Hürriyet Mahallesi, Kız Kalesi Sokak No:3 İç Kapı: 2, 34403 Kâğıthane/İstanbul
trenfrdearruroja

12. Yargı Paketi Kapsamında TCK 158’e İlişkin Düzenleme İhtiyacı ve Önerimiz

12. Yargı Paketi Kapsamında TCK 158’e İlişkin Düzenleme İhtiyacı ve Önerimiz

TCK 158. maddenin uygulaması, bugün artık yalnızca bir ceza normunun yorumu olmaktan çıkmış durumda. Sahada gördüğümüz tablo, gençlerin ve ekonomik olarak kırılgan bireylerin fail gibi yargılandığı, oysa fiilen asıl mağdur konumunda oldukları bir yapıya dönüşmüş durumda.

Bu nedenle 12. Yargı Paketi, sadece bir teknik revizyon değil; ceza adaletinin yönünü yeniden tayin edecek bir fırsattır. Aşağıda yer alan çözüm önerileri, dosya pratiğinden, duruşma salonundan ve gerçek mağduriyetlerden süzülmüştür.

Son dönemde televizyon ekranlarında, sosyal medyada, tartışma programlarında bu dosyalar konuşuluyor. Ancak dikkat çekici bir sorun var. Hukukçu olmayan kişilerin, meseleyi bilmeden yaptığı yorumlar, toplumsal algıyı yanlış bir yere sürüklüyor.

“Banka kartını bir silah gibi görmek lazım” deniliyor.
Hayır. Bu benzetme doğru değil.

Silah, doğası gereği tehlikelidir. Silahı birine verdiğinizde, onunla bir suç işlenebileceğini öngörürsünüz. Banka kartı ise yasal bir haktır. Günlük hayatın olağan bir parçasıdır. Kartınızı verdiğinizde, bunun suç doğuracağı düşüncesi çoğu insanın aklından geçmez.

Yani doğal olarak doğru örnek silah değildir. Peki neyi örnek gösterebiliriz ? 
Arabanızı komşunuza verdiğinizde, o araçla bir kazaya sebep olunursa, ceza hukukuyla muhatap olan siz olmazsınız. Aracı kullanan kişi olur. Çünkü ceza hukukunda cezanın şahsiliği esastır.

Bu ayrım yapılmadan kurulan her cümle, hukuku değil öfkeyi besler.

1. Hesabını Kullandıran Kişiler Hakkında Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (5 Yıl)

İlk ve en temel önerimiz şudur:
Hesabını kullandırmış olan kişiler hakkında, ilk fiil bakımından beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmelidir.

Çünkü bu dosyalarda yargılanan kişilerin önemli bir kısmı, dolandırıcılık suçunun faili değil; dolandırıcılık mekanizmasının en zayıf halkasıdır.
Bu kişilerin büyük bölümü, yaptığı eylemin bir suç teşkil ettiğini yargı mercileriyle muhatap olduktan sonra öğrenmektedir.

Üstelik burada gözden kaçırılan bir gerçek daha vardır:
Parayı gönderen, yani dolandırıcılık suçuna doğrudan maruz kalan kişilerin de en az hesabını kullandıran kadar kusurlu olduğu birçok dosyada açıkça görülmektedir.
Tanımadığı kişilere, hiçbir ticari ilişki olmaksızın, sorgulamadan para gönderen bir davranış biçimiyle karşı karşıyayız.

Bu nedenle adalet duygusuna uygun olan şudur:
Bir kişi hesabını kullandırmış, yargı önünde hesap vermiş, bunun suç olduğunu öğrenmişse; ikinci kez aynı fiili işlerse artık kötü niyetlidir.
İşte o noktada dolandırıcılık suçundan yargılanmalıdır.

Bu yaklaşım, Türk Ceza Kanunu’na yabancı değildir.
Uyuşturucu kullanma suçu başta olmak üzere birçok düzenlemede aynı sistem zaten vardır.

2. Hesabını Kullandırma Fiili İçin Ayrı ve Özgü Bir Suç Tipi Düzenlenmelidir

İkinci temel önerimiz, hesabını kullandıran kişiler için TCK 158 dışında, ayrı bir suç maddesi ihdas edilmesidir.

