Mağdurun Korku ile Kendine Zarar Vermesi Halinde Sanığın Cezai Sorumluluğu ve Nedensellik Bağı
Mağdurun “korku” iradesiyle hareket ederek muhtemel “tehlike” karşısında kendisine zarar vermesi halinde failin cezai sorumluluğu nasıl ele alınmalıdır?
Bu yazımızda yukarıda da değindiğimiz gibi pratik bir örnek ile nedensellik bağı, ceza sorumluluğu, mağdurun hareketini irdeyeleceğiz.
Ceza hukuku, klasik suç tiplerinde kast ve taksir olarak ikiye ayrılmıştır. Modern ceza hukuku ile ikisi arasında kalan neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama düzeyinde kalan en azından öngörme veya taksirin bir üst halini düzenleyen hal ile şekillenmiştir.
Gündelik hayatın gün geçtikçe evrimleştiği her sürede ceza hukuku da kendisini yenilemek zorunda kalmaktadır.
İşte bu sebeple taksir, kast, özel kast, bilinçli taksir, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama gibi kavramların kimi zaman olaya göre uygulamasında tereddütler oluşabiliyor.
Örnek vermek gerekirse, A ile B arasında daha evvel yaşanan bir husumetten kaynaklı A hakkında bir arama kararı bulunmuş olsun. B, kolluk kuvvetlerini arayıp A’nın bulunduğu yeri ihbar etmesine karşın ev arama kararı gerekçe gösterilerek işlem yapılmadığından B’nin kendi imkanlarıyla A’yı evden zorla çıkarmak niyetiyle yanındaki kişilerle birlikte A’ya ait eve zorla girdiği esnada A’nın korkudan aşağıya atlaması halinde B’nin cezai sorumluluğu ne olmalıdır?
Failin iradesi yani kastı nedir? Burada failin öncelikli olarak polisi aramasının bir önemi var mı?
Failin iradesi hareketleriyle anlaşılabilir. Ceza hukukunda niyet okuyarak faillere ceza atfedilemez ve ceza verilemez. Polisi aramasının fail açısından önemi olmasa da ceza kastını ortaya koyması açısından delil olarak kabul edilmesi gerekir.
Mağdurun birden fazla kişiyle kendisini muhtemel tehditin içinde görmesi ile kaçmaya çalışması ve ölmesi halinde faillere kastetmediği bir bir neticeden dolayı kasten öldürme suçundan sorumlu tutulması ceza hukuku açısından kabul edilebilir mi?
Bu durumda inceleme hem objektif hemde sübjektif isnadiyetler ile ele alınması gerekir.
Fail, mağdurun kendisini aşağı atması için gerekli tehlikeyi somut olay için mevcut olup olmadığının sorgulanması gerekir. Fail birden fazla kişi ile mağdurun konutuna girdiğinde riskin fazla olduğu gözetilse bile öldürme için icra hareketinin başlamamış olması kişi üzerinde bu derece bir etki yaratılmamış olması sebebiyle kasten öldürme suçunun oluşmayacağı düşüncesindeyim. Ancak;
Devam eden bir yaralama eylemi olmuş olsa mağdurun içinde bulunduğu durumdan kurtulmak istemesi en doğal hakkı olduğu bir gerçektir. Mağdur içinde bulunduğu yer itibariyle de bir insanın 1. kattan atlayarak kurtulabileceğini öngörerek atlaması olağan ve beklenen bir davranıştır. Aksi kabul, kurtulma ve kendini savunma imkanının olduğu yerde mağdureye bu hakkını kullandırmama, faillerin saldırı eylemine katlanma ve neticesi itibariyle de yaralanması durumunda kendinin sorumlu olacağı gibi bir sonuç ortaya çıkar.
Belki mağdur 10. kat gibi bir yerden atlasa kurtulamayacağını, sanığın da oradan atlamayacağını öngörmesi beklenerek sanığı sorumlu tutmak mümkün olmazdı. Ancak bu şekilde öngörülemeyecek bir durum yoktur. Mağdurun içinde bulunduğu durum ve maruz kalacağı tehlike itibariyle bulunduğu 1.kattan sarkarak kurtulmaya çalışacağı düşüncesi öngörülebilecek bir durumdur. Saldırı tehlikesi de varken sanık, mağdurun kurtulmak ve kaçmak için bulunacağı olası davranışların sonuçlarını ve risklerini de kabullenmiş olmaktadır. Bu durumun sonuncu da TCK 21/2’de ifadesini bulan olası kastla sorumluluktur. Sanığın sebebiyet verdiği durumdan dolayı mağdura en tabi hakkını kullanırken düşmesi neticesi ölümü ile sanığın temadi ettirdiği eylemleri arasında illiyet bağı vardır. Ancak görüldüğü gibi her olay karşısında bu durum değişmektedir.
Önemli nokta ise failin neticeye hükmedebilir olmasıdır.
Nedensellik bağı çoğu olayda net iken bazı olaylarda net olamayabiliyor.
Nedensellik bağını şart teorisine göre ele almak gerekiyor. Daha sonra ise bu şart teorisinin faile yüklenebilir olup olmadığı değerlendirilmesi gerekir. Olayın tipik mi yoksa atipik mi olduğunun değerlendirilmesi gerekir.
Nedensellik bağı ve isnadiyet bağlantısı arasındaki en temel fark nedensellik bağı teorileri hukuki olmayan doğal yaklaşımlar iken objektif isnadiyet ise normatif yani hukuki ölçütler olarak kabul edilir. Esas olan ise faile hareket ile neticenin objektif olarak isnat edilmesiyle faile sorumluluk yüklebilecektir.