Cevizli Mah. Kastamonu Sk. No:23/17 Adalet İş Merkezi, 34865 KARTAL İSTANBUL
trenfrdearru

Boşanma Avukatı – İstanbul

03.02.2019
1.644
Boşanma Avukatı – İstanbul

Dünyanın en büyük metropol şehirlerinden birisi olan İstanbul’da gün geçmiyor ki yeni bir kadına şiddet haberleri ile karşılaşıyoruz. Bu sebeplerin temelinde sosyolojik etkiler bulunmaktadır. Boşanma davalarında meydana gelen artışın sosyolojik etkisini incelemediğimizde ise toplumda meydana gelen evrimleşme ile yakından ilgilidir. Buna sebep olarak kadının özgürleşmesi ve toplumda mutluluğu bireysel olarak arama yolunda artan eğilim gösterilmektedir.

Tarafların ayrılmayı tercih etmemesi sebebiyle başvurduğu yol ise çekişmeli boşanma davalarıdır. Boşanma davaları üzerine çalışan avukatlar genel olarak kişilerin içinde bulundukları durumları analiz edip boşanma davasını hangi temel üzerine oturtup devam edeceğine karar verir. Aile hukuku boşanma davalarıyla sınırlı değildir. Nafaka konusu, mal paylaşımı, anlaşmalı boşanma davalarını derinden ele almaktadır. En iyi boşanma avukatı kavramıyla özellikle tecrübesi ve çalıştığı dava çeşitliliği göz önüne alındığında genel olarak aile hukuku gelmektedir. Aile hukukunda özellikle önemli bir yere sahip olan davalardan birisi boşanma davasıdır. En iyi boşanma avukatı olarak insanların arayışı içine girdiği avukatlarda aslında alanında tecrübe sahibi olmuş iyi aile hukukcularıdır. En iyi boşanma avukatı tabiri insanların kullandığı bir yakıştırma olsa da biz hukukcular arasında böyle bir ayrım bulunmamaktadır. En iyi boşanma avukatı diye bir tabir kullanmamız bizler açısından da etik ve meslek kurallarına da aykırıdır.

Boşanma Nedir?

Eşlerin özgür iradeleriyle kendi aralarındaki evlilik ilişkisine son vermelerine anlaşma suretiyle boşanma adı verilmektedir. ( Türk Medeni Kanun 166/3.f )

Boşanma Avukatı İstanbul’da Olması Zorunlu mudur?

Boşanma davanızı üstlenecek avukatın başka bir ilde olmaması için hiçbir mahsur bulunmamaktadır. Dava dosyalarını UYAP sistemi üzerinden görüntüleyebileceği için avukatın dava takibi açısından bir sıkıntı yaşayacağını düşünmemekteyim. Avukat ile müvekkil iletişimi açısından aynı şehir olmak kişilerin değerlendireceği bir konudur.

Boşanma Avukatı Üzerine Çalışma Yapan Avukat;

En iyi boşanma avukatı yerine tecrübeli bir avukat yakıştırması daha doğru olabilir. Peki tecrübeli boşanma avukatı olarak adlandırılan hukukcularda olması gereken özelliklerden bahsedersek; Bir konuda uzmanlaşmak için o konu üzerinde çalışmak gerekir. Hem teorik hemde pratikte geliştirebilirse o konuda uzmanlaşılmış olabilir. Dünya’daki gelişmelere ayak uydurmak çok önemlidir. Bilim ve teknik ayrıca teknolojiyle entegre çalışmak bir konuları her yönüyle ve kolayca ele alınmasına imkan verir. Yargıtay ve Yüksek Mahkemelerin boşanma davalarına ilişkin verdiği emsal kararlar da boşanma davasında uzmanlaşılmasında önemli rol oynar.

Boşanma konusunda uygulamada ortaya çıkan en önemli sorunlara boşanmanın hukuki sonuçlarında karşılaşılmaktadır. Uygulamada boşanmadan sonra yoksulluk ve iştirak nafakası ve çocukların anne ve babalarıyla kişisel ilişkilerinin sağlanmasında sorunlar yaşanmaktadır.

Boşanma Davası Çeşitleri

Mutlak ve Nisbi boşanma davaları olarak 2 farklı konuda ele alacağımız boşanma davaları türlerinde Mutlak boşanma davası için diğer eş için ortak hayatın çekilmez olup olmadığının bir önemi yoktur. Nisbi boşanma sebeplerinde boşanmaya sebep olan olgunun yanında ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediği de araştırılmaktadır .

Mutlak boşanma davaları için;
Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcıdavranış, terk, eşlerin anlaşması ve eylemli ayrılık sebepleri yer alır.

Nisbi boşanma davaları için;
suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, akıl hastalığı, evlilik birliğinin sarsılması gibi sebepler yer almaktadır.

Türk Medeni Kanunu 166/3 ‘e göre Anlaşmalı Boşanma Davası imkan getirilmiştir. Anlaşmalı boşanma davası bir mutlak boşanma davasıdır. Ancak kanun koyucu tarafından anlaşmalı boşanma davasına da belirli şartlar getirilmiştir.

Boşanma Davasına Bakan Avukatın Görevi

Boşanma davasınızı üstlenmiş avukatlar, sizlere en iyi şekilde sorunlarınıza çözüm bulmayı amaçlayarak boşanma davalarınızı yani; anlaşmalı boşanma, çekişmeli boşanma davalarının takibi ve yine boşanma avukatı olarak bu davaların tazminat, nafaka, velayet, mal rejiminin tasfiyesi konuları dahil olmak üzere her türlü konuda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Boşanma Davasında Avukat Tutma Zorunlu mudur?