Ancak burada kritik bir şart vardır:

Kast unsuru açık, net ve tartışmasız şekilde düzenlenmelidir. Yoksa her yargılama HAGB ile sonuçlanacak faillerin beraat alma imkanı neredeyse sıfır olacaktır. 

Yani kişi;

  • hesabını kullandırdığı sırada bunun bir suç olduğunu bilmiyorsa,

  • dolandırıcılık fiiline iştirak kastı yoksa,

bu husus kanun metninde tereddüde yer bırakmayacak şekilde yazılmalıdır.

Yeni düzenlenecek bu suç tipinde cezanın:

  • üst sınırı en fazla iki yıl olmalıdır.

Çünkü burada ne organize suç vardır,
ne profesyonel dolandırıcılık,
ne de suçtan menfaat temini.

Aksi hâlde, ceza hukuku yine asıl faille aracı konumundaki kişiyi aynı sepete koymaya devam edecektir.

3. Uzlaşma Hükümleri Bu Dosyalar İçin Gerçekçi Bir Çözüm Değildir

Teoride kulağa hoş geliyor olabilir. Ama sahada karşılığı yok.

Parayı gönderen müştekilerin, hesabını kullandıran kişilerle uzlaşmak istemediği artık sabit bir gerçektir.
Özellikle yüksek meblağlı dosyalarda uzlaşma, kâğıt üzerinde var; fiilen yoktur.

Bu nedenle çözüm uzlaşmayı genişletmek değil;
kalıcı ve yapısal bir düzenleme yapmaktır. Ne olabilir. Müştekilerin uğradığı zarar tazmin edildiğinde rıza aranmadan dosyanın işlemden kaldırılması sağlanabilir.

Ve evet, burada parayı gönderen kişilere de belirli ölçüde sorumluluk yüklenmesi gerekir.
Ceza adaleti, yalnızca en zayıf halkayı ezerek kurulmaz.

4. Etkin Pişmanlık (TCK 168) Yeniden Düzenlenmelidir

Belki de en ağır adaletsizlik burada yaşanmaktadır.

Bugünkü sistemde bir şüpheli;

  • gerçek failin ismini verdiğinde,

  • onun yakalanmasına katkı sunduğunda,

etkin pişmanlıktan yararlanmak isterken daha ağır bir cezayla karşı karşıya kalabilmektedir.

Neden?
Çünkü sanık sayısı üç kişiye çıktığında yarı oranında artırım uygulanmaktadır.

Bu durum, ceza hukukunun temel mantığıyla bağdaşmaz.
Bu, sadece hukuka aykırı değil; ağır bir adalet ihlalidir.

Etkin pişmanlık;

  • susmayı değil,

  • konuşmayı,

  • gerçeği ortaya çıkarmayı teşvik etmelidir.

Bu nedenle TCK 168’de açık bir düzenleme yapılmalı;
başka bir kişinin yakalanmasına somut katkı sunan şüpheli lehine zorunlu indirim öngörülmelidir.

Aksi hâlde sistem şu mesajı vermeye devam eder:
“Susmak daha güvenlidir.”

5. TCK 158 IBAN Mağdurları İçin Özel Bir Düzenleme Şarttır

Gelinen noktada şunu açıkça söylemek gerekir:
TCK 158 uygulaması, özellikle IBAN mağdurları açısından sürdürülebilir değildir.

Tek fiilden çok dosya üretilen,
beraat ile mahkûmiyetin yan yana durabildiği,
pişmanlığın cezalandırıldığı bir sistem, adalet üretmez.

  1. Yargı Paketi, bu tabloyu değiştirmek için bir fırsattır.
    Bu fırsat kaçırılmamalıdır.

İhtiyaç olan şey daha fazla ceza değil;
daha fazla adalet, daha fazla öngörülebilirlik ve daha fazla hakkaniyettir.

6. Hesabını Kullandırmış Olan Kişinin Davranışı Tek Bir Eylem Olarak Kabul Edilmelidir

Uygulamada en ağır mağduriyetlerden biri de burada ortaya çıkmaktadır.
Hesabını kullandırmış olan kişiler hakkında, hesaba gelen her bir para transferi ayrı bir suç gibi değerlendirilmekte, her bir müşteki bakımından ayrı ayrı dava dosyaları açılmaktadır.

