Hürriyet Mahallesi, Kız Kalesi Sokak No:3 İç Kapı: 2, 34403 Kâğıthane/İstanbul
trenfrdearruroja

Uyuşturucu Madde Kullanma Suçu (TCK 191) Bağlamında Saç Teli İncelemesi ve Geçmiş Kullanım Tartışması

Uyuşturucu Madde Kullanma Suçu (TCK 191) Bağlamında Saç Teli İncelemesi ve Geçmiş Kullanım Tartışması

Uyuşturucu madde kullanma suçu, kağıt üzerinde bakıldığında Türk Ceza Kanunu’nun en “hafif” suç tiplerinden biri gibi görünür. Hatta çoğu zaman “nasıl olsa ceza yok, tedavi var” denilerek geçiştirilir. Ancak dosya görmüş her ceza avukatı bilir ki uygulamada TCK 191, kişilerin özgürlüğüne en kolay müdahale edilen maddelerden biri hâline gelmiştir.

Birçok dosyada şu tabloyla karşılaşıyoruz:
Ortada ele geçen bir madde yok. Yakalama anında herhangi bir kullanım emaresi yok. Kan ya da idrar testi yok ya da tamamen alakasız bir tarihte yapılmış. Buna rağmen, aylar öncesine uzanan mesajlaşmalar ya da saç teli incelemesi üzerinden kişiye “uyuşturucu kullanan” etiketi yapıştırılıyor. Sonrası malum: tedavi kararları, denetimli serbestlikler, fişlenmeler…

Tam da bu noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Ceza hukuku, kişinin ne zaman ne yaptığını ispatlayamadığı bir fiil üzerinden nasıl olur da sonuç doğurabilir?

Bu yazıyı yazma sebebim de tam olarak bu sorudan kaynaklanıyor.

TCK 191 Neyi Cezalandırır, Neyi Cezalandırmaz?

Uygulamada en çok gözden kaçırılan nokta şu:
TCK 191, “hayatının bir döneminde uyuşturucuya temas etmiş olmayı” cezalandırmaz. Madde, çok açık şekilde “kullanma” fiilinden söz eder. Yani ceza hukukunun klasik terminolojisiyle ifade edersek, belirli bir zaman diliminde, belirli bir irade ile gerçekleştirilen somut bir eylemden bahsediyoruz.

Ancak pratikte bu ayrım çoğu zaman siliniyor.
“Bir zamanlar kullanmış” olmak ile “kullanma suçu” aynı kefeye konuluyor. Oysa bu iki kavram arasında hukuken aşılması mümkün olmayan bir mesafe var.

Şunu açıkça söylemek gerekir:
Ceza hukuku geçmişle ilgilenmez. Ceza hukuku, ispatlanabilir bir fiille ilgilenir. Ne zaman işlendiği belli olmayan, hangi koşullarda gerçekleştiği tespit edilemeyen bir davranış, ceza hukuku açısından ancak bir varsayım olabilir; suç olamaz.

Saç Teli İncelemesi Meselesi Neden Bu Kadar Sorunlu?

Son yıllarda saç teli incelemesi neredeyse “sihirli bir delil” gibi dosyalara girmeye başladı. Sanki alkolmetreye üfletilmiş gibi, sanki kişi yakalandığı an kullanım tespiti yapılmış gibi bir anlam yükleniyor bu raporlara. Oysa işin gerçeği böyle değil.

Saç teli analizi şunu söyler:
“Bu kişi, geçmişte bir zaman diliminde bu maddeyle temas etmiş olabilir.”

Ama söyleyemediği çok şey vardır:
Ne zaman kullandı?
Kaç kez kullandı?
Kendi iradesiyle mi aldı, pasif temas mı var?
Yakalama tarihine yakın mı, yoksa aylar önce mi?

Bu soruların hiçbirine net cevap veremeyen bir yöntemi, kullanma suçunun temel delili hâline getirmek, ceza hukukunun mantığıyla bağdaşmaz. Çünkü TCK 191 bakımından kritik olan şey, kişinin biyolojik olarak bir maddeyle temas etmiş olması değil, belirli bir zamanda kullanma fiilinin gerçekleşmiş olmasıdır.