Türk hukuk sistemimizde gerek ceza davaları gerek hukuk davalarında gerek icra davalarında belli başlı istinalar haricinde avukat ile temsil yani avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dava ehliyetine sahip herkes kendi davasını takip edebilir veya bir avukat tayin edebilmektedir. Ancak aile mahkemeleri tarafından verilecek kararlar çoğu zaman hayatımızın geri kalanına büyük etkisi olacağı için teknik ,bilgi ve ayrıca takip gerektiren bu davaların boşanma avukatı ile yapılmasında fayda bulunmaktadır. Kimi zaman boşanma talebinde bulunacak kişiler avukat tutmak yerine adliye önlerinde bulunan dilekçeci kişiler tarafından tanzim edilen dilekçelerle davalarını açmaktadırlar. Bu şekilde yaşanılan hak kayıplarından sonra avukatların kapılarını çalan mağdur kişiler her geçen gün artmaktadır. Bu sebeple profesyonel hukuki yardım ve danışmanlık almak için avukat ile görüşmelisiniz.

uzman boşanma avukatı İstanbul’da veya başka şehirdeki boşanma davalarını da üstlenebilir. Bütün hukuku süreç ülkemizin her yerinde aynı ilerlemektedir. Uzman boşanma avukatı denilince akla gelen hususları yukarıda açıklamıştık. Boşanma davalarına ilişkin aşağıdaki işlemler boşanma davanızı üstlenmiş boşanma avukatı tarafından titizlikle yerine getirilmektedir.

Aile Mahkemelerinde Görülen Belli Başlı Davalar ;

Anlaşmalı boşanma davası açılması ve takibi

Çekişmeli boşanma davası açılması ve takibi

Mal rejiminin tasfiyesi davası açılması ve takibi

Nafaka ve tazminat davaları açılması ve takibi

Tanıma ve tenfiz davası açılması ve takibi

Velayet davaları açılması ve takibi

Nafaka uyarlanma davası açılması ve takibi

Nafaka ve tazminat alacaklarının tahsili için icra işlemleri yapılması

Şiddet gösteren eşin evden uzaklaştırılması davalarının açılması ve takibi

İstanbul Boşanma Davalarında Yetkili Mahkemeler

Kartal, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Üsküdar, Beykoz, Şile, Tuzla, Çekmeköy, Kadıköy, Küçükyalı, Bostancı, Ataşehir, Ümraniye ve Adalar ilçelerinin bağlı olduğu İstanbul Anadolu Adliyesine bağlıdır.

Zeytinburnu, Esenler, Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Güngören gibi semtler Bakırköy Adliyesi yetkilidir.

Esenyurt, Beylikdüzü gibi semtler Büyükçekmece Adliyesi yetki alanındadır. Yine bu bölgede ancak ağır cezaya ilişkin suçlar ise Bakırköy Adliyesinde yürütülmektedir.

Çağlayan, Kağıthane, Şişli, Sarıyer, Fatih, Eyüp, Eminönü, Beşiktaş, Bayrampaşa gibi ilçeler ise İstanbul Adliyesi ( Çağlayan Adliyesi ) ‘ne bağlıdır.

İstanbul Boşanma Davaları için Avukatlık Ücreti

İstanbul veya diğer şehirler fark etmeksizin tüm avukatlar Barolar Birliği tarafından her yıl yayınlanan asgari ücret tarifesinin altında ücret almaları yasaktır. Buna ek olarak İstanbul Barosu her yıl tavsiye niteliği taşıyan davalar için ücret belirlemektedir. Avukatlar bu tarife uymak zorunda olmayıp daha fazla ücret talep edebilirler. İstanbul ili için 2019 yılına ilişkin İstanbul Barosu tavsiye niteliğindeki avukatlık tarifesi şöyle;

AİLE MAHKEMELERİNDE GÖRÜLEN DAVALAR

Boşanma Davaları Yargıtay Kararları

Karar İçeriği
Hukuk Genel Kurulu         2017/456 E.  ,  2019/741 K.
İçtihat Metni
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

