazdıkları teşhise ilişkin bilgileri sekreterin kod numarası ile bilgisayara girdiğini, bu bilgilerin katılan … Kurumunda da göründüğünü, hasta çıkış özetinin önemli olduğunu, sekreterlerin aynısını yazmak zorunda olduklarını, yapılan ilaveleri sekreterlerin tek başına yapamayacağını, tıp merkezinde çalışmaya başladıktan bir yıl kadar sonra hasta muayenelerine ilişkin düzenledikleri belgelerde ilaveler yapıldığını, yerlerine imza atıldığını ve kaşe basıldığını dedikodu olarak duyduklarını, sorduğunda böyle bir şeyin olmadığını söylediklerini, müfettiş tarafından bazı hastalara ait kendisine gösterilen evraktaki yazıların kendisine ait olmadığını, hatta bazı kaşelerin de kendi kaşesi olmadığını gördüğünü, zira kaşe yaptırdığında ileride delil olsun diye bir işaret koyduğunu, sahte kaşe yapıldığını bildiğini ve hastanede sekreterlerin bulunduğu yerde bütün doktorların yedek kaşesinin olduğunu görüp nedenini sorduğunda sekreterlerin yalvararak, “Sakın… Bey’e bundan bahsetmeyin, bizi işten atar” dediklerini, kaşeleri toplayıp içeriye aldıklarını, o günden sonra da muhasebe bölümünü kilitlediklerini, sanık …’ye “Niçin böyle yapıyorsunuz” diye sorduğunu, ancak adı geçenin mantıklı bir açıklama yapmadığını, kardiyolog olan Doktor Sefa Saraç’ın yaptığı tedaviye ilişkin gelirleri yarı yarıya paylaştığını duyduğunu, bir hasta yakınının oğluna anjiyo önerdiklerini söyleyip kendisinden EKG’sine bakmasını istediğini, hasta yakınına anjiyo gerekmediğini, bunun gençlik taşikardisi olduğunu söylediğini, bunu duyan Doktor Sefa Saraç’ın, sanık …’ye giderek, “Ya sen hastaneden at, ya ben gidip dağıtayım” şeklinde sözler söylediğini duyduğunu, Doktor Sefa Saraç’ın odasına gelerek kendisini darp ettiğini, bu olaydan sonra işten ayrıldığını,
Tanık … savcılıkta; 2006 yılında Özel Metropol Tıp Merkezinde ortopedi uzmanı olarak göreve başladığını ve bir buçuk yıl kadar çalıştığını, hasta çıkış özetlerini bazen kendisinin, bazen de yanındaki hemşirenin yazdığını, tıbbi tahlil ve tetkik isteklerini genelde kendisinin işaretlediğini, hastanede iki adet doktor kaşesi yapıldığını, birinin hastanenin muhasebe biriminde olduğunu bildiğini, mahkemede farklı olarak; doktor kaşelerinin iki adet olduğunu, bir adedinin poliklinikte, bir adedinin de muhtemelen muhasebede bulunduğunu, bir kaşe kaybolunca yenisinin yapıldığını, daha sonra kaybolan kaşe bulunduğunda iki adet kaşe olduğunu, kaşenin resmi özelliğinin olmadığını,
Tanık …; 2006 yılında Özel Metropol Tıp Merkezinde üroloji uzmanı olarak görev yapmaya başladığını, burada yaklaşık 15 ay kadar çalıştığını, hasta çıkış özetini genelde sağlık personelinin, radyoloji ve laboratuvar istek formlarını ise kendisinin doldurduğunu, istediği tetkik ve grafilerin karşısına çarpı işareti koyduğunu, istek formlarındaki hasta kimliğini hemşirenin, hastalık tanısını ise kendi el yazısıyla yazdığını, çalıştığı dönemde istemediği bazı tetkiklerin de yapılıp rapor düzenlendiğini gördüğünü, ancak kimin tarafından yapıldığını bilmediğini,
Tanık …; 2006-2007 yıllarında Özel Metropol Tıp Merkezinde KBB uzmanı olarak çalıştığını, müfettişin gösterdiği evrakta bir kısım hastalarla ilgili olarak bazı yazı ve imzaların kendisine ait olmadığını tespit ettiğini, doktor olarak bir hastayı muayene ettiğinde kendisinin reçete yazdığını, kayıt işlemlerini sekreterin yaptığını, iş yoğunluğu nedeniyle tetkik kağıtlarını hemşireye yazdırdığını, ancak imzayı kesinlikle kendisinin attığını, bazen imza atmayı unuttuğu istek formlarının olduğunu, ancak bunların sayısının bir ikiyi geçmeyeceğini, kaşesini sürekli yanında taşıdığını, fakat adına ikinci bir kaşe yapılmış olabileceğini, sanık …’nin kendisinden fazladan inceleme yapıldığına dair belge düzenlemesini istemediğini, kendisine bu yönde bir tavsiyede de bulunmadığını,
Tanık …; yaklaşık 4 yıldır Özel Metropol Tıp Merkezinde genel cerrahi uzmanı olarak çalıştığını, bazen iş yoğunluğu nedeniyle hemşireye veya diğer yardımcı sağlık görevlilerine “Siz yazın paraflayın” dediğini, hasta çıkış özetlerini çoğu zaman kendisinin yazmadığını, laboratuvar ve radyoloji istek formlarının çoğu zaman kendisi tarafından, baze de talimatı ve bilgisi dahilinde yardımcı personel tarafından yazıldığını,
Tanık Şükran (Keklikçi) Üçkardeş mahkemede; Özel Metropol Tıp Merkezinde dört yıl hemşire olarak çalıştığını ve bu süre zarfında Doktor …’nın hemşireliğini yaptığını, daha sonra idari büroda çalıştığını, hemşire olarak hasta kayıtlarını yapıp eksikleri tamamladıklarını, sanık … müdafisi Av. …’in temyiz dilekçesi ekinde sunduğu 25.09.2013 tarihli dilekçesinde ek olarak; Doktor …’nın hastalara ait teşhis ve tanı yazılarını, laboratuvar istek belgesi ve hasta çıkış özetini çoğu zaman kendisine emir vererek yazdırdığını, kimi zaman da bu belgeleri yazmayıp ilgili kısımları boş bıraktığını, hastane yönetimince bu şekilde boş olan belgeleri katılan … Kurumuna gönderilmesinin uygun görülmemesi nedeniyle eksik kalan kısımları hastaların durumlarına uygun şekilde kendisinin doldurduğunu, Doktor …’nın bu tavrı ile hastane yönetiminin tepkisini çektiğini ve bir kaç defa da uyarıldığını, daha sonra başka serviste çalışan bir doktorla kavga etmesi sonucunda hastane yönetimince görevine son verildiğini, bu husumet nedeniyle hastane yönetiminin aleyhine beyanda bulunmasının mümkün olduğunu,
Tanık …; eşi …’in tansiyon hastası olduğunu ve sürekli tansiyon ilaçları kullandığını, 27.12.2006 tarihinde Özel Metropol Tıp Merkezine giderek Doktor …’a eşinin tansiyon ilaçlarını yazdırdığını, herhangi bir kan ve idrar tahlili yapılmadığını, sinüs grafisi ve renkli doppler çekilmediğini, eşinin yanında olmadığı için bunların yapılmasına da imkân bulunmadığını,
Tanık …; 30.01.2007 tarihinde deride dökülme şikâyetiyle Özel Metropol Tıp Merkezinde Doktor Gökçe Güven’e muayene olduğunu ve adı geçenin reçete yazdığını, kendisinden kan ve idrar tahlili, meme ve abdomen ultrasonu istenilmediğini ve yapılmadığını, sanık … tarafından düzenlenmiş tüm batın ultrason raporu ve bilateral meme ultrasonu raporunun kendisine verilmediğini, kendisini muayene eden ve ilaç yazan doktorun kadın olduğunu, erkek bir doktora muayene olmadığını,
