Hürriyet Mahallesi, Kız Kalesi Sokak No:3 İç Kapı: 2, 34403 Kâğıthane/İstanbul
trenfrdearru

Kasten Yaralama Suçunu Kasten Öldürmeye Teşebbüsten Ayıran Unsurlar

Kasten Yaralama Suçunu Kasten Öldürmeye Teşebbüsten Ayıran Unsurlar

Kasten yaralama suçu asliye ceza mahkemelerinde sıklıkla görülen bir dava türüdür. Ancak kasten yaralama suçunun neticesi ağır olduğunda uygulamada yapılan bizim katılmadığımız bazı kararlarda suçun yaralamadan ziyade kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluşabilme ihtimali gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek ağır ceza mahkemesine gönderildiğine şahit olmaktayız.

Kasten yaralama suçunun ağırlaştırılmış halinden ziyade özel olarak düzenlenmiş bir kanun maddesi daha bulunuyor.  TCK 87/1 ‘de düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu buna göre failin eyleminin mağdurda yarattığı neticenin kanunda belirtilen halleri bulunuyorsa bu kanun maddesine göre cezalandırılması gerektiği düzenlenmiştir. Yani kanun bize her türlü yasal düzenlemelerle kanunilik ilkesi çerçevesinde çizdiği sınırlar dahilinde yargılama imkanı vermişken yanlış yorum ve değerlendirmelerle kasten öldürmeye teşebbüs suçunun var olma ihtimalinde bahsederek direk ağır ceza mahkemesine göndermek doğru bir karar olmayacaktır.

Kasten Yaralama ile Kasten Öldürmeden Ayıran Husus Ne Olmalıdır?

Bu ayrımı yaparken faile öldürmeye teşebbüs suçunun objektif isnat edilebilir olmasını beklemeliyiz.  Yani dışardan baktığımızda failin kastının ne olduğunu saptamamız gerekiyor. Bu saptamayı bir kaç unsurla değil tüm unsurların birlikte değerlendirilmesi sonucu varılan bir kanı olması gerektiğini düşünüyorum. Örnek vermek gerekirse Yargıtay bir kararında;

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26.11.2012 tarihli ve 2009/8411 E., 2012/8682 K. sayılı kararına göre,
‘Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay günü sinemadan çıkan sanığın, mağdurlar ile ters bakışma nedeniyle tartıştığı, tartışma sırasında sanığın, kavga ortamında rastgele savurduğu bıçakla mağdur G’yi biri toraksa nafiz olup, sağ meme başında, sol ön kolda, omuzda, sağ koltuk altında, sağ glutea bölgelerine toplam yedi kez vurarak pnömotoraksa ve yaşamsal tehlike geçirmesine sebebiyet verdiği, sanığın, eylemine devam etmeden olay yerinden kaçtığı olayda; sanığın engel hal bulunmaksızın eylemine kendiliğinden son vermesi, yaşamsal tehlikeye yol açan yaranın tek oluşu, diğer yaraların basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir oluşu, sanık ve mağdur arasında öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunmaması, öldürme kastını gösterir hetürlü kuşkudan uzak, kesin ve yeterli kanıt bulunmamış olması karşısında; sanığın yaralama kastı ile hareket ettiğinin kabulü ile TCK m.86/1, 86/3-e, 87/1-d, 29, 62, 53 uyarınca hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, öldürmeyeteşebbüs suçundan hüküm kurulması’ bozmayı gerektirmiştir.