Taraflar arasındaki “iştirak nafakasının artırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 2. Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.10.2012 tarihli ve 2012/547 E., 2012/1032 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.11.2014 tarihli ve 2014/8495 E., 2014/15294 K. sayılı kararı ile:
“…Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 2009 yılında kesinleşen ilamla boşandıklarını, 2005 doğumlu müşterek çocuklarının velayetinin müvekkiline verildiğini, çocuk lehine aylık 1.000,00 TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, müşterek çocuğun eldeki dava tarihi itibariyle 7 yaşında olduğunu ve ilköğretime başladığını, davalının ödemekte olduğu aylık 1.000,00 TL nafakanın çocuğun ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını, davalı babanın pilot olup, aylık 20.000,00 TL gelirinin bulunduğunu belirterek; nafakanın aylık 4.000,00 TL’ye yükseltilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin oğlu için özel sağlık sigortası yaptırdığını, çocuğun okul giderlerinin tümünü karşıladığını, davacı annenin hostes olup, aylık 4.500,00 TL kazandığını, ailesinin evinde oturup kira giderinin bulunmadığını, nafakanın niteliği ve annenin ekonomik durumu göz önünde bulundurulduğunda annenin çocuğun giderlerine katkıda bulunmasının gerektiğini, bu bağlamda talep edilen artırım miktarının fahiş olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece; taraflar duruşmaya davet edilmeden, HMK’nın 320/1 maddesine dayanılarak dosya üzerinde karar verilmiş, 1.000,00 TL olarak ödenmekte olan iştirak nafakası aylık 3.000,00 TL’ye çıkarılmış, hüküm, davalı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmiştir.
Dava; boşanma ilamıyla birlikte hükmedilen iştirak nafakasının artırılması istemine ilişkindir.
Temyize konu uyuşmazlık; taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu davanın esasına yönelik karar verilip verilemeyeceği ve takdir edilen artırımın hakkaniyete uygun olup olmadığı hususunda toplanmaktadır.
Savunma hakkı Anayasada güvence altına alınmış haklardandır. Buna göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. (1982 Anayasası m. 36)
Karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK’nın 27.maddesi hükmüne göre, davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının tarafların açıklamalarını dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır.
Bu bağlamda hakim, tarafları dinlemeden, açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için onları kanuna uygun biçimde duruşmaya davet etmeden karar veremez. (YHGK 2009/52 E., 2009/105 K.)
HMK’nın 297/1-c bendine göre mahkemelerin gerekçeli kararlarında, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi ile sabit görülen vakıalar ile bunlardan çıkarılan sonuçlar ve hukuki sebeplerin bulunması gerekir. Bunun için de tarafların duruşmaya davet edilip, dinlenmeleri gerekir.
Her ne kadar HMK’nın 320/1.maddesinde, taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden karar vereceği belirtilmiş ise de; bunun ancak ön inceleme aşamasında ve mümkün olan hallerde olduğu belirtilerek uygulama alanı dar bir çerçeve ile belirlenmiştir.
HMK’nın 137. maddesinde; dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, ön incelemede dava şartlarının ve ilk itirazların inceleneceği, uyuşmazlık konularını tam olarak belirlenip, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemlerin yapılacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onların sulhe teşvik edileceği düzenlenmiştir. Bu bağlamda, ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez. Dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olan ön inceleme işlemleri, dava şartları ve ilk itirazlardır.
Dava şartları ve ilk itirazlarda eksiklik yoksa diğer ön inceleme işlemleri için duruşma açılmalıdır. Dava şartları ve ilk itirazlar dışında ön inceleme işlemlerinin duruşmalı olarak incelenmesi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra gerekli görülmesi halinde tarafların tahkikat için duruşmaya davet edilerek davanın esasına yönelik karar verilmesi gerekir.
Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; mahkemece, tensip zaptının taraflara, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden sonra ön inceleme duruşması yapılmadan, duruşma günü için taraflara davetiye çıkartılmadan dosya üzerinden ve davanın esasına yönelik karar verildiği, bu şekilde tarafların hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca mahkemece; dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra, öncelikle dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazların incelenerek olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi; dosya üzerinden karar verilemeyen dava şartları ile ilk itirazlar hakkında karar verilmek ve diğer ön inceleme işlemlerini yapmak üzere tarafların ön inceleme duruşmasına davet edilmesi, ön inceleme duruşmasında gerekli usul işlemleri yapıldıktan sonra gerekli görülmesi halinde tahkikat duruşmasına geçilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tüm bu hususlar göz ardı edilmek suretiyle tarafların hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde yazılı şekilde talebin esasına yönelik karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş; yukarıda belirtilen esaslar ışığında ön inceleme duruşması için bir gün belirleyerek tarafları davet etmek, ardından duruşmada HMK’nın 140. ve devamı maddelerini uygulamak olmalıdır.
Bozma nedenine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, iştirak nafakasının artırılması istemine ilişkindir.