Ceza Hukuku “İz” ile Değil, “Fiil” ile İlgilenir

Burada çok temel ama sıkça unutulan bir ilkeyi hatırlatmak gerekir:
Ceza hukuku izleri değil, fiilleri yargılar.

Saç telinde bulunan bir madde kalıntısı bir “iz”dir. Mesajlaşmalarda geçen cümleler bir “ima”dır. Ama bunların hiçbiri, tek başına, suçun işlendiğini kesin olarak ortaya koymaz. Ceza yargılamasında ihtimallerle değil, kesinliklerle ilerlenir.

Aksi hâlde, herkes bir gün hayatının herhangi bir döneminde yaptığı bir şey nedeniyle, ne zaman olduğu dahi belli olmayan bir suç isnadıyla karşı karşıya kalabilir. Bu noktada artık ceza hukukundan değil, kişisel geçmişin yargılanmasından söz ederiz.

Bu Yazı Neyi Amaçlıyor?

Bu yazı, uyuşturucu kullanımını savunmak için kaleme alınmadı. Aynı şekilde kamu düzenini hiçe sayan bir yaklaşım da içermiyor. Ama şunu net biçimde savunuyor:
Ceza hukuku, sınırları belli olmayan bir alana yayılamaz.

Devam eden sayfalarda;

  • TCK 191’in nasıl anlaşılması gerektiğini,

  • “Kullanma” kavramının hukuki karşılığını,

  • Saç teli, idrar ve kan testleri arasındaki farkları,

  • Mesajlaşmaların neden tek başına yeterli olmadığını,

  • Uygulamada yapılan hataların savunmada nasıl bertaraf edilebileceğini
    detaylı biçimde ele alacağım.

TCK 191’in Lafzı, Amacı ve “Kullanma” Fiilinin Gerçek Anlamı

Kanun Metni Ne Diyor, Biz Ne Anlıyoruz?

TCK 191 açılıp okunduğunda, aslında çok karmaşık bir düzenleme ile karşılaşmayız. Madde açıkça “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan” kişiden söz eder. Buradaki fiil, dilbilgisel olarak da hukuki olarak da nettir: kullanmak.

Ancak uygulamada bu kelimeye yüklenen anlam, kanun koyucunun kastının oldukça dışına taşmış durumda. “Kullanmak” fiili, sanki geçmişi, alışkanlıkları, hatta kişinin sosyal çevresini kapsayan geniş bir kavrama dönüştürülmüş gibi ele alınıyor. Oysa ceza hukuku böyle işlemez. Bir kelimeyi alıp, onu kişinin tüm yaşamına yayamazsınız.

Şu soruyu sormak gerekiyor:
Kanun “kullanan” derken, ne zaman, hangi anda, hangi somut davranışı kastediyor?

Ceza Hukuku Açısından “Kullanma” Bir An’dır

Ceza hukuku, süreklilik arz eden hâllerle değil, belirli bir zaman diliminde gerçekleşen fiillerle ilgilenir. “Kullanma” fiili de böyledir. Bir madde alınır, vücuda sokulur ve fiil tamamlanır. Hukuken suç teşkil eden şey, işte bu andır.

Bu nedenle, TCK 191 bakımından şu soruların cevaplanması gerekir:
Kullanma ne zaman gerçekleşti?
Bu kullanım yakalama ya da tespit tarihine yakın mı?
Kullanım ile yapılan tespit arasında makul bir zaman bağı var mı?

Bu soruların cevabı yoksa, ortada ceza hukuku anlamında bir fiil de yoktur. Sadece geçmişe dair varsayımlar vardır. Varsayımlar ise ceza yargılamasında hüküm kurmaya yetmez.

“Geçmişte Kullanmış Olmak” Suç Değildir

Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri de burasıdır. Kişinin geçmişte uyuşturucu kullanmış olması ile TCK 191 kapsamında suç işlemiş olması aynı şey gibi değerlendirilir. Oysa bu yaklaşım, kanunun lafzına da ruhuna da aykırıdır.

Bir kişi hayatının herhangi bir döneminde uyuşturucu kullanmış olabilir. Bu durum tıbbi, sosyolojik ya da kişisel bir meseledir. Ancak ceza hukukunun konusu değildir. Ceza hukuku, geçmiş alışkanlıkları değil, somut ve ispatlanabilir fiilleri yargılar.

