Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan 11. Yargı Paketi, kamuoyuna açıklanan gerekçelerde kapsamlı bir yargısal reform olarak lanse edilse de, teklif metni incelendiğinde beklentileri karşılamaktan uzak bir içerik ile karşılaşılmaktadır. Özellikle TCK 158 kapsamında ‘hesabını kullandırma’ sebebiyle mahkûm edilen veya hüküm bekleyen binlerce kişinin durumuna hiçbir şekilde temas edilmemesi, paketin en dikkat çekici eksikliklerinden biridir.
Yazı İçeriği
- 1. Reform Gerekçesi ile Teklif Arasındaki Uyuşmazlık
- 2. Yüzlerce Dosyada Ortaya Çıkan Sistematik Sorun: Yanlış Nitelendirme ve Yetersiz Yargılama
- 3. İnfaz Düzenlemesinden Yararlanamayanlar İçin Umut, Maddi Hükümde Değişiklik İçin Hayal Kırıklığı
- 4. Ceza Politikası Açısından Eşitsizlik Sorunu
- 5. Sonuç: Reform Beklentisi Karşılanmamış, Mağduriyetler Devam Etmektedir
1. Reform Gerekçesi ile Teklif Arasındaki Uyuşmazlık
Adalet Bakanlığı tarafından aylar öncesinden yapılan kamu açıklamalarında, bankacılık veya ödeme sistemleri üzerinde hesabını başkalarına kullandıran kişiler için yeni bir suç tipi öngörüldüğü, bu kişilerin doğrudan nitelikli dolandırıcılık suçu faillerinden ayrıştırılacağı ifade edilmişti.
Bakanlık yetkilileri tarafından da müddet verilmeksizin çeşitli platformlarda dile getirilen bu beklenti, pratiğin gerçek ihtiyaçlarıyla da örtüşmekteydi:
- TCK 158 kapsamında yargılanan binlerce kişi, somut eylem itibarıyla dolandırıcılık kastı taşımamakta,
- Çoğunlukla ekonomik zorluklarla veya cahillikle hesaplarını kullandırmış olmakta,
- Buna rağmen, nitelikli dolandırıcılığın tüm ağır sonuçlarına iştirak hükümleri yoluyla aynı derecede katlanmaktadır.
Dolayısıyla, TCK 245/B benzeri bir suç tipi ile bu kişilerin kast ayrımının normatif seviyede yapılması, hem adalet hem de ceza politikasının tutarlılığı açısından zorunluydu.
Ne var ki, Meclis’e sunulan teklif metninde bu düzenlemeye hiçbir şekilde yer verilmemiştir.
Bu durum, paketin kamuoyuna açıklanan hedefleri ile gerçek içeriği arasında ciddi bir tutarsızlık bulunduğunu açıkça göstermektedir.
2. Yüzlerce Dosyada Ortaya Çıkan Sistematik Sorun: Yanlış Nitelendirme ve Yetersiz Yargılama
Bugün ceza mahkemelerinin büyük bölümünde, TCK 158 ile bağlantılı dosyalarda aynı yapısal hata görülmektedir:
Sanıklar çoğu zaman yalnızca hesaplarını kullandırdıkları için, hiçbir haksız menfaat elde etmemelerine rağmen, “örgütlü dolandırıcılığın parçası” gibi değerlendirilmekte ve çok ağır cezalarla karşılaşmaktadır.
Adil bir yargılamanın en temel öğeleri olan:
- subjektif kast incelemesi,
- menfaat temini araştırması,
- fail-mağdur ilişkisi,
- delillendirme zorunluluğu,
- somut iştirak iradesi,
dosyaların büyük bölümünde ya hiç yapılmamakta ya da yüzeysel değerlendirilmektedir.
Bu kişilerin birçoğu, ceza adalet sisteminin mantığına tamamen aykırı şekilde, fiilden ziyade sonuç üzerinden cezalandırılmaktadır. Oysa ceza hukuku, bir zararın kimin eliyle doğduğundan çok, o zarara yönelik kastın kime ait olduğunu araştırmak zorundadır.