Yerel Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Bozma kararına karşı yerel mahkemece ilk karardaki gerekçelere ilâveten nafaka davalarının HMK’nın 316/1-ç maddesine göre basit yargılama usulüne tabi olduğu, basit yargılama usulüne tabi olan davalarda tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap haklarının bulunmadığı, dilekçenin davalıya tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre geçtiği hâlde cevap vermediği, tarafların mali ve ekonomik durumları da araştırılıp nüfus kayıtları da celp edildikten sonra tahkikatın tamamlandığı, HMK’nın 320/1. maddesi gereğince tarafların duruşmaya çağrılmadan dosya üzerinden karar verilmesinin mümkün olup olmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu, mahkemece duruşma açılmadan karar verilmesinin mümkün görüldüğü ve mevcut delillere göre bir karar verildiği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; basit yargılama usulüne tabi eldeki davada 6100 sayılı HMK’nın 320. maddesi uyarınca taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinde yapılan inceleme ile karar verilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, basit yargılama usulüne tabi olan eldeki davada yerel mahkemece duruşma açılmadan verilen ilk kararın bozulması üzerine, mahkemece taraflara bozma kararı tebliğ edilmesine rağmen, duruşma günü verilip bozmaya karşı diyecekleri sorulmaksızın dosya üzerinden verilen direnme kararının usul ve yasaya uygun bir direnme kararı olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir.
Öncelikle “hukuki dinlenilme hakkı” kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır:
Usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmadan bir davada karar verilemeyeceğine ilişkin kural, hukuki dinlenilme hakkının bir unsuru olarak düzenlenmiştir. İddia ve savunma hakkı olarak da ifade edilir. Ancak taraf olsun, olmasın herkesin mahkeme önünde hukuki dinlenilme hakkı vardır. Hukuki dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkının medeni usul hukukundaki görünümüdür. Usulü nitelikte bir genel haktır. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkının bir unsurudur ( Pekcanıtez, H.: “Hukuki Dinlenilme Hakkı”, Prof. Dr. Seyfullah Edis’e Armağan, İzmir 2000, p. 753-791, s. 753-754). Silahların eşitliği ilkesi ile de ilişkilidir.
Bilindiği üzere, çekişmeli yargıda kural olarak duruşma yapılması zorunludur. Buna göre hâkim iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafları duruşmaya çağırmak zorundadır. Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hâkim tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.
Taraflar duruşmaya çağrılmadan, diğer bir deyişle; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece taraflar dinlenmek üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Aksi hâlde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Kuru, B: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt II, s.1876 vd).
6100 sayılı HMK’nın “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Buna göre mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukuki dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukuki dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. Anayasamızın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.
HMK’nın 27. maddesi hükmüne göre:
“(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir”.
Hukuki dinlenilme hakkı olarak maddede ifade edilen ve uluslararası metinlerde de yer bulan bu hak, çoğunlukla “iddia ve savunma hakkı” olarak bilinmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır.
Bu hak, yargılamanın tarafları dışında, müdahiller ve yargılama konusu ile ilgili olanları da kapsamına almaktadır. Her yargılama süresi kendi hakkıyla bağlantılı ve orantılı olarak bu hakka sahiptir. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu hakkın ikinci unsuru, açıklama ve ispat hakkıdır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum “silahların eşitliği ilkesi” olarak da ifade edilmektedir.
Üçüncü unsur ise, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi; bozma sonrası yargılamanın devamı, uyup uymama yönündeki kararın verilebilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden usulünce haberdar edilmesi ve böylece taraf teşkilinin sağlanması ile mümkündür. Bu yolla kişi, hangi yargı merciinde duruşması bulunduğuna, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğuna, yargılamanın safahatına, bozma ilamının içeriğine, bozma sonrası duruşmanın hangi tarihte yapılacağına, verilen kararın ne olduğuna, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile vakıf olabilecektir.
Görüldüğü üzere, taraf teşkili sadece davanın açılması aşamasında değil, yargılamanın diğer aşamalarında da önem taşımaktadır.
Mahkemenin bozma ilamına uyma ya da direnme konusunu karara bağlamadan önce de bozma ilamını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’ya eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 429. maddesinin amir hükmü gereği zorunludur.
Nitekim, bozma kararı sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 1086 sayılı HUMK’nın 429. maddesinin ikinci fıkrasında “…Mahkeme, temyiz edenden 434’üncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir” hükmü öngörülmüştür.
Bu açık hüküm karşısında yerel mahkemenin Özel Dairece verilen bozma kararından sonra duruşma açarak tarafların beyanlarını almaksızın kendiliğinden ve dosya üzerinden direnme kararı vermesi açıkça usul ve yasaya aykırıdır. Bu durumda yasal düzenlemelere uygun şekilde oluşturulmuş bir direnme kararının varlığından söz edilemez.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2017 tarihli ve 2017/21-2509 E. 2017/1306 K.; 28.03.2018 tarihli ve 2017/11-61 E. 2018/560 K.; 15.11.2018 tarihli ve 2018/3-899 E., 2018/1726 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Mahkemece yapılacak iş; duruşma gününün 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te belirtilen hükümlere uygun olarak yöntemince tebliği ile taraf teşkilinin sağlanması ve ancak bu usulü eksiklik tamamlandıktan sonra bir karar vermekten ibarettir.
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan nedenlerle ve salt bu usulî eksikliğe dayalı olarak direnme kararının bozulmasına, bozma nedenine göre davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20.06.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