Tanık …; Özel Metropol Tıp Merkezine şeker rahatsızlığı olduğu için kontrol ve tahlil amacıyla gittiğini, böbreklerini kontrol amacıyla karın ultrasonu çekildiğini, kan ve idrar tahlilleri yapıldığını, ancak bunun dışında akciğer ve sinüs filmi ile triod ve meme ultrasonu çekilmediğini, batınla ilgili ultrasonda yalnızca böbreklerinin kontrol edildiğini, sanık … imzalı 22.12.2006 tarihli batın ultrason ve troid ultrason raporunun kendisine verilmediğini, emekli hemşire olması nedeniyle yapılan tıbbi tahlil ve tetkiklerin ne olduğunu bilebilecek konumda bulunduğunu,
Tanık …; Özel Metropol Tıp Merkezine prostat rahatsızlığı nedeniyle bir kez gittiğini, dahiliye polikliniğinde de kolestrol ve trigliserit gibi rahatsızlıkları için muayene olduğunu, kan tahlillerinin yapıldığını, ancak herhangi bir akut bronşit ve akciğer rahatsızlığı bulunmadığını, akciğer filmi ile bilgisayarda tomografi çektirmediğini, halsizlik, yorgunluk, sırt ağrısı, öksürük, yan ağrısı şikâyetleri ile anılan tıp merkezine gitmediğini, tomografinin ne demek olduğunu bildiğini,
Tanık …; 11.01.2007 tarihinde idrar yolları rahatsızlığı nedeniyle Özel Metropol Tıp Merkezine gittiğini, idrar tahlili yapılıp reçete yazıldığını, karın bölgesinin grafisi, ultrasonu veya tomografisinin çekilmediğini, doktorun da böyle bir talebinin olmadığını, sanık … imzalı tüm batın ultrason raporu ve alt abdomen tomografi raporunun doğru olmadığını, raporda uterus ve overlerin normal olduğunun yazıldığını, ancak 1976 yılında Güzelyalı Hava Hastanesinde rahminin alınmış olduğunu, bu hususun ibraz ettiği 15.02.2006 tarihli Başkent Üniversitesi Hastanesince düzenlenen radyoloji raporundan da anlaşıldığını,
Tanık …; baş ağrısı ve sinüzit rahatsızlığı nedeniyle 30.01.2007 tarihinde Özel Metropol Tıp Merkezinde KBB uzmanı Doktor …’e muayene olduğunu, sinüs röntgeni çektirdiğini, kan tahlili yapılmadığını ve ultrason da çektirmediğini, sanık … tarafından düzenlenen tiroid ultrason raporunun doğru olmadığını, zira tiroidinde nodül olduğunu, ancak raporda tiroidde nodül saptanmadığının belirtildiğini,
Tanık …; daha önceden kalp krizi geçirdiğini, kendisinde yüksek tansiyon ve kansızlık bulunduğunu, ayrıca mide ameliyatı olduğunu, 15.01.2007 tarihinde Ege Üniversitesinde bütün tahlillerini yaptırdığını, dooppler çekiminin de orada yapıldığını, dooppler çekimi için sabahleyin aç karnına gittiğini, makinaya girdiğini, öğlen şeker hastalarına süt, kendisine ise çikolata verildiğini, yine makinaya girdiğini, bunun akşama kadar devam ettiğini, işlemleri bitince Ege Üniversitesinden tanıdığı Doktor …’ya sonuçları göstermek için Özel Metropol Tıp Merkezine gittiğini, doktorun dooppler raporunu inceleyip “Senin hiçbir şeyin yok, sen zayıfsın sende tansiyon ne gezer” dediğini, Özel Metropol Tıp Merkezinde herhangi bir kan ve idrar tahlili, grafi ve renkli doppler çekimi yaptırmadığını, sanık … tarafından düzenlenen biletaral üst eksremite arteriyel sistem renkli doppler US ve bilateral üst ekstremite venöz sistem renkli doppler US raporunun kendisine verilmediğini,
Tanık …; Özel Metropol Tıp Merkezine tansiyon ilaçlarını yazdırmak için gittiğini, Doktor …’ya muayene olduğunu, reçete düzenlendiğini, bunun dışında herhangi bir ultrason ve doppler çekimi, kan ve idrar tahlili yapılmadığını, sanık … imzalı, renkli doppler, batın ultrason ve tiroid ultrason raporlarının doğru olmadığını ve kendisine böyle bir rapor verilmediğini,
Tanık …; annesi olan …’ın tansiyon, beyinde su toplanması, idrar tutamama, kısmi felç gibi rahıtsızlıkları bulunduğunu, akli durumunun da yerinde olmadığını, kendisinin 2004 yılında annesine vasi tayin edildiğini, 04.01.2007 tarihinde annesinin kullandığı tansiyon ilaçlarını yazdırmak üzere anılan tıp merkezine gittiğini, Doktor …’nın tansiyon ilaçlarını yazdığını, annesi yanında olmadığı için muayenesi ile kan ve idrar tahlili, tiroit ultrasonu ve doppler çekimi yapılmadığını, sanık … tarafından düzenlenen tiroit ultrason raporu ile doppler raporlarının doğru olmadığını,
Tanık …; 17.01.2007 tarihinde kızları Cansın ve İlksin’i gıda zehirlenmesi nedeniyle Özel Metropol Tıp Merkezine götürdüğünü, burada kızlarına serum takıldığını, kan ve idrar tahlili yapıldığını, batın ultrasonu, karın ve akciğer filmi çekilmediğini, takılan serumlar nedeniyle her bir çocuğu için 20 TL alındığını, müfettiş tarafından cevaplandırması için sorular gönderildiğinde Özel Metropol Tıp Merkezinden sekreter ve sanık …’nin telefonla kendisini aradığını, “Size Emekli Sandığından bir yazı gelmiş, onunla ilgili görüşebilir miyiz” dediklerini, kendisinin kızlarına hangi tıbbi tahlil ve tetkikleri yapmış iseler onları yazıp müfettişe göndereceğini söylediğini, “Gelin çay içelim, konuşalım” şeklinde sözler söylediklerini, kendisinin de “Konuşacak bir şey yok” dediğini,
Tanık …; Özel Metropol Tıp Merkezine iki kez gittiğini, kulak ağrısı nedeniyle KBB uzmanına muayene olduğunu ve ilaç yazıldığını, bir kez de diş doktoruna gittiğini, doktora muayene olup çıktıktan sonra kadın bir doktorun peşi sıra gelip “Verin ben size bir ağrı kesici yazayım” diyerek sağlık karnesini aldığını, kronik vajinit, düzensiz adet ve karın ağrısı şikâyetlerinin olmadığını, kadın doğum doktoru sanık …’yi tanımadığını ve kendisine muayene olmadığını, zira dokuz yıl önce adetten kesildiğini, bu hastanede kan ve idrar tahlilie yapılmadığını, tiroit ve tüm abdomen ultrasonu çekilmediğini, sanık … tarafından düzenlenen batın ultrason ve tiroit ultrason raporunun doğruyu yansıtmadığını, zira karaciğerinde büyüme bulunduğunu ve bunun da raporda yer almadığını,
Tanık …; eşi …’nın kulağındaki rahatsızlık nedeniyle 23.12.2006 tarihinde Özel Metropol Tıp Merkezine gittiklerini, eşini KBB uzmanının muayene ettiğini ve reçete yazdığını, başka hiçbir tıbbi işlem yapılmadığını, kadın hastalıkları ile ilgili bir rahatsızlığı nedeniyle eşinin muayene edilmediğini, zira eşinin 2004 yılında ameliyat olduğunu, rahim ve yumurtalığının alındığını, ameliyatın da Central Hospitalda yapıldığını,