Eğer geçmişte bir zamanda kullanmış olmak suç sayılacak olsaydı, kanun koyucu bunu açıkça düzenlerdi. Böyle bir düzenleme yok. Çünkü böyle bir düzenleme, doğrudan doğruya kanunilik ilkesini ihlal ederdi.

Belirlilik İlkesi Neden Bu Dosyalarda Hayati Önem Taşıyor?

Ceza hukukunda belirlilik ilkesi, genelde teorik bir kavram gibi anlatılır. Ancak TCK 191 dosyalarında bu ilke, soyut bir kavram olmaktan çıkıp çok somut sonuçlar doğurur.

Belirlilik şunu gerektirir:
Suçun ne olduğu belli olacak.
Fiilin ne zaman işlendiği belli olacak.
Kişinin hangi davranışının yaptırıma yol açtığı açık olacak.

Saç teli analizinde ya da aylar öncesine ait mesajlaşmalarda bu belirlilik yoktur. Zaman belli değildir. Fiil belli değildir. Hatta bazen failin iradesi dahi net değildir. Böyle bir tabloda, ceza hukukunun devreye girmesi, hukuki olmaktan çok refleksif bir müdahale hâlini alır.

TCK 191 Bir Ceza Maddesi mi, Yoksa Koruyucu Bir Düzenleme mi?

Kanunun gerekçesine bakıldığında, TCK 191’in esas amacının cezalandırmak olmadığı açıkça görülür. Madde, daha çok bireyi korumayı, tedaviye yönlendirmeyi ve topluma yeniden kazandırmayı hedefler. Ancak bu amaç, keyfi uygulamaların gerekçesi olamaz.

“Kişinin iyiliği için” denilerek yapılan her müdahale meşru değildir. Hukuk, iyi niyetle de olsa sınırlarını aşamaz. Aksi hâlde, koruma adı altında özgürlükler zedelenir.

Bu nedenle TCK 191, genişletilerek yorumlanacak bir madde değildir. Aksine, dar yorumlanması gereken bir ceza normudur.

Uygulamada Karşımıza Çıkan Çelişki

Bugün gelinen noktada tuhaf bir çelişkiyle karşı karşıyayız:
Ceza hukuku, normalde en son başvurulması gereken araçken, TCK 191 söz konusu olduğunda ilk ve en kolay başvurulan yol hâline geliyor. Delil zayıfsa, “nasıl olsa tedavi var” deniliyor. Zaman belli değilse, “bir şekilde kullanmıştır” deniliyor.

Oysa bu yaklaşım, ceza hukukunun temel felsefesine aykırıdır. Zayıf dosyalar, hafif suçlar bahanesiyle meşrulaştırılamaz.

TCK 191’in Zaman Boyutu, “Geçmişte Kullanım” Tartışması ve Uygulamadaki Kırılma Noktaları

Ceza hukukunda bazı suçlar vardır; işlendiği an ile tespiti arasındaki zaman farkı ne kadar açılırsa, hukuk o kadar sessizleşir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçu da bu suçların başında gelir. TCK 191’in metni ilk bakışta son derece yalın görünür: “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi…” der. Ancak asıl tartışma tam da burada başlar. “Kullanan” ifadesi, ne zaman kullanmayı kapsar? Bugün mü, dün mü, aylar önce mi?

Uygulamada çoğu zaman bu sorunun cevabı aceleyle veriliyor. Kolluk, savcılık ve hatta bazen mahkemeler, geçmişte bir tarihte kullanıldığı varsayılan bir eylemi, bugünün delilleriyle cezalandırmaya çalışıyor. Oysa ceza hukuku, varsayımlarla değil, kesinliklerle yürür. Bir kişinin aylar önce, hatta yurtdışında uyuşturucu madde kullanmış olması, tek başına bugün TCK 191 kapsamında suç işlendiği anlamına gelmez.

Burada kritik olan nokta şudur: TCK 191 bir “süreklilik suçu” değildir. Yani kişinin hayatının herhangi bir döneminde uyuşturucu kullanmış olması, onu sürekli suç halinde tutmaz. Aksine, kullanma fiili anlıktır ve suç, o an doğar ve biter. Ceza hukukunun temel ilkeleri gereği, suçun işlendiği zamanın belirli olması gerekir. Zamanı belirsiz bir fiil, ceza sorumluluğunun da belirsiz hale gelmesine neden olur ki bu durum hukukun kabul edebileceği bir şey değildir.

