Hürriyet Mahallesi, Kız Kalesi Sokak No:3 İç Kapı: 2, 34403 Kâğıthane/İstanbul
trenfrdearruroja

12. Yargı Paketi ve IBAN Kullandırma Suçu – TCK 158 Dosyalarında Yeniden Yargılama ve İnfazların Durdurulması Zorunluluğu

12. Yargı Paketi ve IBAN Kullandırma Suçu – TCK 158 Dosyalarında Yeniden Yargılama ve İnfazların Durdurulması Zorunluluğu

Yazı İçeriği

12. Yargı Paketi ve IBAN Kullandırma Suçu – TCK 158 Dosyalarında Yeniden Yargılama ve İnfazların Durdurulması Zorunluluğu

1. Yeni Bir Suç Tipi Tartışması Eski Dosyaları da Mecburen Tartışmaya Açar

Son dönemde kamuoyunda “IBAN kullandırma”, “hesap kullandırma”, “banka hesabını başkasına açma” veya halk arasındaki kullanımıyla “IBAN mağduriyeti” olarak bilinen mesele, 12. Yargı Paketi tartışmalarıyla birlikte yeniden gündeme gelmiştir. Bu kapsamda banka hesabını, IBAN bilgisini, ödeme hesabını veya benzeri finansal erişim imkanlarını başkalarının kullanımına açan kişiler bakımından müstakil bir suç tipi oluşturulacağı ifade edilmektedir.

Bu tartışma yalnızca geleceğe ilişkin bir ceza politikası meselesi değildir. Asıl önemli olan, böyle bir düzenleme yapılması halinde geçmişte TCK 158 kapsamında yargılanmış, mahkum olmuş, dosyası istinafta veya Yargıtay’da bulunan ya da halen cezaevinde bulunan binlerce kişinin hukuki durumunun ne olacağıdır.

Çünkü kanun koyucu bugün “IBAN kullandırma” fiilini ayrı bir suç olarak düzenleme ihtiyacı hissediyorsa, bu durum geçmişte aynı fiilin hangi hukuki kalıp içinde değerlendirildiği sorusunu da zorunlu olarak gündeme getirir.

Bu sorunun cevabı basit değildir. Ancak tartışmanın merkezinde şu temel tespit yer almaktadır:

Bir kişi yalnızca hesabını kullandırmışsa, dolandırıcılık organizasyonunu kurmamışsa, mağdurla doğrudan temas etmemişse, hileli davranışı bizzat gerçekleştirmemişse, paranın kimden ve hangi yöntemle alındığını bilmiyorsa, bu kişinin doğrudan nitelikli dolandırıcılığın asli faili gibi cezalandırılması baştan itibaren tartışmalıydı.

Bugün yeni bir suç tipi ihdas edilmesi ihtiyacı da zaten bu tartışmanın kanun koyucu tarafından dolaylı şekilde kabul edildiğini göstermektedir.

2. IBAN Kullandırma Meselesi Neden Bu Kadar Büyüdü?

Türkiye’de son yıllarda bilişim sistemleri üzerinden işlenen dolandırıcılık suçlarında ciddi bir artış yaşanmıştır. Sosyal medya hesapları, sahte ilanlar, yatırım vaadi, araç satışı, kripto para, bungalov kiralama, sahte ürün satışı, banka araması, oltalama yöntemleri ve benzeri çok sayıda yöntemle mağdurlardan para alınmıştır.

Bu sistemlerde çoğu zaman para doğrudan gerçek organizasyonu kuran kişilerin hesabına değil, üçüncü kişilerin banka hesaplarına gönderilmiştir. İşte bu üçüncü kişiler kimi dosyalarda “hesabını kullandıran”, kimi dosyalarda “IBAN kiralayan”, kimi dosyalarda “komisyon karşılığı hesabını açan”, kimi dosyalarda ise “hesabına gelen parayı çekip başkasına veren” kişiler olarak karşımıza çıkmıştır.

Ancak uygulamada en büyük sorun burada başlamıştır.