Tanık …; 23.12.2006 tarihinde kulağındaki rahatsızlık nedeniyle Özel Metropol Tıp Merkezine gittiğini ve KBB uzmanına muayene olduğunu, kadın hastalıkları doktoru sanık …’ye muayene olmadığını, kan ve idrar tahlili ile kültür tahlili yaptırmadığını, çünkü kadın hastalıkları ile ilgili bir rahatsızlığının olmadığını, 2004 yılında ameliyat olduğunda rahim ve yumurtalıklarının alındığını ve o tarihten beri hiçbir şikâyetinin olmadığını,
İnceleme dışı sanık …; Nisan 2006 – Ekim 2007 tarihleri arasında Özel Metropol Tıp Merkezinde personelden sorumlu görevli olarak çalıştığını, şirketin muhasebesiyle ve hastalara verilen tıbbi hizmetler nedeniyle katılan kurumdan yapılan tedavi bedelinin tahsili ile ilgili bir görevinin olmadığını, bazen doktordan, bazen hemşireden, bazen de ilgili görevlilerin kayıtları tutmasından kaynaklanan eksiklikler olduğunu, ancak usulsüzlük olmadığını, hastalarla ilgili yapılan tıbbi tahlil, tetkik ve radyolojik incelemelere ilişkin raporların belge olarak saklanmadığını, ancak bilgisayara giriş yapılmış ise bilgisayarda kaydının olduğunu, tahlil ve radyolojik sonuçların hastanın kendisine verildiğini,
İnceleme dışı sanık …; 2005 yılında Özel Metropol Tıp Merkezinde muhasebe sorumlusu olarak görev yapmaya başladığını ve 2007 yılı Nisan ayına kadar çalıştığını, ilgili doktorun düzenlediği epikriz ile radyoloji ve laboratuvar tarafından yapılan inceleme ve tetkiklere ilişkin listelerin icmalini çıkartıp fatura işlemlerini yaptığını, günde yaklaşık 500-600 civarında hastaya ilişkin fatura düzenlendiğini, faturaların sistemde gerekli kontrol yapıldıktan sonra düzenlendiğini, Emekli Sandığının ödemelerde çok titiz davrandığını, tanı ve evrak eksikliği veya tanı ile tahlil uyumsuzluğu nedeniyle çoğu kez evrakı iade edip ödeme yapmadığını, bu nedenle evrakı daha özenli olarak hazırladıklarını, evrakı kontrol ederken bilgisayarda yapılan tahlilleri, tetkikleri ve radyolojik incelemeleri istem formunda gördüğünü, ancak hasta çıkış formundaki eksik tahlillerle ilgili yazıları doktora bilgi vererek tamamladığını, ayrıca laboratuvar ve radyolojideki görevlileri de arayarak yapılan işlemin teyidini aldıktan sonra hasta çıkış kâğıdındaki eksiklikleri doldurduğunu, bunu bazen kendisinin, bazen hemşirenin, bazen de doktorların tamamladığını, yapılmayan tıbbi tetkik, tahlil ve radyolojik incelemelere ilişkin fatura düzenlenmediğini,
İnceleme dışı sanık … Dışkaya; 2006 yılından itibaren Özel Metropol Tıp Merkezinde radyoloji teknikeri olarak çalıştığını, röntgen, MR, tomografi, mamografi ve sintigrafi çekimlerini yaptığını, ultrason çekimlerinin radyoloji uzmanınca yapıldığını, doktorun istediği radyolojik tetkiklerin istek formuna doktor veya hemşire tarafından işaretlendiğini, bilgi işlem merkezinde bilgisayar girişlerinden sonra hastanın geldiğini ve gerekli çekimlerin yapıldığını, personel yetersizliğinden dolayı defter kayıtlarının düzenli tutulamadığını, bazen formlarda hasta isimlerinin okunaklı olmadığını, bu durumda ilgili doktoru telefonla arayıp düzeltme yaptıklarını, sanık … tarafından hastayı muayene eden doktorun talebi dışında radyolojik incelemelerin kayda geçirilmesi için kendisine herhangi bir yönlendirme yapılmadığını, sanık …’nin kendilerini kayıtların düzenli tutulması konusunda zaman zaman uyardığını,
İnceleme dışı sanık … Aydoğdu; 2005-2007 tarihleri arasında Özel Metropol Tıp Merkezinde laboratuvar teknisyeni olarak çalıştığını, doktorlar tarafından muayene yapıldıktan sonra kan ve idrar tahlillerine ilişkin isteklerin ilk önce girişte bilgisayara işlendiğini, daha sonra hastanın kan alma bölümüne gittiğini, tahlil isteklerinin laboratuvar defterine hemen kaydedilmediğini, biriktirilip aynı gün akşam kaydedildiğini, bazen acil hastalara ilişkin sonuçlar ile beraber laboratuvar istek formlarını da hemşirenin alması nedeniyle bazı hastaların kaydının olmayabileceğini, sanık …’nin gerçek dışı laboratuvar kaydı düzenlenmesi hususunda bir talebi, baskısı veya yönlendirmesinin olmadığını,
İnceleme dışı sanık … Karadaş; 2007 yılı Ocak ayından itibaren Özel Metropol Tıp Merkezinde laboratuvar teknikeri olarak çalıştığını ve laboratuvar sorumlusu olduğunu, laboratuvar defter ve bilgisayar kayıtlarınının kendisi ve diğer personel tarafından girildiğini, doktorun istediği tahlillerin bilgi işlemde bilgisayara kaydının yapıldığını, daha sonra hastanın kendilerine geldiğini ve incelemenin yapıldığını, inceleme sonuçlarını sisteme aktardığını, tahlil sonucuna ilişkin çıktıların hastalara verildiğini, istenilen tahlilleri laboratuvar defterine toplu olarak kaydettiklerini, iş yoğunluğu nedeniyle kayıtların aynı anda yapılmadığını, ancak yaptıkları kayıtların doktorların taleplerine uygun olduğunu, sanık …’nin hastanenin sorumlu müdürü ve radyoloji uzmanı olduğunu, hastayı tedavi eden doktorların istekleri dışında bir tahlilin defter ve bilgisayar ortamına kaydının yapılmasını istemediğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık …; kadın doğum ve hastalıkları uzmanı olduğunu, 2005 yılında kurulan Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler San. ve Tic. Ltd. Şti’nin ilk ortaklarının Cevdet Algül, Zeki Uzun, Halil İbrahim Baysöz ve Nail Yoloğlu ile kendisi olduğunu, sanık …’nin ise 20.03.2006 tarihinde yapılan hisse devriyle şirkete ortak olarak katıldığını, Zeki Uzun, Halil İbrahim Baysöz ve Nail Yoloğlu’nun ise ortaklıktan ayrıldıklarını, kendisinin 31.10.2005 tarihinden itibaren şirketin imzaya yetkili müdürü ve temsilcisi olduğunu, hisse devrinden sonra sanık …’nin mesul müdür olarak görevlendirildiğini, tıbbi işlemler ile muhasebe işlemlerinden mesul müdürün sorumlu olduğunu, yapılmayan tıbbi tetkik, tahlil ve radyolojik incelemelerin yapılmış gibi gösterilip katılan kuruma fatura edilerek haksız çıkar sağlanmadığını, ilgili personelin laboratuvar ve röntgen kayıtlarını eksik tuttuğunu çok sonradan fark ettiklerini, poliklinik, radyoloji veya laboratuvar defterinde hastanın adının yazılı olmasına, özellikle laboratuvar defterinde kan çalışması yapılmış olmasına rağmen deftere yazılmayan kan tahlilinin müfettiş tarafından yapılmamış gibi kabul edildiğini, örneğin kaydı tutan görevlinin hemogram veya biyokimya kaydettiğini, ancak bu arada yapılan hormon ve kültür araştırmalarının deftere yazılmadığını, oysa gerçekten bunların da yapıldığını, müfettişin incelemesine kadar bunların ayrıntılı olarak yazılması gerektiğini bilmediklerini, tanık …’e ilişkin hasta çıkış özetindeki doktor kaşesi altındaki imza ile başlık kısmındaki hasta adı, protokol numarası, giriş ve çıkış tarihi yazıları dışındaki diğer yazıların kendisine ait olduğunu, muayene yapmadığı bir hastaya tedavi evrakı düzenlemesinin mümkün olmadığını, hastaların çoğu zaman yapılan tıbbi tahlil, tetkik ve radyolojik incelemenin ne olduğunu bilmediklerini,