Hukuk Genel Kurulu         2017/1042 E.  ,  2019/740 K
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi


Taraflar arasındaki “ziynet eşyasının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. Aile Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 30.01.2013 tarihli ve 2012/859 E., 2013/135 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin, 08.10.2013 tarihli ve 2013/10923 E., 2013/14104 K. karar sayılı kararı ile:
“…Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkili ile davalının 15.06.2007 tarihinde evlendiklerini, müşterek 2,5 yaşında bir çocuklarının bulunduğunu; davalının alkol alması, hakaret etmesi ve şiddet uygulaması nedeniyle, evlilik birliğinin temelden sarsıldığı iddiasıyla boşanmalarına, nafaka ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine ve davalı ve ailesi tarafından fikir birliği çerçevesinde adeta gasp edilen müvekkilinin, 22 ayar ve 22 gr değerindeki 14 adet bileziklerinin, 2 adet takı setinin, çeyrek altınlarının kendisine aynen, mümkün olmaması halinde nakden iadesine(bu hususta 8 adet fotoğraf ile tarafların düğün-nişan merasimini içeren 2 adet CD ekte sunulmuş) karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Ön inceleme tutanağında, “Davacının dava ettiği ziynet eşyalarının cinsleri nitelik ve özellikleriyle hangi altın için ne kadar para istediğinin açıklar dilekçe sunması için HMK. 119.maddesi 1.fıkrasının g bendi ve 2.fıkrası gereğince bir hafta kesin süre verilmesine, aksi takdirde ziynet eşyaları yönünden davanın açılmamış sayılacağının ihtarına, masrafın gider avansından karşılanmak suretiyle davacıya bu konuda ön inceleme tespit tutanağı eklenmek suretiyle tebligat yapılmasına” karar verilmiş davacı vekiline ön inceleme tespit tutanağı tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında tartışmaların olduğu, ancak darp boyutuna gelmediğini, davacının davalının anne ve babası ile yaşamaya zorlandığı iddiasının doğru olmadığını, ziynet eşyalarının müşterek ihtiyaçlar için kullanıldığını savunup; Tarafların boşanmalarına, boşanma dışındaki velayet, nafaka tazminat ve ziynet eşyası taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; 27.06.2012 tarihli celsede, altınlara yönelik davanın tefriki ile yeni esasa kaydına karar verildiği görülmüştür.
Davalı asil duruşmadaki beyanında; “dava edilen 14 adet 22 ayar bilezik ile iki adet takı setinin evlilik birliği kurulurken kadına takıldığı doğrudur. Bu bileziklerden 5 tanesini kendi aile çevresi takmıştır. Geriye kalan 9 tanesini benim aile çevrem taktı, dolayısıyla kendi ailesinin taktığı 5 tane bileziği davacı hiç bir zaman ortaya koymadı, kendi yanında taşıdı evden giderken de beraberinde götürdü, bizim takdığımız 9 adet bileziği evlilik yaşamı içerisinde ihtiyacımız oldukça borçlarımızı ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için bozdurduk, evin içerisindeki ihtiyaçlara harcandı. İki takı setinden bir tanesini kendisi evden giderken beraberinde götürdü, diğerini de evliliğimizden 5-6 ay kadar sonra kendisi üniversite de okuduğu için bozdurdu ve yatırdı. Dava edilen 30 adet çeyrek altın düğün salonu tutulduğu için onun masraflarına karşılık kullanıldığını” söylemiştir.
Davacı vekili, 30.01.2013 tarihli son celsede; “altınların tamamı için 6.000 TL istedik, açıklamamız bundan ibarettir, başka bir açıklama yapmıyoruz” demiştir.
Mahkemece; “Davacının dava dilekçesinde dava ettiği ziynet eşyalarının beher miktarı ile her bir kalem altın için talep ettiği miktarı açıklamadığı için, mahkememizce ön inceleme tespit tutanağı kapsamında HMK 119.maddesinin 1.fıkrasının ğ bendi ve 2.fıkrası gereğince açıklama yapması için müeyyidesi hatırlatılarak bir haftalık kesin süre verilmiştir. Davacı bir haftalık süre içinde bir açıklama yapmadığı gibi, mahkememizin 26.09.2012 tarihli oturumunda davacı vekiline tekrar sorulması üzerine çeyrek altın olarak istedikleri miktarın 30 adet olduğunu bildirmiş bunun dışında yine bir açıklama yapmamıştır. Son oturumda ısrarla tekrar sorulmasına rağmen altınların tamamı için toplam olarak 6.000 TL istediklerini bunun dışında açıklama yapmayacaklarını beyanla zaptı imzalamıştır.
HMK’da yapılan değişikliğin asıl amacı davaların uzamaması, davanın taraflarının isteklerini net bir şekilde ortaya koyup dayandıkları bilgi ve belgeleri mahkemeye bildirmeleri esasına dayalıdır. Mahkemece, yasadaki değişikliğe göre, davacıya kesin süre verilmesine, iki ayrı oturumda sözlü olarak açıklama yapmasının istenmesine rağmen, davacı vekili ısrarla istediği ziynet eşyalarının cins ve miktarlarının kalem kalem belirtip her bir kalem için istediği rakamı açıklamamıştır. Bu konu yargılamanın yürütülmesi için önemli bir husustur. …Açıklanan nedenlerledir ki HMK 119.maddesinin ikinci fıkrası gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Gerekçesiyle” davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Davada, davacıya düğünde takılan altınların davalı tarafından bozdurulup harcandığı ve davacıya geri verilmediği iddiasıyla,(22 ayar ve 22 gr değerindeki 14 adet bilezik, 2 adet takı seti ve çeyrek) altınların aynen iadesi olmadığında bedelinin tahsili istenmiş, bedeli olarak da tahmini değeri 6.000 TL olarak gösterilmiştir. Mahkemece, açıklama istenmesi üzerine de, davacı vekili duruşmada talep ettikleri çeyrek altınların 30 adet olduğunu belirtmiş bulunmaktadır.
Davalı asil, duruşmadaki beyanında iddia edilen altınların cins ve miktarlarına bir itiraz da bulunmamış, altınların bir kısmının davacı tarafından evden ayrılırken götürüldüğünü, bir kısmının da bozdurulup, evin ihtiyaçları için harcandığını ifade etmiştir.
Dava dilekçesindeki ve duruşmadaki beyanlar talep edilen alacakla ilgili yeterli bilgi ve muhtevayı taşımaktadır.