Bazı dosyalarda gerçekten suç örgütüyle bilerek hareket eden, dolandırıcılık organizasyonunun parçası olan, hesabını bilinçli şekilde suçtan elde edilen paranın aktarılması için kullandıran kişiler vardır. Bunların hukuki sorumluluğu elbette ayrıca değerlendirilmelidir.

Fakat bazı dosyalarda ise tablo çok daha farklıdır.

Kimi kişiler iş vaadiyle kandırılmıştır. Kimi öğrenciler küçük bir ödeme karşılığında hesabını vermiştir. Kimi kişiler sosyal medya üzerinden tanıştığı kişilere güvenmiştir. Kimi sanıklar hesabına gelen paranın suçtan kaynaklandığını bilmediğini savunmuştur. Kimi dosyalarda hesap sahibine ulaşılmış, ancak gerçek ilanı açan, mağdurla konuşan, sahte dekont gönderen, parayı organize eden kişiler hiç bulunmamıştır.

Buna rağmen birçok dosyada hesabına para gelen kişi, sanki mağduru bizzat kandıran kişiymiş gibi nitelikli dolandırıcılığın asli faili olarak değerlendirilmiştir.

İşte bugün yaşanan mağduriyetin temelinde bu ayrımın sağlıklı yapılmaması vardır.

3. Asli Fail ile Hesabını Kullandıran Kişinin Aynı Sepete Konulması En Büyük Sorundur

Ceza hukukunda fail, yardım eden, azmettiren ve iştirak eden kavramları birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Her sanığın dosyadaki konumu ayrı ayrı belirlenmelidir. Bir kişinin banka hesabının kullanılmış olması, tek başına o kişinin dolandırıcılık fiilinin asli faili olduğunu göstermez.

Nitelikli dolandırıcılık suçunda asli failden söz edebilmek için yalnızca para hareketine bakmak yeterli değildir. Hileli davranışı kim gerçekleştirdi? Mağdurla kim irtibat kurdu? Sahte ilanı kim açtı? Mağdura güven telkin eden konuşmaları kim yaptı? Paranın gönderileceği hesabı kim verdi? Hesap sahibi bu konuşmalardan haberdar mıydı? Paranın suçtan kaynaklandığını biliyor muydu? Organizasyonla organik bağı var mıydı? Eylemden elde edilen menfaat kime kaldı?

Bu soruların tamamı cevaplanmadan yalnızca “para bu hesaba gelmiş” denilerek ağır ceza mahkemelerinde nitelikli dolandırıcılık mahkumiyetleri kurulması hukuken sorunludur.

Bir kişinin hesabına para gelmiş olabilir. Fakat bu kişi dolandırıcılık suçunun hile unsurunu gerçekleştirmemiş olabilir. Mağdurun iradesini sakatlayan davranışlarda bulunmamış olabilir. Hatta çoğu dosyada mağdur ile hesap sahibi arasında hiçbir konuşma, hiçbir mesaj, hiçbir telefon irtibatı bulunmamaktadır.

Bu halde hesap sahibinin hukuki konumu, somut dosyanın özelliğine göre ayrıca tartışılmalıdır. En fazla yardım eden sıfatı gündeme gelebilir. O da her dosyada otomatik olarak kabul edilemez. Yardım eden sıfatının dahi kabul edilebilmesi için kişinin suçun işleneceğini bilerek ve isteyerek faile yardım ettiğinin ortaya konulması gerekir.

Ancak uygulamada bu inceleme çoğu zaman sağlıklı yapılmamıştır. Paranın geldiği hesap ile suçun faili arasında doğrudan bir özdeşlik kurulmuştur. Böylece “hesap sahibi” ile “dolandırıcılık organizasyonunu yöneten asli fail” arasındaki çizgi silinmiştir.

Bugün çözümü zorlaştıran asıl mesele de budur.

4. Dosyalar Zamanında Doğru Ayrıştırılsaydı Bugünkü Sorun Bu Kadar Ağır Olmayacaktı

Kanaatimce geçmişte bu dosyalarda daha isabetli bir içtihat oluşmuş olsaydı, bugün çok daha kolay bir çözüm üretilebilirdi.