Bu noktada özellikle saç teli analizleri üzerinden yürütülen soruşturmalara ayrı bir parantez açmak gerekir. Saç analizleri, teknik olarak geçmişe dönük madde kullanımına dair izler verebilir. Ancak bu izler, hangi tarihte, hangi ülkede, hangi hukuki rejim altında kullanıldığını söylemez. Daha da önemlisi, bu analizler “kullanma anını” değil, yalnızca “kullanılmış olabileceğini” gösterir. Ceza hukuku açısından bu fark hayati önemdedir.

Bir başka deyişle, saç telinde tespit edilen bir maddenin varlığı, TCK 191 kapsamında suçun unsurlarını otomatik olarak oluşturmaz. Çünkü suçun maddi unsuru olan “kullanma fiili”, belirli bir zaman ve mekânla ilişkilendirilmek zorundadır. Aksi hâlde, kişi geçmişte yaptığı ve belki de o tarihte suç teşkil etmeyen bir davranış nedeniyle bugün cezalandırılmış olur. Bu ise sadece hukuka aykırı değil, aynı zamanda adalet duygusunu zedeleyen bir sonuçtur.

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer sorun da mesajlaşma kayıtlarıdır. Kişiler arasındaki yazışmalarda geçen ifadeler, çoğu zaman bağlamından koparılarak “kullanma şüphesi” olarak değerlendirilir. Oysa ceza hukukunda şüphe, delil değildir. Mesajlaşmalarda geçen soyut ifadeler, imalar ya da geçmişe dönük anlatımlar, tek başına suçun işlendiğini ispatlamaz. Ceza yargılamasında esas olan, fiilin gerçekleştiğinin somut, kesin ve şüpheden uzak biçimde ortaya konulmasıdır.

Bu nedenle şu soruyu sormak gerekir: Geçmişte ne zaman olduğu belli olmayan bir kullanım iddiası, bugün bir kişiyi TCK 191 kapsamında sanık yapmaya yeter mi? Kanaatimce ve yargılamanın temel ilkeleri ışığında, bu soruya verilebilecek tek cevap hayırdır. Aksi bir yaklaşım, TCK 191’i bir “yaşam tarzı suçu”na dönüştürür ki bu, ceza hukukunun mantığıyla bağdaşmaz.

Özetle; TCK 191 geçmişteki belirsiz kullanımları değil, belirli bir zaman ve mekânda gerçekleştiği ispatlanan fiilleri cezalandırır. Saç teli analizi, mesajlaşmalar ya da soyut şüpheler, bu fiilin ne zaman işlendiğini net biçimde ortaya koyamıyorsa, ceza sorumluluğundan söz etmek mümkün değildir. Ceza hukuku, geriye doğru uzanan bir ağ değil; belirli, somut ve ispatlanmış eylemler üzerine kurulu bir sistemdir.

TCK 191’DE “KULLANMA” KAVRAMI, ZAMAN UNSURU VE SAÇ ANALİZİ MESELESİ

TCK 191’in en çok yanlış anlaşılan yönlerinden biri, “kullanma” fiilinin zamansal sınırıdır. Uygulamada sıkça şuna tanık oluyoruz: Kişinin aylar önce, hatta yurtdışında madde kullandığına dair birtakım emareler var ve bu emarelerden hareketle Türkiye’de hakkında “uyuşturucu madde kullanma” suçundan işlem tesis ediliyor. İşte tam bu noktada, ceza hukukunun temel ilkeleriyle yüzleşmek zorundayız.

Şunu açıkça söylemek gerekir: TCK 191 geçmişteki soyut bir yaşam tarzını, alışkanlığı ya da ihtimali cezalandırmaz. Bu madde, somut bir fiili, belirli bir zaman diliminde gerçekleşmiş bir “kullanma” eylemini konu alır. Failin kim olduğu kadar, fiilin ne zaman işlendiği de suçun varlığı açısından vazgeçilmezdir.