Oysa gözden kaçırılan temel bir gerçek vardır:
Bu kişiler açısından cezai anlamda tartışılması gereken eylem, hesaba gelen para sayısı değil; kartı ve hesabı kullandırma kararının kendisidir.

Kartı vermek, hesabı açmak, erişimi sağlamak.
Eylem budur.
Ve bu eylem tektir.

Bu noktadan sonra hesaba kaç farklı para girdiği, kaç farklı müşteki olduğu, fail açısından yeni bir irade açıklaması değildir. Aynı kararın, aynı riskin, aynı zayıflığın devamıdır. Ceza hukukunda her sonuç, her zarar, her müşteki otomatik olarak yeni bir eylem yaratmaz.

Önemle altını çizmek gerekir:
Burada kastedilen, suçun işlenmesinde fiili hâkimiyeti bulunan, süreci yöneten, paranın akışını kontrol eden kişiler değildir.
Ancak hesabını kullandıran kişinin;

  • suçun planlanmasına katılmadığı,

  • dolandırıcılık fiilinin icrasına yön vermediği,

  • eylem üzerinde belirleyici bir kontrolünün bulunmadığı,

durumlarda değerlendirme eylem sayısı üzerinden değil, tek iradi davranış üzerinden yapılmalıdır.

Kaldı ki uygulamada sıkça görüldüğü üzere, bazı kişiler hesaba gelen parayı bilmeden çekip, asıl dolandırıcılara teslim etmiş olabilir. Bu durumda dahi, kişinin cezai sorumluluğu paranın sayısıyla değil; hesabı kullandırma kararının niteliğiyle tartışılmalıdır.

Aksi yaklaşım neye yol açmaktadır?
Tek bir hata,
tek bir zayıflık,
tek bir yanlış karar…

Ama karşılığında onlarca dosya, onlarca yıl hapis tehdidi.

Bu, ceza adaletinin ölçülülük ilkesine de, orantılılık ilkesine de açıkça aykırıdır.

Bu nedenle 12. Yargı Paketi kapsamında açık bir düzenleme yapılmalı;
hesabını kullandırma fiilinin, şartları oluştuğunda tek bir eylem olarak kabul edileceği kanun metninde tereddüde yer bırakmayacak şekilde düzenlenmelidir.

Aksi hâlde ceza hukuku, fiili değil; sonucu çoğaltarak cezalandıran bir mekanizmaya dönüşmektedir.

SONUÇ OLARAK

Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir:
Bu dosyalar yalnızca birer ceza dosyası değildir. Aynı zamanda toplum, kültür ve teknoloji meselesidir.

Biz, “hayır” demeyi kolay öğrenememiş bir toplumuz.
Komşuya, akrabaya, tanıdığına güvenmeyi ayıp saymayan bir kültürden geliyoruz. Henüz teknolojiyle aynı hızda gelişmiş bir hukuki farkındalığa ve eğitim kapasitesine sahip değiliz.

Kahvede oturan bir amcanın, cep telefonunu ya da banka kartını vermesini yalnızca “bilinç” çağrısıyla engelleyemezsiniz. Bu, ancak teknolojik önlemlerle ve doğru hukuki düzenlemelerle mümkün olabilir.

Ceza hukukunun görevi;
bilgisizliği cezalandırmak değil,
kötü niyeti ayıklamaktır.

Fail ile mağduru aynı sepete koyan,
zayıf olanı güçlüymüş gibi yargılayan bir sistem,
adalet üretmez.

Bu nedenle özellikle TCK 158 uygulamasında konuşurken, yazarken, hüküm kurarken şunu unutmamak gerekir:
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmamalıdır.

Ve ceza hukuku, toplumu rahatlatmak için değil;
adaleti sağlamak için vardır.

Ziyaretçi Yorumları - 7 Yorum
  1. Deniz dedi ki:

    Çok güzel anlatmış ve açıklamışsınız.
    P2P uygulama mağdurlarıda hesabını vermeden dolaylı yolla bu madde ile suçlanıyor. Yargı mensupları bu konuya çok hakim olmadıkları için anlamadıkları sistemden sadece hesabına para geleni suçluyor. İşin garip tarafı anlamıyorsun bilir kişi talebinede onay vermiyorlar. Adalet mücadelesinde en çok anlaşılmamak yoruyor masumları…

  2. Birbir dedi ki:

    Arkadaş secimi çok onemli. İlkokuldayken ogrendigimiz bir atasözü “‘”Bana arkadaşını söyle senin kim olduğunu söyleyim!!”” Der.. o zaman arkadasina ve kime yoldaşlık edip yardım ettiğine çok çok dikkat edeceksin kardesim.