Sanık … idari soruşturma kapsamında İzmir İl Sağlık Müdürlüğünde; yüzlerce fatura olduğu için hepsini birebir takip etmesinin mümkün olmadığını, imzaların kime ait olduğundan emin olmadığını, yoğun olan bir dönem olduğu için sadece parafladığını, tetkik formunun kaybedilmiş veya tetkik formunu yapmamaları gerektiği hâlde muhasebe görevlisi veya hemşirenin doldurmuş olabileceğini, tedavi evrakına tanının yazılması ve imzanın atılması konusunda doktorları uyardıklarını, şikâyetçi … ile ilgili olarak ortopedi polikliniğine başvuran Emine Güller adında başka bir hasta ile karışıklık olduğunu düşündüğünü, yaptığı incelemede Emine Güller isimli hastaya tomografi çekimi ve laboratuvar tetkikleri yapıldığını, iki hastanın bilgilerinin karıştığını ve geriye dönük tetkik formu ve hasta çıkış özeti doldurulduğunu düşündüğünü, yapılan yanlışlığın sonradan düzeltildiğini,
Savcılıkta; 2005 yılında kurulan Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’ye 2006 yılı Mart ya da Nisan ayında ortak olduğunu, mesul müdür olarak görevlendirildiğini ve aynı zamanda radyoloji uzmanı olarak çalışmaya başladığını, hastanede yaptığı iş adedince maaş almadığını, aylık tespit edilmiş bir maaşının olduğunu, bir de hastanenin ortağı olarak hastanenin kârından pay aldığını, müfettişin yaptığı soruşturma sırasında 1.000 ya da 1.500 kişiye mektup yazıldığını veya sözlü olarak sorular sorulduğunu, ancak dosyaya sadece 144 kişinin adının yansıtıldığını, ayrıca söz konusu tarihte 30.000’e yakın hastanın muayene kaydının bulunduğunu, şikâyetçi …’in 02.02.2007 tarihinde tedavi gördüğünü, kendi iş yerinde arkadaşlarıyla ilgili problemlerden dolayı şikâyette bulunduğunu, şikâyetçi …’in yapılmadığını iddia ettiği BT çekimleri ve mikrobiyoloji incelemesinin gerçekten yapıldığını, tanık … ile ilgili düzenlenen 11.01.2007 tarihli tümbatın ultrasonografik inceleme raporundaki paraf imzalarının kendisine ait olduğunu, tespit edilen hususların bilgisayardaki matbu rapor üzerinde düzeltildiğini, rapordaki uterus ve overlerle ilgili matbu ibarenin notu yazan sekreter tarafından çıkarılmasının, kendi yazdığı ibarenin ise eklenmesinin unutulduğunu, ayrıca 72 yaşındaki bir şahsın rahminin de ultrasonla görülmeyebileceğini, yapılmayan ultrason incelemesinin yapılmış gibi gösterilmediğini, suç duyurusuna konu edilen hastaların, gerçekte tedavi, muayene, tıbbi tahlil, tetkik ve radyoloji incelemelerinin yapıldığını, başka doktorlar yerine hayali radyolojik veya laboratuvar istek belgeleri düzenlemediğini, hayali radyoloji raporları da yazmadığını, …’in şikâyeti sonrasında yaptıkları incelemede radyoloji ve laboratuvar kayıt defterlerinde ciddi eksikliklerin olduğunu, yapılan incelemelerin defterlere düzenli kaydedilmediğini, personelin çoğu hastayı kaydetmeyip günde az sayıda hastayı formalite icabı kaydettiklerini öğrendiklerini, müfettiş soruşturmasına kadar defterdeki kayıtların düzenli tutulmadığı konusunda bir bilgisinin olmadığını ve bu kayıtların bu kadar önemli olduğunu da bilmediklerini, hastaya reçete yazılırken mutlaka protokol numarası verilmesinin gerekmesi nedeniyle poliklinik defterlerindeki kaydın düzenli tutulduğunu,
Mahkemede; sigorta müfettişinin ön yargılı davrandığını, hastalara ifade almadan önce usulsüzlük olduğunu, bunu kendisinin tespit ettiğini belirtir şekilde ön bilgi verdiğini, hatta hastaları çoğu kez tek tek değil ikili üçlü gruplar hâlinde yönlendirdiğini, bazı hastalara da “Karnenizi iptal ettiririm, maaşınızdan keserim” şeklinde baskı oluşturarak bu ifadeleri aldığını, herhangi bir tıbbi formasyonu olmayan sade bir kişinin bir iki yıl önce yapılan tıbbi tetkiklerin detaylarını hatırlamasının mümkün olmadığını, beyanı alınan hastaların toplam masraf tutarının 15-16 bin TL olmasına rağmen bir genelleme yapılarak iddianamede belirtilen miktara ulaşıldığını, özel tıp merkezlerine ilişkin yönetmelik gereği bilgisayar dökümlerinin esas alınması gerektiğini, fakat ısrarla laboratuvar ve radyoloji defterlerinin incelendiğini,
Savunmuşlardır.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Sanık …’ün resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyetine ilişkin Yerel Mahkeme hükmünün Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği;
Gerekçeli kararın 2. sayfasında sanıklar ile ilgili iddialara, 3 ilâ 13. sayfaları arasında sanık savunmaları, şikâyetçi ve tanık beyanları ile delillere, 13 ilâ 16. sayfaları arasında “Delillerin Tartışılması ve Gerekçe” başlıklı kısmında ise bütün sanıklar yönünden dosyaya sunulan raporların ve belgelerin ayrıntılarına yer verildikten sonra sanık … hakkında ayrıca;