Burada genellikle gözden kaçan husus şudur: Ceza hukukunda “kullanmış olmak” ile “kullanıyor olmak” aynı şey değildir. TCK 191, bir kişinin hayatının bir döneminde maddeyle temas etmiş olmasını değil, belirli bir zaman kesitinde bu fiili işlemesini esas alır. Aksi yorum, suçu fiilden koparıp kişiliğe yapıştırmak anlamına gelir ki bu, modern ceza hukukunun reddettiği bir yaklaşımdır.

Mesajlaşmalar: Şüphe Doğurur, İspat Kurmaz

Dosyalarda sıklıkla karşımıza çıkan WhatsApp yazışmaları, Telegram mesajları ya da sosyal medya paylaşımları, çoğu zaman soruşturmanın çıkış noktasıdır. Ancak burada ince bir çizgi vardır. Bu tür yazışmalar en fazla şüphe doğurur. Şüphe ise ceza muhakemesinin başlangıcı olabilir ama mahkûmiyetin dayanağı olamaz.

Mesajlaşmalarda geçen ifadelerin büyük kısmı mecazidir, abartıdır ya da üçüncü kişilerle ilgili anlatımlardır. Kaldı ki kişinin “kullandım” demesi bile, tek başına suçun işlendiğinin kesin delili sayılmaz. Çünkü ceza yargılamasında ikrar, başka delillerle desteklenmediği sürece mahkûmiyet için yeterli değildir. Bu ilke, kağıt üzerinde kalmış bir teori değil, uygulamada defalarca teyit edilmiş bir gerçektir.

Bu nedenle sadece mesaj içeriklerinden hareketle “uyuşturucu madde kullanmıştır” sonucuna varmak, hukuken son derece sorunlu bir yaklaşımdır. Hele ki bu mesajların ne zaman yazıldığı, hangi bağlamda söylendiği ve fiille birebir örtüşüp örtüşmediği net değilse, mesele daha da kırılgan hale gelir.

Saç Teli İncelemesi: Teknik Bir Veri mi, Hukuki Delil mi?

Gelelim en tartışmalı başlıklardan birine: saç teli analizi.

Uygulamada saç teli incelemesi, neredeyse bir “alkolmetre” gibi sunulmaya çalışılıyor. Oysa arada çok ciddi bir fark vardır. Alkolmetre, anlık durumu tespit eder. Saç teli analizi ise geriye dönük, geniş bir zaman aralığını kapsar. Bu analiz, kişinin vücudunda bir maddenin bir dönem bulunup bulunmadığını gösterir; ne zaman, nerede ve hangi koşullarda kullanıldığını göstermez.

İşte sorun tam da burada başlar. TCK 191, belirsiz bir geçmişi değil, somut ve zamansal olarak belirlenebilir bir kullanma fiilini cezalandırır. Saç teli analizinin verdiği sonuç ise çoğu zaman bu gerekliliği karşılamaz. Çünkü sonuç şunu söyler: “Bu kişi, şu kadar süre içinde bu maddeyle temas etmiş.” Ama şu sorular cevapsız kalır:

  • Türkiye’de mi kullandı?

  • Suç tarihinde mi kullandı?

  • Kendi iradesiyle mi, yoksa pasif maruziyet mi söz konusu?

Bu sorular cevaplanmadan, sırf teknik bir rapora dayanarak ceza sorumluluğu tesis etmek, şüpheden sanık yararlanır ilkesini fiilen askıya almak anlamına gelir.

Yerleşik Yargısal Yaklaşım Ne Diyor?

Yargısal uygulamanın genel çizgisine baktığımızda, yüksek mahkemenin yaklaşımı nettir: Uyuşturucu madde kullanma suçu, somut, belirli ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ispatlanmalıdır. Kişinin geçmişte madde kullanmış olabileceğine dair ihtimaller, tek başına cezalandırma için yeterli görülmemektedir.

Özellikle yalnızca saç teli analizi ya da mesajlaşmalara dayanılarak mahkûmiyet kurulmasının, bozma sebebi yapıldığı çok sayıda karar mevcuttur. Buradaki ortak gerekçe şudur: Fiilin zamanının ve yerinin belirlenememesi.

Bir ceza avukatı olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: TCK 191 dosyalarında asıl mücadele, “madde var mı yok mu” mücadelesi değildir. Asıl mesele, bu fiilin hukuken suç sayılabilecek şekilde ispat edilip edilemediğidir.

Saç Teli İncelemesi: Bilimsel Bir Veri mi, Hukuki Bir Tuzak mı?