    IBAN mağduru yada TCK 158 mağduru diye edebiyat yapanlarin tamamına yakını hesabini kiraya veren bu işlerden komisyon alan ve adına paravan şirketler açılan paragözlerdir. Birçoğunun hakkında birçok soruşturma veya dava dosyasi vardir. Öyle edebiyatla olmaz bu işler. Gerçek çözüm bankacilik iletisim ve şirket açma sistemini duzenlemekten geçiyor. Önce bataklığı kurutmak lazım. 3-5 kuruş para karşılığında 18-25 yaş arasındaki gencler adina açılmış Binlerce paravan şirket var bu ülkede. Neden bu konuya hiç deginilmiyor??

  3. Volkan dedi ki:

    Merhaba öncelikle o kadar güzel bir açıklama yapmışsınız ki saygı duyuyorum çok farklı bir yargılama mevcut örnek veriyorum abimin yaklaşık 23 dosyası var şuan dolandırıcıda teşhis edildi dolandırıcı kişinin kendi oturduğu mahalleden arkadaşları bile dolandırıcı için bu işi yapıyor diye ifadesi var ama somut kanıt olmadığı için hesabına para giden kişiler yargılanıyor. Abimin bütün dosyalarında dolandırıcı kişi abimi tanımadığını ilk defa mahkemelerde tanıştığını ve konuştuğunu söylüyor ama başka dosyalarda istenen HTS kayıtlarında abimle iletişim kurduğu gözüküyor ama abim ceza alıyor böyle bir yargılama sistemi olmamalı.

  4. Yalçın dedi ki:

    Ben bır mahkumum suanda ızıne geldım 15 yıllık dostuma guvendım kartımı verdım aynı seylerden dolayı ayrı ayrı ceza aldım guvenmek sucmu 158 uzlaşma cıksın artık dost bıle edınmıcem

  5. Muhammet Ayetullah ulaş dedi ki:

    Evet gerçekten yazdığınız yazıya sonsuz katılıyorum. Ben faili ortaya çıkarma mücadelem sırasında sanık çoğaldığı için extra ceza aldım ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamadım(organize olunmuş bir suç unsuru olarak bakıldı) gençliğim ve mücadelem heba oldu bir güvenden kaynaklı yaşadığım bu olayda yanan sadece yine de ben oldum, mahkeme heyeti neden bilmiyorum ama bu işin benim yapmadığımı bile bile benim yaptığıma kanaat getirmesi adalet kavramının bir utancı bir yüz karasıdır. Aklı başında olan her insan yapacağı bir suçu böyle ulu ortada kendi hesapları ve cüzdanı ile yapması akla mantığa sığacak bir durum değildir buna rağmen işin sonunda cezalandırılan kişi yine ben oluyorum, mahkemeye hts kayıtları baz istasyonu kayıtları para çekme kayıtları ve bilirkişi raporlarının benim olmadığım demesine rağmen benim masum olduğumu görmelerine rağmen savcılar mütalaasını cezalandırmadqn yana kullanıyor, benim anlım ak ben kimsenin parasına tenezzül etmedim beni harcadılar olsun gerçek adaletin Allah katında olacağı ve orda masumiyetimin ortaya çıkacağı gerçeği beni güçlendiriyor ve rahatlatıyor. Bunu gençlerin başına getiren işin içinde olan herkesin Allah gün yüzü göstermesin. Allah kahretsin onları başka da birşey diyemiyorum inşallah yargı paketlerinde yazınızda olanlar dikkate alınır, tekrardan elinize emeğinize sağlık Allah’a emanet olun.

  6. ALİ dedi ki:

    Gerçekten çok güzel ifade ettiniz

  7. Ferdi dedi ki:

    158 sabırsızca bekliyoruz adana 1 nolu çık

Bir Yorum Yazın

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.