Şöyle ki:

IBAN kullandıran kişilerin dosyaları, gerçek dolandırıcılık eylemini gerçekleştiren kişilerden ayrı bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulmalıydı. Hesabını kullandıran kişinin eylemi otomatik olarak TCK 158 kapsamında asli faillik olarak kabul edilmemeliydi. Her somut olayda, kişinin suç organizasyonundaki yeri, kastı, bilgisi, menfaati ve fiile katkısı ayrı ayrı tartışılmalıydı.

Eğer bu yaklaşım benimsenmiş olsaydı, bugün kanun koyucu yeni bir IBAN kullandırma suçu düzenlediğinde geçmiş dosyalarda çok daha kolay bir ayrım yapılabilirdi. Yardım eden konumunda kalan kişiler yönünden özel bir infaz düzenlemesi, ceza indirimi, düşme kararı, etkin pişmanlık veya geçici maddeyle af gibi çözümler daha rahat uygulanabilirdi.

Fakat uygulamada birçok dosyada hesabını kullandıran kişiler ile gerçek failler birbirine karıştırıldı. Bazı dosyalarda gerçek failler hiç bulunamadı. Bazı dosyalarda mağdurla konuşan kişi tespit edilmedi. Bazı dosyalarda para trafiğinin son noktası ortaya çıkarılamadı. Buna rağmen hesabına para gelen kişi, adeta tüm organizasyonun merkezindeymiş gibi cezalandırıldı.

Bu nedenle bugün yeni bir kanuni düzenleme yapılması halinde yalnızca “bundan sonra böyle uygulanacak” demek yeterli olmayacaktır. Çünkü geçmişte aynı fiil nedeniyle verilmiş çok sayıda karar vardır. Bu kararların önemli bir kısmı kesinleşmiş, bir kısmı infaza verilmiş, bir kısmı istinafta, bir kısmı Yargıtay aşamasındadır.

Kanun koyucu yeni bir suç tipi oluşturuyorsa, geçmiş dosyalardaki hukuki nitelendirmeyi de gözden geçirmek zorundadır.

5. Yeni Suç Tipi İhtiyacı Mevcut Uygulamanın Sorunlu Olduğunu Gösterir

Ceza hukukunda yeni bir suç tipi düzenlenmesi sıradan bir işlem değildir. Kanun koyucu bir fiili ayrıca suç olarak tanımlama ihtiyacı duyuyorsa, bu genellikle mevcut düzenlemelerin o fiili tam ve adil şekilde karşılamadığını gösterir.

IBAN kullandırma fiilinin müstakil suç olarak düzenlenmesi tartışması da bu açıdan önemlidir.

Eğer hesabını kullandıran herkes zaten mevcut TCK 158 kapsamında hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde nitelikli dolandırıcılığın asli faili olsaydı, ayrıca yeni bir suç tipi oluşturulmasına ihtiyaç olmazdı. Kanun koyucunun yeni bir düzenleme arayışı, mevcut uygulamanın en azından tartışmalı olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle şu soru çok önemlidir:

Bugün kanun koyucu “IBAN kullandırma” fiilini ayrıca suç olarak düzenleme ihtiyacı duyuyorsa, geçmişte aynı fiilin TCK 158 kapsamında asli faillik olarak cezalandırılması ne kadar isabetlidir?

Bu soruya cevap verilmeden yapılacak her düzenleme eksik kalır.

Çünkü mesele yalnızca bundan sonra hesap kullandıranların hangi cezayı alacağı değildir. Mesele, geçmişte hesabını kullandırdığı için nitelikli dolandırıcılık faili gibi cezalandırılmış kişilerin hukuki durumudur.

Yeni suç tipi geçmiş dosyalara doğrudan uygulanamaz. Çünkü kanunilik ilkesi gereği suç ve ceza geçmişe yürütülemez. Fakat yeni düzenleme, geçmiş dosyalarda yapılan hukuki nitelendirmenin yanlış veya en azından yeniden tartışmaya açık olduğunu ortaya koyabilir. Bu da yeniden yargılama tartışmasını zorunlu hale getirir.