Zira, altınların herbiri için dava dilekçesinde bedel gösterilmesine gerek bulunmamaktadır. Davada uyuşmazlığın çözümü bilirkişi incelemesine dayalı bulunmaktadır. Uzman bilirkişi, talep edilen altınların herbirinin değerini belirleyip, toplam alacak miktarını hazırlayacağı raporunda açıklayacaktır. Bu nedenle, mahkemenin, ön inceleme tutanağında dava dilekçesindeki taleplerin açıklanması hususunda verdiği kesin mehil, usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. Mahkemece, işin esasına girilerek, tarafların toplanan delilleri doğrultusunda bir hüküm verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin, hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiş, direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda uyuşmazlığın esasının görüşülmesinden önce, dosya içerisindeki belgelerden direnme kararına ilişkin kısa ve gerekçeli kararın 25215 sicil numaralı hâkim tarafından imzalanmış olmasına ve UYAP’ta (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) yer alan gerekçeli kararın imza bölümünde “hakim 25215” olarak belirtilmiş olmasına rağmen, elektronik ortamda kararın 34055 sicil numaralı hâkim tarafından imzalanmış olması karşısında usulüne uygun olarak verilmiş bir direnme kararı bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir.
Ön sorunun değerlendirilmesi için öncelikle mahkeme kararlarının niteliği ile gerekçeli kararın hangi hususları kapsayacağına ilişkin yasal düzenleme irdelenmelidir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Hükmün kapsamı” başlıklı 297’nci maddesi: (1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” şeklinde düzenleme içermektedir.
Eldeki dosyada ise, hükmü veren hâkimin 25215 sicil numaralı hâkim olmasına rağmen, elektronik ortamda hükmün 34055 sicil numaralı hâkim tarafından imzalanmış olması yanıltıcı sonuçlara neden olabilecektir.
Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 12.04.2017 tarihli ve 2017/11-74 E., 2017/728 K.; 05.04.2017 tarihli ve 2017/11-75 E., 2017/637 K.; 09.05.2018 tarihli ve 2017/11-102 E., 2018/1044 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.
Diğer taraftan, UYAP; HMK’nın “Elektronik işlemler” başlıklı 445. maddesinin birinci fıkrasında “Adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemidir” şeklinde tanımlandıktan sonra dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır denilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde, UYAP kapsamındaki tüm birimlerde her türlü yargısal, idari ve denetim faaliyetlerinin bu sistemle elektronik ortamda yürütüleceği belirtilmiştir.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği’nin “UYAP’ın kullanılması” başlıklı 5. maddesi:
” (1) Mahkemeler ve hukuk dairelerinin iş süreçlerindeki her türlü veri, bilgi ve belge akışı ile dokümantasyon işlemleri, bu işlemlere ilişkin her türlü kayıt, dosyalama, saklama ve arşivleme işlemleri ile uyum ve işbirliği sağlanmış dış birimlerle yapılacak her türlü işlemler UYAP ortamında gerçekleştirilir.
(2) Daire başkanı, hâkim, üye, yazı işleri müdürü ve diğer personel iş listesini günlük olarak kontrol etmek ve yargılamanın bulunduğu aşamanın gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür.
(3) Mahkemelere ve hukuk dairelerine fizikî olarak verilen ve gönderilen her türlü evrak, elektronik ortama aktarılarak UYAP’a kaydedilir ve ilgili birime gönderilir.
(4) Taraf ve vekilleri ile diğer ilgililer güvenli elektronik imza ile imzalamak suretiyle UYAP vasıtasıyla mahkemeler veya hukuk dairelerine elektronik ortamda bilgi ve belge gönderebilirler.
(5) Gelen evraktan sorumlu personel, UYAP üzerinden mahkeme veya hukuk dairelerine gönderilen ve iş listesine düşen belgeleri derhal ilgili kişiye ya da doğrudan dosyasına aktarır. Hâkimin onayını gerektiren evrak hâkimin iş listesine yönlendirilir.
(6) Tutanak, belge ve kararlar elektronik ortamda düzenlenir ve gerekli olanlar ilgilileri tarafından güvenli elektronik imza ile imzalanır. Elektronik ortamda düzenlenen ve güvenli elektronik imza ile imzalanan evrak UYAP kapsamındaki birimlere elektronik ortamda gönderilir. Ayrıca fizikî olarak gönderilmez.
(7) Teknik nedenlerle fizikî olarak düzenlenen belge veya kararlar, engelin ortadan kalkmasından sonra derhal elektronik ortama aktarılır, yetkili kişilerce güvenli elektronik imza ile imzalanarak UYAP’a kaydedilir ve gerektiğinde UYAP vasıtasıyla ilgili birimlere iletilir. Bu şekilde elektronik ortama aktarılarak ilgili birimlere iletilen belge ve kararların asılları mahallinde saklanır, ayrıca fizikî olarak gönderilmez. Ancak, belge veya kararın aslının incelenmesinin zorunlu olduğu hâller saklıdır. Elektronik ortama aktarılması imkânsız olan belgeler ise fiziki ortamda saklanır ve gerektiğinde fizikî olarak gönderilir.
(8) UYAP üzerinden hazırlanmış ve güvenli elektronik imza ile imzalanmış evrakın dış birimlere elektronik ortamda gönderilememesi halinde; belge veya kararın fizikî örneği alınır, güvenli elektronik imza ile imzalanmış aslının aynı olduğu belirtilerek altı hâkim veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanmak sureti ile gönderilir
(9) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter. Elektronik ortamda yapılacak işlemlerin, ertesi güne sarkmaması açısından saat 00:00’a kadar yapılması zorunludur.
(10) Fizikî ortamda yapılan işlemlerde süre mesai saati sonunda biter”.
şeklinde düzenleme yer almaktadır.
Tüm bu düzenlemeler açık bir biçimde göstermektedir ki, mahkemelerce dava ve yargılama işlemlerine ilişkin olarak fiziki ortamda yapılan tüm işlemler elektronik ortamda UYAP kullanılarak gerçekleştirilir ve elektronik veriler UYAP’a kaydedilerek burada saklanır. Elektronik ortamdan fiziki olarak örnek çıkartılması gereken hâllerde ise tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek, altı hâkim veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanır ve mühürlenir (HMK, m. 445/3).
Dava dosyasında ise fiziki olarak hazırlanıp, elle imzalanarak taraflara tebliğe çıkarılan direnme kararı ile kısa kararda adı ve imzası bulunan hâkim 25215 sicil nolu hâkim ise de, UYAP ortamında elektronik imzalı olarak kayıtlı bulunan direnme kararını imzalayan hâkim 34055 sicil nolu hâkim olup, bu durumda yukarıda belirtilen yasal düzenlemelere uygun şekilde oluşturulmuş bir direnme kararından söz edilmesi mümkün değildir.
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan nedenlerle ve salt bu usulî eksikliklere dayalı olarak direnme kararının bozulmasına, bozma nedenine göre davacı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Direnme kararının yukarıda gösterilen usulî nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun’un 440/III-1-3. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.06.2019 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.