Yukarıda kararda anlaşılacağı üzere failin gerçekleştirdiği eylem mağdurun hayati tehlike atlatmış olmasına sebebiyet vermiş olabilir. Ama hayati tehlike atlatılmış diyerek failin kişiyi kasten öldürmeye teşebbüs suçunu amaçladığını düşünerek yargılama yapmak doğru olmayacaktır. Önemli olan kastın varlığıdır.  Fail ile suçun mağduru arasında önceden bir husumetin olup olmadığı, failin eylem sayısı, suç eyleminin gerçekleşme hikayesi, eylemin sona erdiliş biçimi hepsi bir arada değerlendirilip bir kanıya ulaşılmalıdır. Eğer ki ulaşılan sonuçta şüpheye yer vermeyecek şekilde faile kasten öldürmeye teşebbüs suçunu isnat edebiliyorsak işte o zaman mahkemece buna uygun bir karar verilmelidir.  Toplanan deliller ile hala sanığın hangi kast ile hareket ettiğine emin değilsek kişi neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sorumlu tutulacaktır. Yaralardan birisinin hayati tehlikeye neden olduğundan bahisle adam öldürmeye teşebbüs suçundan sorumlu tutulması;  Şüphenin sanık aleyhine yorumlanması anlamına gelir ki, eylemin sübutu konusunda en küçük şüpheyi sanık lehine değerlendiren yerleşik uygulamaların, eylemin niteliğinin belirlenmesinde şüphenin sanık aleyhine değerlendirilmesine izin vermesi beklenemez. Böyle bir kabulün kanun koyucunun iradesine de aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Zira netice sebebiyle ağırlaşmış yaralamanın meydana geldiği her olayda; faillerin adam öldürmeye teşebbüs suçundan sorumlu tutulması ve buna bağlı olarak TCK’nın 87 maddesinin uygulama alanının son derece sınırlandırılması sonucuna ulaşılır ki ? Böyle bir sonucun, kanunilik ilkesine aykırı olacağı gibi ceza hukukunun olmazsa olmazını teşkil eden hukuki güvenlik ilkesini zedeleyeceği kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımız çıkacaktır.
Sonuç itibariyle; bütün ihtimalleri değerlendirmek zorunda olan mahkeme bu hususları göz önüne alarak bir değerlendirme yapması gerektiğini düşünmekteyim.

Cumhuriyet Savcısı ve Ceza Avukatının Yaralamaya İlişkin Görüşü

Cumhuriyet savcısı şüphelinin sadece aleyhine değil, lehine olan delilleri de toplaması gerektiğinden olayda ele geçen durum ve delillere göre mütalaasını açıklayacaktır. Ceza avukatı olarak müvekkilinin her anlamda hakkını gözetmeye yükümlü avukatın da yaptığı tespit ve savunması davanın seyri açısından oldukça önemlidir.

Kasten Yaralamaya İlişkin Yargıtay Kararları

C.G.K. 2009/82 K sayılı ilamında;
…’nin, sanığın üzerinde bulunan mağduru tutup kaldırma biçiminde gerçekleşen müdahalesinin “engel neden” sayılamayacağı, mağdurla arasında ciddi bir husumet tespit edilemeyen sanığın tek bıçak darbesini vurduktan sonra, eylemini sürdürmek istediğini gösteren herhangi bir delilin bulunmadığı ve olayda o sırada edinilen kesici kısmı 10 cm uzunluğundaki bıçağın kullanılmış olması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; itiş-kakış ortamında mağdurun sol göğüs bölgesine vurularak hayati tehlike geçirecek düzeyde yaralanmasına yol açan bir bıçak darbesi tek başına öldürme kastının bulunduğunu göstermeyeceğinden, yaralama kastıyla hareket edildiğinin kabulünde zorunluluk vardır.

 

 

C.G.K. 2013/627 K sayılı ilamında;
Katılanın sanığın kardeşinin eşi olduğu, olay tarihinde ahıra eşya koyma meselesi yüzünden tartıştıkları, katılanın hakaret ederek üzerine yürümesi nedeniyle yaşanan boğuşma esnasında sanığın, hareketli ortamda bıçakla katılanın sol batın, baş, sol omuz, sol kol ve boyun bölgesine toplam 5 darbe vurduğu, batına nafiz bir adet yaralanmanın herhangi bir iç organ veya damar yaralanması meydana getirmeksizin hayati tehlikeye neden olduğu, diğer yaraların ise yumuşuk doku seyirli olup basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu, katılanın 100-150 metre kaçtıktan sonra düşüp bayıldığı, katılanın peşinden koşmayan sanığın olay yerinden kaçtığı şeklinde gerçekleşen olayda, sanıkla katılan arasında öldürmeyi gerektirir herhangi bir husumetin bulunmaması, suçta kullanılan bıçak öldürme eylemini gerçekleştirmeye elverişli olduğu halde, sanığın beş darbesinden yalnızca bir tanesinin iç organ ve damar harabiyeti meydana getirmeksizin hayati tehlikeye yol açıp, diğerlerinin ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması, sanığın yaralı halde kaçan katılanı yakalayıp eylemine devam etme imkanı varken devam etmemiş bulunması hususları birlikte göz önüne alındığında, sanığın eyleminin kastenyaralama olarak kabulü gerekmektedir.

 

İlgili Makaleler :

 

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.