6. “IBAN Kullandırma” ile “Dolandırıcılık” Aynı Şey Değildir

Bu noktada en temel ayrımı açık koymak gerekir.

Dolandırıcılık suçu, hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılması ve bu aldatma sonucunda fail veya başkası yararına haksız menfaat temin edilmesiyle oluşur. Yani suçun merkezinde hile vardır. Mağdurun iradesinin sakatlanması vardır. Failin mağdur üzerinde aldatıcı bir etki oluşturması vardır.

IBAN kullandırma fiilinde ise çoğu zaman hesap sahibi mağdurla hiç temas kurmamaktadır. Sahte ilanı hazırlayan kişi o değildir. Mağduru arayan kişi o değildir. Mağdura güven veren, onu yönlendiren, parayı göndermeye ikna eden kişi o değildir. Çoğu dosyada hesap sahibi yalnızca paranın geçtiği ara nokta olarak görünmektedir.

Elbette bu durum hesap sahibinin hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez. Kişi bilerek ve isteyerek hesabını suçta kullanılmak üzere tahsis etmişse, bu ayrı bir hukuki sorumluluk doğurabilir. Ancak bu sorumluluk her olayda doğrudan TCK 158 kapsamında asli faillik olarak kabul edilemez.

Ceza hukukunda fiilin adı doğru konulmalıdır. Fiilin adı yanlış konulduğunda ceza adaleti bozulur.

Hesabını kullandıran kişinin eylemi, bazı olaylarda dolandırıcılığa yardım olarak tartışılabilir. Bazı olaylarda suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama yönünden değerlendirme yapılabilir. Bazı olaylarda bilişim sistemi, banka veya kredi kurumlarıyla bağlantılı başka suçlar gündeme gelebilir. Bazı olaylarda ise kişinin kastı ispatlanamadığı için beraat kararı verilmesi gerekebilir.

Ancak her durumda otomatik bir mahkumiyet anlayışı ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz.

7. Kast Unsuru Sağlıklı Tartışılmadan Verilen Kararlar Sorunludur

IBAN dosyalarında en çok ihmal edilen mesele kast unsurudur.

Bir kişinin hesabını kullandırması tek başına suç kastını göstermez. Ceza mahkemesi, sanığın neyi bildiğini, neyi öngördüğünü, hangi amaçla hareket ettiğini ve fiile hangi bilinçle katıldığını ortaya koymak zorundadır.

Sanık hesabını hangi nedenle verdi? İş vaadiyle mi kandırıldı? Komisyon alacağını mı düşündü? Hesabına gelecek paranın hukuka aykırı olduğunu biliyor muydu? Paranın dolandırıcılık mağdurundan geldiğini biliyor muydu? Aynı hesabı kaç kez kullandırdı? Gelen para hemen başka kişilere mi aktarıldı? Sanığın bu kişilerle bağlantısı nedir? Telefon kayıtları, mesajlaşmalar, HTS, banka kamera görüntüleri, para çekme işlemleri incelendi mi?

Bu sorular cevaplanmadan kastın varlığından söz etmek mümkün değildir.

Özellikle gençler, öğrenciler, ekonomik sıkıntı içindeki kişiler, sosyal medya üzerinden kandırılanlar veya çevresindeki kişilere güvenerek hesabını kullandıranlar yönünden kast değerlendirmesi çok daha dikkatli yapılmalıdır.

Ceza hukukunda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi sadece teorik bir süs değildir. Mahkumiyet kararı, ihtimale değil kesin ve inandırıcı delile dayanmalıdır.

Fakat uygulamada birçok dosyada şu kolaycı yaklaşım görülmektedir:

“Para sanığın hesabına gelmiştir. Sanık hesabını kullandırmıştır. Bu nedenle sanık dolandırıcılık suçunun failidir.”

Bu yaklaşım eksiktir. Çünkü para hareketi bir delildir, ancak tek başına suçun bütün unsurlarını ispatlamaz.