2. Hukuk Dairesi         2019/3660 E.  ,  2019/7254 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından kusur belirlemesi, ziynet alacağından kaynaklanan maddi tazminat ve nafaka yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Anlaşmalı boşanma davası (TMK m. 166/3) dışında davalının davayı kabul beyanı hukuki sonuç doğurmaz (TMK m. 184/3). Davada Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi koşulları gerçekleşmemiştir. Bu husus gözetilmeden davalının davayı kabul ettiği gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmesi doğru değil ise de, hükmün boşanmaya ilişkin bölümü temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış, bu yanlışlık eleştirilmekle yetinilmiştir.
2- ) Davacının temyiz sebeplerine hasren yapılan incelemeye gelince ;
a-) Davacı erkek Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesine dayalı olarak anlaşmalı boşanma talebiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan duruşmada tarafların anlaşamamaları sebebiyle anlaşmalı olarak açılan boşanma davası, çekişmeli boşanma davasına dönüşmüştür. Bu durumda anlaşmalı boşanma davasının “çekişmeli boşanma” (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. O halde mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyanları ile iddia ve savunmalarının dayanağı olarak ileri sürdükleri her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmaları ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip, ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanmak suretiyle gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar yerine getirilmeden tahkikat yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
b-)Dava, anlaşmalı boşanma davası (TMK m. 166/3) olarak açılmış, anlaşma sağlanamaması üzerine dava çekişmeli boşanma davasına (TMK m. 166/1-2) dönüşmüştür. Davalı kadın duruşmada ziynet alacağı sebebi ile 15.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkemece davalı kadın lehine ziynet alacağı bedeli olarak 15.000 TL maddi tazminata hükmetmedilmiştir. Ziynet alacağı boşanmanın feri (eki) niteliğinde değildir. Davalı kadının bu talebi yönünden usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından ziynet alacağı talebi ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2/a ve 2/b bendinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 17.06.2019 (Pzt.)