İşte tam da bu nedenle, yeni bir madde ile bu yapısal hatanın giderilmesi bekleniyordu.
Ancak tasarıda bu konunun tamamen yok sayılması, hem binlerce kişinin mağduriyetinin sürmesine yol açacak hem de ceza yargılamasındaki kronik sorunları derinleştirecektir.
3. İnfaz Düzenlemesinden Yararlanamayanlar İçin Umut, Maddi Hükümde Değişiklik İçin Hayal Kırıklığı
Teklifte yalnızca COVID-19 döneminde infaz indirimi hakkından yararlanamayanlar için olumlu bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu kuşkusuz isabetli bir adımdır; ancak reformun asıl ihtiyaç duyulan alanlardan birini görmezden gelmesi, paketi bütüncül bir iyileştirme olmaktan uzaklaştırmaktadır.
TCK 158 kapsamında “hesap kullandırma” olgusu, COVID-19 infaz düzenlemesinden yararlanamayan kesimden çok daha geniş ve çok daha derin bir toplumsal sorundur. On binlerce kişi:
- suç örgütü üyesi olmamasına,
- dolandırıcılık kastı bulunmamasına,
- eyleminin sonucunu öngörememesine rağmen,
bugün ağır infaz rejimine tabi tutulmakta ve çoğu zaman etkin pişmanlıktan dahi faydalanamamaktadır.
Bu yönüyle tasarı, sistematik bir mağduriyet alanını görmezden gelmiş ve gerçek anlamda “yargısal reform” hedefinden uzaklaşmıştır.
4. Ceza Politikası Açısından Eşitsizlik Sorunu
TCK 158 gibi ağır bir suç tipinde, kastı bulunmayan ve haksız menfaat elde etmeyen kişilerin, doğrudan fail ile aynı kategoride değerlendirilmesi ceza adaletinin temel ilkelerine açıkça aykırıdır.
Teklifte bu soruna çözüm sunulmaması şu sonuçlara yol açmaktadır:
- Eşitlik ilkesine aykırılık: Kastı bulunmayan ile bilinçli dolandırıcı aynı ceza tehdidine tabi tutulmaktadır.
- İnfazda ölçüsüzlük: Ceza miktarı yüksek olduğu için koşullu salıverilme süreleri aşırı uzun kalmaktadır.
- Yargı yükünün artması: Yanlış suç tipinden açılan davalar hem istinaf hem Yargıtay aşamalarında yoğunluk yaratmaktadır.
- Toplumsal adalet duygusunun zedelenmesi: Mağduriyetlerin görünür olması, ceza politikasına olan güveni azaltmaktadır.
Dolayısıyla teklifin bu kritik alanı tamamen dışarıda bırakması, ceza hukukunda kronikleşmiş eşitsizlikleri gidermek yerine derinleştiren bir etki yaratmaktadır.
5. Sonuç: Reform Beklentisi Karşılanmamış, Mağduriyetler Devam Etmektedir
- Yargı Paketi’nin Meclis’e sunulan hâli, kamuoyunda oluşturulan beklentinin önemli kısmını karşılamaktan uzaktır. Özellikle TCK 158 dosyalarında hesaplarını kullandırdığı gerekçesiyle yargılanan ve çoğu kez kast unsuru bulunmaksızın ağır cezalara maruz kalan binlerce kişi açısından herhangi bir düzenlemeye yer verilmemesi, ciddi bir eksiklik ve hayal kırıklığı olarak değerlendirilmektedir.
Bu düzenlemenin yapılması yalnızca bireysel değil, yapısal bir ihtiyaçtır. Çünkü mesele tek tek davalardan ibaret değil; hukuk sisteminin doğru suç tipini doğru faille eşleştirme yeteneği ile ilgilidir.
Bu nedenle, tasarıdaki eksikliğin giderilmesi ve TCK 245/B benzeri bir maddi düzenlemenin ivedilikle gündeme alınması, hem ceza adaletinin hem toplumsal güvenin yeniden tesisi için zorunludur.