“Sanık …’ün Özel Metropol Tıp Merkezi isimli şirketin 20.03.2006 tarihinde şirket ortağı, 04.04.2006 ve 14.06.2007 tarihleri arasında şirket ortağı ve yetkilisi, yani şirketin mesul müdürü olduğu, aynı zamanda bu hastanede uzman radyoloji doktoru olarak görev yaptığı, sanık … her ne kadar aşamalardaki savunmalarında görev yaptığı süre içerisinde herhangi bir usulsüz işlemin yapılmadığını, tüm muayene, tetkik ve tahlillerin gerçek olduğunu, hayalî muayene, tetkik ve tahlil yapılmadığını, fatura edilen bedellerin gerçekten verilen sağlık hizmetlerine ilişkin olduğunu, verilmeyen sağlık hizmetine ilişkin fatura düzenlenmediğini iddia ederek atılı suçlamaları inkar etmiş ise de; sanık tarafından düzenlenen radyoloji ve laboratuvar istek ve tetkik formlarının, sanığın uzmanlık alanı ile ilgili raporlar olduğu gibi tespit edilen usulsüzlüklerin de radyoloji bölümünde ağırlık kazandığının görüldüğü, yine dosya arasında mevcut Adli Tıp Kurumu raporu ile bir kısım belgelerdeki yazı ve imzaların Özel Metropol Tıp Merkezinde çalışan doktorlara ait olmadığının tespit edildiği, yine Özel Metropol Tıp Merkezinde çalışan bazı doktorların tanık olarak alınan beyanlarında; (ki; bunlar Özel Metropol Tıp Merkezinde dahiliye uzman doktoru olarak çalışan Dr. … tanık olarak alınan beyanında; Özel Metropol Tıp Merkezinde doktor olarak çalıştığı dönem içeresinde hastane sekreterlerinin bulunduğu yerde kendisine ait doktor kaşesinin bulunduğunu gördüğünde sekreterlere ‘Nedir bu’ diye sorduğunda sekreterlerin yalvararak ve sanık …’ü kastederek ‘Sakın… beye bundan bahsetmeyin, bizi işten atar’ dediğini duyduğunu, ayrıca bu hastanede görev yaptığı süre içerisinde hasta muayenelerine ilişkin düzenledikleri dosyalar üzerinde ilaveler yapıldığını, kendilerine ait olmayan yazılar yazıldığını, adlarına imzalar atıldığını, kaşe basıldığını duyduklarını, bazı evraktaki yazıların kendisine ait olmadığını, yine Murat Akkaya isimli hasta adına düzenlenmiş hasta çıkış özeti, laboratuvar istek formu, radyoloji istek formundaki yazı ve imzaların kendisine ait olmadığını, kaşesinin kullanıldığını, yine … ve Şerafettin Korkmaz isimli hastalara ilişkin hasta çıkış özeti, laboratuvar ve radyoloji istek formlarındaki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, kaşesinin kullanıldığını, yine Nevvar Salgara isimli hastaya ilişkin hasta çıkış özetindeki yazıların kendisine ait olmadığını, yine … isimli hastaya ilişkin hasta çıkış özetindeki yazıların kendisine ait olmadığını, yine … isimli hastaya ilişkin hasta çıkış özeti, laboratuvar ve radyoloji istek formundaki yazı ve imzaların kendisine ait olmadığını, yine Selami Türel’e ilişkin hasta çıkış özetindeki yazıların kendisine ait olmadığını, yine Sermin Kaçar isimli hastaya ilişkin hasta çıkış özetindeki yazıların kendisine ait olmadığını belirttiği, yine Özel Metropol Tıp Merkezinde ürolog uzman doktor olarak çalışan Dr. … tanık olarak alınan beyanında; bu hastanede çalıştığı dönemde kendisinin istemediği bazı tetkiklerin yapıldığını, rapor düzenlendiğini gördüğünü, ancak bu durumun istisnai olduğunu, bir kısım evraktaki imza ve yazıların kendisine ait olmadığını belirttiği, yine Özel Metropol Tıp Merkezinde ortopedi uzmanı doktor olarak çalışan Dr. … tanık olarak alınan beyanında; tıbbi, tahlil ve radyoloji istek formlarından bazı evraktaki imzaların ve yazıların kendisine ait olmadığını belirttiği) yine mahkememizce yukarıda isimleri ve ayrıntılı beyanları belirtilen Özel Metropol Tıp Merkezine hasta ve hasta yakını olarak başvuran bir çok tanığın alınan beyanlarında; (ki bu tanıkların bazıları …, …, İbrahim Şen, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, Nejat Ünlüer, …, …, …, …, …, …, …, …, Sıdıka Yavuz Aydın, …, Alparslan Usal, …, …, …, …, Sürahi Talan, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, Makbule Şimşek Yakar, …, …, …, …, …, …, …, …, …, Türkan İtgü, …, …, …, Gazi Kezer, …, …, …, …, …) raporlarda belirtilen tetkik, tahlil ve çekimlerin bazılarının yapıldığını, bazılarının ise yapılmadığını belirttikleri, yine mahkememizce yukarıda isimleri ve ayrıntılı beyanları belirtilen Özel Metropol Tıp Merkezine hasta ve hasta yakını olarak başvuran tanıkların alınan beyanlarında; (ki; bu tanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, Melikcan Başkan, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …) kendilerinin sadece ilaç yazdırdıklarını, raporlarda belirtilen hiçbir tetkik, tahlil ve çekimlerin kendilerine yapılmadığını belirttikleri görüldüğünden, ayrıca dosya kapsamındaki diğer tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde sanık …’ün atılı suçlamaları inkâr eder mahiyetteki savunmaları gerçek ve samimi bulunmadığından, mahkememizce sanığın savunmasına itibar edilmemiş ve böylelikle sanık …’ün gerçekte yapılmayan tıbbi tahlil, tetkik ve radyolojik raporları sahte olarak düzenleyip kurum yetkilisi olarak verilmeyen hizmet bedellerini Sosyal Güvenlik Kurumuna fatura ederek müdahil Sosyal Güvenlik Kurumunu dosya arasında mevcut Başmüfettiş soruşturma raporu ve mahkememizce aldırılan heyet raporunda belirtilen miktarda zarara uğrattığı, düzenlenen sahte radyoloji raporlarının sanığın uzmanlık alanı ile ilgili raporlar olduğu, dosya arasında mevcut Sosyal Güvenlik Kurumu yazılarında da belirtildiği üzere müdahil kurum tarafından kaynakta mahsup edilerek alacaklarından kesildiği ve dolandırıldığı iddia edilen bu paranın Özel Metropol Tıp Merkezine ödenmediği, önceden ödenen miktarlara ilişkin mahsup işlemi yapıldığının anlaşıldığı, öte yandan sanık … hakkında her ne kadar iddianamede özel belgede sahtecilik suçundan dolayı cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de sanığın sahte olarak düzenlediği belgelerin TCK’nın 207/1. maddesi kapsamında ifade edilen özel belge niteliğinde olmayıp TCK’nın 210/2. maddesi delaletiyle TCK’nın 204/1. maddesi kapsamında belirtilen resmî belge niteliğinde olduğu ve bu şekilde sanık …’ün zincirleme olarak kamu kurumu zararına niteliklidolandırıcılık ve zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik suçlarını işlediği,” şeklinde değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
CMK’nın “Kararların gerekçeli olması” başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; “Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.”,
“Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230. maddesinde;
“(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.”,
“Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar” başlıklı 232. maddesinde ise;
“(1) Hükmün başına, ‘Türk Milleti adına’ verildiği yazılır.