2. Hukuk Dairesi         2018/8179 E.  ,  2019/6310 K.

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı kadın, evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki sebebine dayanarak boşanma davası açmış, tarafların 09.05.2018 tarihli celsede anlaşmalı olarak boşanmak istediklerini belirtmeleri üzerine mahkemece tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına (TMK m. 166/3) karar verilmiş, hükme yönelik davacı kadın tarafından istinaf talebinde bulunulmuş, bölge adliye mahkemesi tarafından davacı kadının istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve dosyanın HMK m. 353/l-a-6 uyarınca çekişmeliye dönüşen boşanma davası hakkında hüküm kurulmak üzere yerel mahkemesine iadesine karar verilmiş, davalı erkek tarafından temyiz talebinde bulunulmuştur. Bölge adliye mahkemesi tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/l-a-6 maddesi gereğince verilen kararlar kesin niteliktedir. Bu sebeple temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple temyiz dilekçesinin REDDİNE, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oyçokluğuyla karar verildi. 20.05.2019 (Pzt.)

(Muhalif)


KARŞI OY YAZISI

Davacı kadın tarafından açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince evliliğin bir yıldan fazla sürmesi ve tarafların boşanma ve fer’ileri konusunda anlaşmaları sebebiyle Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiş, verilen karar davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince “Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar, eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmadığı, bu halde anlaşmalı boşanma davasının “Çekişmeli boşanma” (TMK’nın 166/1-2) olarak görülmesi gerektiği, mahkemece ön
inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonuç uyarınca karar verilmesi “ gerektiğinden bahisle davacının istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine “Gönderilmesine” karar verilmiş, bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen iş bu karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353. maddesinde bölge adliye mahkemesince duruşma yapılmadan kesin olarak verilecek kararlar şu şekilde belirtilmiştir.
Madde 353-(1)“ Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa
а)Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir.
1)Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.
2)İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.
3)Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…)(1) .
4)Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5)Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) (1) karar verilmiş olması. (1)
6)Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmesi olması” şeklinde düzenlenmiştir.
Bir mahkeme kararına karşı yasa yolu ancak kanunla kapatılır. Gerek gönderme kararı veren BAM ilgili dairesi ve gerekse Yargıtay Yüksek 2. Hukuk Dairesinin sayın çoğunluğu HMK’nın 353/1-a-6 fıkrasına istinaden gönderme kararı verildiği kanaati ile, verilen kararın kesin olduğunu belirtmektedir. Somut olayda dava, anlaşmalı boşanma (Türk Medeni Kanunu 166/3) davasıdır. Evlilik bir yıldan fazla sürmüş, taraflar boşanma ve fer’ileri konusunda anlaşmış, ilk derece mahkemesince de anlaşma uygun bulunarak tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesi uyarınca boşanmalarına karar vermiş; işbu kararı istinaf yoluna götürülmesi sonucu “Anlaşmanın bozulduğu”ndan bahisle dosyanın ilk derece mahkemesine “Gönderilmesine” karar verilmiştir. Bu aşamada tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri herhangi bir delil bulunmadığı için delillerin toplanması ve değerlendirilmesi durumu da söz konusu değildir.
Bu itibarla yukarıda belirtilen gönderme kararı HMK 353/1-a-6 maddesine istinaden verilmiş bir gönderme kararı değildir. HMK 353/1-a maddesinde BAM’ın ilk derece mahkemelerine dosyayı gönderme sebepleri tahdidi (Sınırlı) olarak sayılmış ve sadece bu durumlarda verilecek gönderme kararının kesin olduğu ifade edilmiş olup; anlaşmalı boşanma davasının çekişmeli boşanma davasına dönüştürülmesi hususu kanunda sayılan işbu geri gönderme sebepleri arasında bulunmamaktadır. HMK’nın 353/1-a/6. fıkrası çekişmeli davada tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmaması veya gösterilen delillerin hiç değerlendirilmemesi durumuna münhasırdır. Somut olayda ise; karar, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesine dayanılarak açılmış “anlaşmalı boşanma” davasına ilişkindir. Burada tarafların gösterdiği bir delil yoktur ki toplansın ve/veya değerlendirilsin. O halde burada verilen “gönderme kararı”nın niteliği HMK’nın 353/1a-6 fıkrasında öngörülen gönderme kararından farklıdır. Şöyle ki; anlaşmalı boşanma davasında verilen kararın boşanma ve fer’ileri yönünden yasa yoluna götürülmesi durumunda anlaşmanın bozulması ve dosyanın bu nedenle mahkemesine “gönderilmesi” Yargıtay Yüksek 2. Hukuk Dairesinin
konuya ilişkin içtihadından kaynaklanmakta olup, somut olayda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi ilgili dairesinin “gönderme kararı” da bu içtihada uygun olarak verilmiştir. Buradaki “gönderme” kararı niteliği itibariyle HMK’nın 353/1-a6 maddesinde gerekçelendirilen “gönderme kararı” ile ilgisiz olup; Yargıtay İçtihadına dayalı olarak verilen bir karar olduğundan BAM’ın bu kararına karşı temyiz yolunun kapalı olması düşünülemez. Hâl böyle iken bölge adliye mahkemesince bu yönde verilen “gönderme kararının” kesin olarak nitelendirilip temyiz yasa yolunun kapatılması doğru değildir. Temyiz isteminin incelenmesi ve anlaşmanın bozulup bozulmadığının denetlenmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun temyiz isteğinin reddi kararına katılmıyorum.


2. Hukuk Dairesi         2019/2546 E.  ,  2019/6338 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından, maddi tazminat yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı kadın tarafından erkek eş aleyhine evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak boşanma davası açılmış, ilk derece mahkemesince boşanmaya ve fer’ilere ilişkin hüküm kurulmuş, ilk derece mahkemesinin bu kararı, davalı erkek tarafından tüm yönleriyle istinaf edilmiş, davalı kadın tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmamıştır. Bölge adliye mahkemesi, davalı erkeğin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile; maddi tazminat talebinin “….TMK m. 174/1 maddesi kapsamında olmadığı…. davalının maddi tazminat yönünden yapmış olduğu istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin kabulü ile, maddi tazminata ilişkin ilk derece mahkemesinin kararındaki hüküm fıkrasının kaldırılmasına….” şeklinde gerekçe ile maddi tazminat yönünden ilk derece mahkemesinin 2. numaralı fıkrasının kaldırılmasına ve sair istinaf itirazlarının esastan redine karar vermiştir. Bölge adliye mahkemesinin hükmü taraflara tebliğ edilmiş ve bu hüküm yasal süresi içerisinde davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesi “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir” hükmünü içermektedir. Davacı kadının, dava dilekçesinin yedinci bendinde yasa metnini kapsayacak şekilde “Kişilik haklarına yapılacak saldırı ile ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davalıdan 50.000 TL maddi tazminatın alınarak davacıya verilmesini talep ediyoruz” şeklinde talepte bulunduğu anlaşılmaktadır.
Ayrıca; ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra ön incelemeye geçilmiş, ön inceleme duruşmasının 18.04.2017 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir. Mahkeme ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, dava şartları ve ilk itirazları inceler, tarafları sulhe teşvik eder (HMK m. 137/1). Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli karar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için gün verilemez (HMK.md. 137/2). Tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar tek tek tespit edilir ve tarafların imzaları alınır (HMK.md.140). Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür (HMK.rn. 140/3). İlk derece mahkemesince ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık konusu “Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanma ve boşanmanın fer’i niteliğindeki maddi, manevi tazminat taleplerine ilişkin olduğu anlaşılmıştır” şeklinde tespit edilerek; tutanak hazır bulunanlarca imza altına alınmış, yasaya uygun olarak ön inceleme duruşması tamamlanmış, tahkikata geçilmiş ve tahkikat için duruşma günü verilmiştir. Tahkikat, ön incelemede saptanan çekişmeli hususlar üzerinden yürütüleceğine (HMK m. 140/3) göre bölge adliye mahkemesince yapılacak olan işlem; kadın yarararına hükmolunan maddi tazminatın esası hakkında olumlu olumsuz bir karar vermekten ibaretken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 20.05.2019 (Pzt.)

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.