Saç analizi, teknik olarak kişinin geçmişte herhangi bir zamanda uyuşturucu maddeye maruz kalıp kalmadığına dair izler verebilir. Ancak bu teknik veri, ceza hukuku bakımından her zaman aynı anlama gelmez. Çünkü TCK 191’in cezalandırdığı fiil, soyut bir geçmiş kullanım değil; belirli bir zaman diliminde gerçekleşmiş kullanım fiilidir.

Saç telinde çıkan bir bulgu bize şunu söyler:
“Bu kişi, haftalar ya da aylar önce, bir şekilde bu maddeyle temas etmiş olabilir.”

Ancak söylemediği şey şudur:
“Bu kişi, Türkiye’de, isnat edilen tarihte, kendi iradesiyle ve bilerek uyuşturucu madde kullanmıştır.”

Aradaki fark, teorik değil; son derece pratiktir. Çünkü saç analizi:

  • Kullanımın nerede gerçekleştiğini söylemez,

  • Kullanımın ne zaman olduğunu netleştirmez,

  • Kullanımın tek sefer mi, süreklilik mi arz ettiğini ayırt edemez,

  • Hatta bazı maddeler açısından pasif maruziyet ihtimalini dahi tamamen dışlayamaz.

Dolayısıyla saç teli incelemesini, alkolmetre gibi “anlık ve kesin” bir ölçüm aracı olarak görmek, hem bilimsel hem de hukuki açıdan yanıltıcıdır.

TCK 191’in Asıl Koruduğu Alan Nedir?

Bu noktada maddenin ruhuna dönmek gerekir. TCK 191, klasik anlamda bir “cezalandırma” maddesi olmaktan ziyade, tedavi ve denetim merkezli bir düzenlemedir. Kanun koyucu, uyuşturucu kullanan kişiyi toplumdan dışlamayı değil, sistem içine almayı amaçlamıştır.

Bu nedenle madde metni dikkatle okunduğunda, “kullanmış olmak” fiilinin soyut bir geçmiş davranışı değil; tespit edilebilir, güncel ve müdahale edilebilir bir kullanım halini ifade ettiği görülür.

Aksi bir yorum, TCK 191’i zamansız ve sınırsız bir suç tipine dönüştürür ki bu da şu sonucu doğurur:
Bir kişi, yıllar önce yurtdışında kullandığı bir madde nedeniyle, bugün Türkiye’de ceza soruşturmasına muhatap olabilir.

Bu yaklaşımın kabul edilmesi, ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Özellikle kanunilik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri böyle bir yorumu kaldıramaz.

Yurt Dışında Kullanım Meselesi: Gözden Kaçan Kritik Nokta

Yurt dışında gerçekleşen bir uyuşturucu kullanımı, Türk Ceza Kanunu bakımından ancak çok istisnai şartlarda gündeme gelebilir. Çünkü TCK 191, kural olarak ülkesellik ilkesi çerçevesinde uygulanır. Kişinin yurt dışında, o ülkenin hukuku kapsamında kalan bir fiilinin, Türkiye’ye döndüğünde otomatik olarak suç sayılması mümkün değildir.

Burada uygulamada sıkça yapılan hata şudur:
“Nasıl olsa saçta çıkmış, demek ki kullanmış.”

Oysa hukuk, “demek ki”lerle ilerlemez. Nerede, ne zaman, hangi hukuka aykırılık kapsamında, hangi delille… Bunların her biri cevaplanmadan atılan her adım, savunma açısından ciddi bir ihlal alanı yaratır.

Uyuşturucu madde kullanımıyla mücadele, elbette ki önemlidir. Ancak bu mücadele, hukuk devleti ilkelerinden taviz verilerek yürütülemez. Ceza hukuku, toplumun güvenliği kadar bireyin haklarını da korumak zorundadır.

TCK 191, bir “etik denetim” maddesi değildir.
Bir “yaşam tarzı yargısı” da değildir.
O, belirli şartları olan, sınırları çizilmiş bir suç tipidir.

Bu sınırlar bulanıklaştırıldığında, suçla mücadele güçlenmez; aksine hukuk zedelenir. Ve hukuk zedelendiğinde, eninde sonunda herkes zarar görür.

İlgili Diğer Hukuki Makaleler :

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.