(2) Hükmün başında;
a) Hükmü veren mahkemenin adı,
b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı,
Yazılır.
(3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
(4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
(5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
(6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
(7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.”
Hükümlerine yer verilmiştir.
Buna göre, Anayasa’nın 141 ve CMK’nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, “Sorun” bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, “Gerekçe” kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, “Sonuç (hüküm)” kısmında ise; CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun’un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun’un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii tereddüte yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının “Gerekçe” bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
CMK’nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK’un 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinin ihlâli olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).
AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Buna göre, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44).
Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni, anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Bu anlamda AİHM, mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33).
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (AYM, Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “İlgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlâline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yerel Mahkemece, gerekçeli kararda sanık … hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet hükmü kurulurken, tüm sanıklar ile birlikte ortak bir gerekçe yazıldıktan sonra her bir sanık ile ilgili ayrı ayrı gerekçe yazıldığı, ortak gerekçede Adli Tıp Kurumu raporu ile heyet bilirkişi raporu içeriklerine, yapılan tespitlere ve haksız menfaat miktarına, şikâyetçi, katılan ve tanık anlatımları ile savunmaya yer verildiği, sanık … ile ilgili gerekçede delillerin tartışılıp değerlendirildiği ve ulaşılan kanaat ile sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiillerinin gösterilerek nitelendirilmesinin yapıldığı anlaşılmakla; Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34. maddeleri uyarınca mahkûmiyet hükmünün gerekçeli olarak yazıldığı, gerekçenin yazımında CMK’nın 230. maddesinin göz önünde bulundurulduğu, hükmün gerekçeyi ve hüküm fıkrasının CMK’nın 232. maddesindeki hususları içerdiği kabul edilmelidir.
2- Sanık …’e atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı ile sanık …’e atılı niteliklidolandırıcılık suçu ile sahtecilik eyleminin sabit olup olmadığı;
Uyuşmazlıkların sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarının unsurlarının, resmî belge hükmündeki belgelerin ve müşterek failliğin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Dolandırıcılık suçu TCK’nın 157. maddesinde “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nın “Niteliklidolandırıcılık” başlıklı 158. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi suç tarihi itibarıyla “Dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”, son cümlesi ise “Ancak, (e), … bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” biçiminde düzenlenmiş, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile son cümledeki “üç yıldan” ibaresi “dört yıldan” şeklinde değiştirilmiştir.
Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nın 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapma olarak düzenlenmiştir. “Desise” Arapça kökenli olup kişilerin iradesini sakatlamak, aldatmak, yanıltmak amacıyla yapılan düzen ve oyunlardır. 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiş, 765 sayılı Kanun’da yer alan desise kavramına 5237 sayılı Kanun’da yer verilmemiş ve hileye desiseyi de kapsayacak şekilde geniş bir anlam yüklenmiştir.
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
a) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
b) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
c) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.
5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olmasına göre, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.
“Hile”, Türk Dili Kurumu sözlüğünde; “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s. 891) şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır… hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez.” biçiminde tanımlanmıştır.
Öğretide de hile ile ilgili olarak; “Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir.” (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s. 453), “Hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir.” (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar, İstanbul 2011, Beta Yayınevi, 2. Baskı, Cilt I, s. 456) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.
Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda; hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkânlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir.” (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2012, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, s. 650), “Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır.” (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 6. Baskı, s. 343), “Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir.” (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 2011, Beta Yayınevi, 2. Baskı, Cilt I, s. 462).
Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yolunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili resmî belgede sahtecilik suçu TCK’nın 204. maddesinde;
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Suçun konusu resmî belge olup, resmî belgede bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen yazıyı ifade etmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında resmî belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır. Birinci seçimlik hareket, resmî belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmî belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir. İkinci seçimlik hareket gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmî belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtmek gerekir ki; sahteciliğin, belge üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır. Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmî belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur. Kullanma mütemadi suç şeklinde de gerçekleşebilir.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek, söz konusu eylemler suç olarak düzenlenmiş ve yaptırım altına alınmıştır.
Sahtelikten söz edebilmek için, düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tâbi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) bulunup bulunmadığının ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığının şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekir.
Ceza Genel Kurulunun 09.06.2015 tarihli ve 460-198, 14.01.2014 tarihli 409-14, 09.10.2012 tarihli ve 335-1804 ile 14.10.2003 tarihli ve 232-250 sayılı kararlarında da; muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği ve bu nedenle aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneğinin olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup, hakim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat belirlemeli ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.
Görüldüğü gibi, mahkemece, mümkün olması hâlinde suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmî belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğeler incelenmeli, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığı belirlenmeli, tereddüt hâlinde ise; mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmalıdır.
Belgenin ele geçmediği durumlarda ise, suça konu belgenin somut olayda muhatapları öznel (subjektif) olarak aldatması, yani fiili iğfal tek başına yeterli görülmeyerek, mutlaka diğer yan deliller göz önüne alınmalı, bu bağlamda; evrakın varsa suretinin imza, mühür, şekil, sayı vb. yönlerden incelenmesi, mümkün olduğu takdirde evrakın ibraz edildiği muhatapların dinlenmesi gibi deliller değerlendirildikten sonra objektif olarak aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Fikri sahtecilik ya da içerik sahteciliği de denilen belgenin yetkili kişi ya da kurum tarafından düzenlendiğinin sabit olduğu hallerde ise, suça konu belge ele geçirilemese bile yetkili kişi ya da kurum tarafından düzenlenmiş olması nedeniyle iğfal kâbiliyetinin bulunduğu kabul edilmelidir.
Resmî belge hükmünde belgeler ise TCK’nın 210. maddesinin ikinci fıkrasında “Gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması hâlinde, resmî belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur.” biçiminde düzenlenmiştir. Böylece aslında özel belge niteliğindeki belgeler kanun gereği resmî belge hükmünde sayılmaktadır. Ancak bunun için düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması gerekir. (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınları, Eylül 2013, s. 739)
TCK’nın 210. maddesinin ikinci fıkrasında, kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensuplarının içerik yönünden gerçeğe aykırı belge düzenlemeleri yaptırım altına alınmıştır. Burada belgenin içeriğindeki olay veya olgu gerçek değildir veya olduğundan farklı bir şekilde yansıtılmıştır. Bu şekilde düzenlenebilecek belgeler sayılmamıştır. Dolayısıyla içeriği yönünden sahte olarak düzenlenen belge reçete olabileceği gibi, sağlık raporu da olabilir. (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Ceza hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2017, s. 725-726)
Diğer taraftan müşterek faillik TCK’nın 37. maddesinin birinci fıkrasında “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
a) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
b) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira müşterek faillikte aranan en önemli unsurlardan birisi, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmasıdır.
Öte yandan 27.03.2002 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 16. maddesinin birinci fıkrası “Özel hastanelerin tıbbî, idarî ve teknik hizmetleri bir mesul müdür sorumluluğunda yürütülür.”, şeklinde düzenlenmiş olup mesul müdürün görev, yetki ve sorumluluklarının düzenlendiği aynı Yönetmeliğin 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde “Özel hastanenin tıbbî, idarî, mali ve teknik hizmetlerini mevzuata uygun olarak idare etmek ve denetlemek” şeklindeki hüküm 11.03.2009 tarihinde “Özel hastanenin tıbbî, idarî ve teknik hizmetlerini mevzuata uygun olarak idare etmek ve denetlemek” biçiminde değiştirilmiştir.
a) Sanık …’e atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı;
Sanık …’nin, 14.03.2006 tarihli sözleşmeyle Özel Metropol Tıp Merkezinin mesul müdürü, 30.03.2006 tarihinde hisse devri yoluyla da söz konusu tıp merkezini işleten Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin ortağı olduğu ve aynı zamanda tıp merkezinde uzman radyoloji doktoru olarak çalıştığı, tıp merkezi ile katılan kurum arasında yapılan katılan kuruma tabi sigortalılara tıbbi hizmet verilmesine ilişkin anlaşma kapsamında muayene için tıp merkezine gelen bir kısım hastaların muayene işlemleri tamamlandıktan sonra ilgili doktor tarafından istenmeyen laboratuvar tahlilleri veya radyolojik tetkiklerin yapılmasına yönelik hasta çıkış özetleri düzenlendiği veya mevcut hasta çıkış özetlerine eklemeler yapıldığı, buna istinaden düzenlenen sahte istek formları ile yapılmayan tahlil ve tetkiklerin yapıldığına dair hazırlanan raporların sanık …’nin mesul müdür sıfatıyla imzaladığı faturalara eklendiği ve bu şekilde katılan kurumun 546.754,05 TL zararına neden olduğu olayda;
Katılan kuruma bedeli tahsil edilmek üzere gönderilen fatura ekinde ibraz edilen ve sanık …’nin mesul müdür kaşesi ve imzası ile onayladığı toplam 517 adet “Hasta Çıkış Özeti”, “Radyoloji İstek Formu” ve “Laboratuvar İstek Formu”nun 307 adedinde bulunan yazı ve imzaların ilgili doktorların eli ürünü olmadığının, 62 adedinde bulunan imzaların ve bir kısım yazıların ise ilgili doktorların eli ürünü olduğunun, ancak bu yazılar dışında ilgili doktorların eli ürünü olmayan yazıların da bulunduğunun hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile tespit edildiği, sanık …’nin tıp merkezinin idari hizmetlerini yerine getirme görevi kapsamında hareket ettiği, ayrıca tıp merkezini işleten şirketin hisse ortağı olması nedeniyle haksız bir menfaat sağladığı gibi eyleminin kamunun zararına bir sonuç doğurucu nitelik de taşıdığı, bilirkişi raporuna göre tıp merkezince tutulan defterler ile katılan kurum kayıtlarının karşılaştırması neticesinde ulaşılan toplam 546.754,05 TL zararın kayıtlarda olmayan işlemlerin faturalandırılması neticesinde oluştuğu, hesaplanması mümkün olan zarar miktarı itibarıyla suça konu her bir evrakın sahte olarak düzenlenmiş olduğunun ve ayrıca yargılamaya konu olan 517 adet belgeden toplam 369 belgenin de içerik itibarıyla sahte olması nedeniyle iğfal kabiliyetinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, içerik itibarıyla sahte olarak düzenlenip kullanıldığı tespit edilen yeteri sayıda evrakın olması, toplam evrak sayısının çokluğu, aradan geçen süre ve dosyanın geldiği aşama gözetildiğinde 546.754,05 TL zararın oluşmasına dayanak oluşturan bütün evrakın aldatma kabiliyetinin olup olmadığı ve Adli Tıp Kurumu raporunda ilgili doktorun eli ürünü olmadığı belirlenen yazı ve imzaların kimin eli ürünü olduğu yönünde ayrıca bir araştırma yapılmasının sonuca etkili olmayacağı,
Müfettişçe beyanları tespit edilen hasta ve yakınlarının bir çoğunun savcılık ve mahkemece dinlenildiği ve beyanlarının birbirleriyle ve hükme esas alınan tanık …’nın beyanı ile örtüştüğü, tanık Şükran (Keklikçi) Üçkardeş mahkemedeki beyanında ve 25.09.2013 tarihli dilekçesinde teşhis ve tanı yazıları ile istek yazılarını tanık …’nın çoğu zaman kendisine yazdırdığını belirtmiş ise de Adli Tıp Kurumu raporuna göre toplam 138 adet belgedeki yazı dışında imzanın da tanık …’nın eli ürünü olmadığının belirlendiği, tanık …’in hastanede iki adet doktor kaşesi yapıldığını, birinin hastanenin muhasebe biriminde olduğunu bildiğini, tanık …’in ise kendisi adına ikinci bir kaşe yapılmış olabileceğini beyan etmeleri karşısında, tıp merkezinde görevli sekreterlerin mahkemece dinlenilmesinin yargılamaya bir katkı sağlamayacağı, aksine yargılamayı uzatacağı,
Tanık …’in belgelere imzayı kesinlikle kendisinin attığını, imza atmayı unuttuğu belge sayısının bir ikiyi geçmeyeceğini beyan etmesine rağmen 56 adet belgedeki imzanın tanık …’in eli ürünü olmadığının belirlendiği, ayrıca 40 adet belgedeki imzanın tanık …, 58 adet belgedeki imzanın tanık M. … ve 11 adet belgedeki imzanın tanık … eli ürünü olmadığının Adli Tıp Kurumu raporu ile tespit edildiği, diğer taraftan sanık …’nin hastaları muayene eden doktorları yönlendirdiğine veya onların yerlerine imza attığına dair bir iddianın da bulunmadığı,
Tanık …’in emekli hemşire olduğu için kendisine yapılan tıbbi tahlil ve tetkiklerin ne olduğunu bilebilecek durumda olduğunu, tanık …’ın annesi olan …’a ilaç yazdırmak için tıp merkezine gittiğini ve annesinin yanında olmadığını, tanık …’in eşi …’e ilaç yazdırmak için tıp merkezine gittiğini ve eşinin yanında olmadığını, tanık …’ın kadın bir doktorun kendisini muayene ettiğini, tanık …’ın akciğer rahatsızlığı bulunmadığını, tanık …’nin 1976 yılında rahminin alınmış olduğunu, ancak tıp merkezinde düzenlenen raporda uterus ve overlerin normal olduğunun belirtildiğini, tanık …’ın tiroidinde nodül olmasına rağmen düzenlenen raporda tiroidde nodül saptanmadığının belirtildiğini, tanık …’ın Ege Üniversitesinde yaptırdığı tahlil sonuçlarını göstermek için tıp merkezine gittiğini, tanık …’ın kendisine sadece reçete düzenlendiğini, tanık …’in gıda zehirlenmesi nedeniyle kızlarına serum takıldığını beyan ettikleri ve bu beyanlardan adı geçen tanıkların kendilerine yapılan işlemlerin ne olduğunun bilincinde ve farkında olduklarının anlaşıldığı,
Nazara alındığında, dosya kapsamındaki delillerin sanık …’ye atılı zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik suçunun sübutu bakımından yeterli olduğu, sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun hiç bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde sübuta erdiği ve eksik araştırma ile mahkûmiyet hükmü kurulmadığı kabul edilmelidir.
b) Sanık …’e atılı niteliklidolandırıcılık suçu ile sahtecilik eyleminin sabit olup olmadığı;
Sanık …’nin Özel Metropol Tıp Merkezini işleten Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin ortağı ve temsile yetkili müdürü olduğu, tıp merkezi ile katılan kurum arasında katılan kuruma tabi sigortalılara tıbbi hizmet verilmesi hususunda anlaşma yapıldığı, bu kapsamda muayene için tıp merkezine gelen bir kısım hastaların muayene işlemi tamamlandıktan sonra ilgili doktor tarafından istenmeyen laboratuvar tahlilleri veya radyolojik tetkiklerin yapılmasına yönelik hasta çıkış özetleri düzenlendiği veya mevcut hasta çıkış özetine eklemeler yapıldığı, buna istinaden sahte istek formları düzenlendiği ve yapılmayan tahlil ile tetkiklerin yapıldığına dair raporlar hazırlandığı, gerçekte yapılmayan tahlili ve tetkik işlemlerinin yapılmış gibi gösterilip fatura düzenlenerek bedelinin katılan kurumdan tahsil edilmesi suretiyle 546.774,40 TL kamu zararına neden olunduğu olayda;
Sanık …’nin ortağı olduğu Metropol Özel Sağlık Hizmetleri ve Tıbbi Malzemeler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin 05.08.2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile 10 yıl süre ile şirket müdürü olarak seçilmesi ve bu hususun 10.08.2005 tarihli ve 6365 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmesi, bu yetkisine istinaden aynı zamanda eşi de olan diğer sanık …’yi Özel Metropol Tıp Merkezinin mesul müdürü olarak görevlendirmesi, şirket müdürü olarak mesul müdür üzerinde gözetim ve denetim yetkisinin bulunması, şeklen sahte olmayıp içeriği itibarıyla sahte olarak düzenlenen evrakın ödeme yapılmasını sağlamak amacıyla katılan kuruma gönderilmesi, sanık …’nin suçtan elde edilen haksız kazançtan şirket ortağı olması nedeniyle menfaatinin bulunması, 11.12.2012 havale tarihli bilirkişi raporunda; tıp merkezi çalışanlarının işveren/mesul müdür tarafından kendilerine verilecek emir ve talimatları yerine getirmekle yükümlü oldukları dikkate alındığında, mesul müdür veya şirket müdürü tarafından personele usulsüz şekilde verilen emir ve talimatların yerine getirilmesi sonucunda işlendiği anlaşılan ve iddianameye konu usulsüz iş ve işlemlerin yapılmasına ilişkin talimatların mesul müdür… ve şirket müdürü … tarafından verildiğinin ve söz konusu iş ve işlemler nedeniyle ortaya çıkan kamu zararından da bu sanıklar… ve …’nin sorumlu olduklarının kabul edilmesinin daha sağlıklı ve objektif bir yaklaşım olacağının kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi,
Özel Metropol Tıp Merkezinde muayenesi yapılan hasta ve hasta yakınlarının tanık sıfatıyla alınan beyanları, 31.10.2005-14.06.2007 tarihleri arasını kapsar şekilde yapılan inceleme sonucu Teftiş Başkanlığı müfettişi tarafından düzenlenen rapor, Adli Tıp Kurumu raporu ile Yerel Mahkemece üç kişilik bilirkişi kurulundan aldırılan rapor içeriklerine göre, Özel Metropol Tıp Merkezinin katılan kurum ile anlaşma imzaladığı 31.10.2005 tarihinden 14.06.2007 tarihine kadar muyane edilen bir çok hastaya ilişkin belgenin katılan kuruma fatura edilerek gönderilmesi, mesul müdür tarafından gerçekte yapılmayan laboratuvar tahlili ve radyolojik tetkik işlemlerini yapılmış gibi gösteren belgelerin onaylanması neticesinde düzenlenen faturaların katılan kuruma gönderilmesi eyleminin sanık …’nin bilgisi olmadan gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması, yargılamaya konu olan 517 adet belgeden toplam 369 belgenin de içerik itibarıyla sahte olduğunun Adli Tıp Kurumu raporu ile tespit edilmesi, tanık … adına düzenlenen hasta çıkış özetindeki yazı ve imzaların sanık …’nin eli ürünü olmadığının Adli Tıp Kurumu raporu ile sabit olmasına rağmen sanık …’nin kendisine gösterilen bu belgedeki imza ile tanı, şikâyet, yapılan işler ve sonuç kısımlarındaki yazıların kendisine ait olduğunu savunması, adı geçen tanığa ait hasta çıkış özetindeki bilgilere göre sahte olarak laboratuvar ve radyoloji istek formlarının oluşturulması, tanık … adına düzenlenen hasta çıkış özetindeki imzanın sanık …’nin eli ürünü olmasına rağmen eklemeler yapılmak suretiyle sahte olarak laboratuvar ve radyoloji istek formlarının düzenlenmesi ve bu hâliyle eylemin kamunun zararına bir sonuç doğurucu nitelik de taşıması hususları birlikte değerlendirildiğinde,
Olayın başlangıç ve gelişimine göre sanık …’nin diğer sanık … ile birlikte niteliklidolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını işleme kararlarının olduğu, suçların işlenişi üzerinde ortak hâkimiyet kurdukları ve atılı suçları TCK’nın 37. maddesinin birinci fıkrası anlamında müşterek fail olarak işledikleri, tıp merkezinin ortağı ve temsile yetkili müdürü olan sanık …’nin aynı zamanda tıp merkezinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak görev yaptığı da gözetildiğinde, eyleminin TCK’nın 210. maddesinin ikinci fıkrasının yollamasıyla aynı Kanun’un 204. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu,
Kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.05.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.


11. Ceza Dairesi         2019/3529 E.  ,  2019/5005 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Sanık hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 09.10.2010 tarih ve 2010/50076 esas sayılı iddianamesi ile özel belgede sahtecilik, resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.07.2013 tarihli, 2010/218 esas ve 2013/251 karar sayılı ilamı ile birden fazla müştekiye karşı nitelikli dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik ve resmi belgede sahtecilik suçlarından ayrı ayrı hükümler kurulmasına rağmen müşteki …’a yönelik eylemi nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davası hakkında hüküm kurulmasının unutulduğu, hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 21.09.2018 tarihli, 2015/7252 esas ve 2018/5860 karar sayılı ilamı ile “Sanık hakkında müşteki …’a karşı eylemi yönünden resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasından mahkemece herhangi bir karar verilmemiş ise de zamanaşımı süresince karar verilebileceği mümkün görülmüştür..” denilerek diğer hükümlerin düzeltilerek onanmasına, müşteki …’ya yönelik eylem nedeniyle kurulan hükmün ise bozulmasına karar verildiği, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin kararı sonrasında mahkemenin 25.12.2018 tarihli, 2018/411 esas ve 2018/453 karar sayılı ilamı ile sanığın müşteki …’e yönelik eylemi hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet, müşteki…’e yönelik eylemi hakkında ise uzlaşma nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verildiği, mahkumiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
… sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8/1. maddesinin, “Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve … sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2’nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.” şeklinde düzenlendiği, somut olayda sanık hakkında incelemeye konu resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün daha önce Yargıtay incelemesinden geçmemiş, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20/07/2016 tarihinden sonra ilk kez verilmiş hüküm olması nedeniyle kanun yolu incelemesinin istinaf olduğu anlaşılmakla, istinaf talebinin merciince incelenmesi için dosyanın incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 27.05.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.