8. Gerçek Failler Bulunamayınca Hesap Sahipleri Asli Fail Gibi Konumlandırıldı

Bu dosyaların önemli bir kısmında gerçek faillerin bulunamaması ciddi bir problemdir.

Dolandırıcılık organizasyonlarında çoğu zaman sahte telefon hatları, sahte sosyal medya hesapları, başkası adına açılmış hesaplar, yurt dışı bağlantıları, hızlı para transferleri ve zincirleme para aktarımı yöntemleri kullanılmaktadır. Bu nedenle soruşturma makamları kimi zaman mağdurla konuşan asıl kişiye ulaşamamaktadır.

Böyle durumlarda dosyada elde kalan en somut kişi, paranın gönderildiği banka hesabının sahibidir. Fakat soruşturmanın asıl faile ulaşamaması, hesap sahibini otomatik olarak asli fail haline getirmez.

Ceza muhakemesinde amaç, dosyada ulaşılabilen kişiyi cezalandırmak değildir. Amaç, maddi gerçeğe ulaşmaktır.

Eğer mağduru kandıran kişi tespit edilememişse, hesap sahibinin rolü daha da dikkatli incelenmelidir. Çünkü gerçek failin bulunamaması, hesap sahibinin kusurunu artırmaz. Aksine, dosyadaki belirsizliklerin sanık aleyhine yorumlanmaması gerekir.

Ancak pratikte birçok dosyada bu çizgi korunamamıştır. Hesap sahibi, gerçek failler bulunamadığı için dosyanın merkezine yerleştirilmiştir. Böylece asli fail ile hesap kullandıran kişi arasındaki ayrım kaybolmuştur.

Bu durum, bugün yapılacak yeni düzenlemenin geçmiş dosyaları da etkilemesi gerektiğini açıkça göstermektedir.

9. Her Dosyanın Ayrı Ayrı Görülmesi de Mağduriyeti Artırdı

IBAN kullandırma dosyalarında bir başka sorun da aynı kişinin hesabının birden fazla olayda kullanılması halinde dosyaların çoğu zaman ayrı ayrı görülmesidir.

Bir kişi hesabını bir defa kullandırmış olabilir. Bu hesap üzerinden farklı mağdurlardan farklı tarihlerde para alınmış olabilir. Böyle bir durumda hesap sahibinin eyleminin tek bir hesap kullandırma davranışı mı olduğu, yoksa her mağdur yönünden ayrı ayrı nitelikli dolandırıcılık suçu mu oluşturduğu dikkatle tartışılmalıdır.

Uygulamada ise birçok dosyada her mağdur için ayrı dava açılmış, her dosyada ayrı mahkumiyet kurulmuş, cezalar birikmiş ve ortaya son derece ağır infaz sonuçları çıkmıştır.

Oysa hesabını kullandıran kişinin kastı, çoğu olayda tek bir davranışla sınırlı olabilir. Kişi hesabını bir defa vermiştir. Hesabın daha sonra kaç olayda, kimler tarafından, hangi şekilde kullanıldığını bilip bilmediği ayrıca araştırılmalıdır.

Bu noktada yargılamaların birleştirilmesi, dosyaların birlikte değerlendirilmesi, sanığın tek bir eylemi mi yoksa birden fazla bağımsız eylemi mi olduğu yönünden sağlıklı inceleme yapılması gerekirdi.

Bu yapılmadığında aynı kişi hakkında farklı şehirlerde, farklı mahkemelerde, farklı mağdurlar nedeniyle çok sayıda dava açılmıştır. Bazı sanıklar bir dosyada yardım eden gibi değerlendirilirken, başka bir dosyada asli fail gibi cezalandırılmıştır. Bazı dosyalarda beraat kararı verilirken, bazı dosyalarda aynı nitelikteki eylem nedeniyle mahkumiyet kararı verilmiştir.

Bu da hukuki öngörülebilirliği zedelemiştir.

10. Bugünkü Karmaşanın Nedeni Sadece Kanun Eksikliği Değil, Uygulama Hatasıdır

Bugünkü tabloyu yalnızca “kanunda açık düzenleme yoktu” diyerek açıklamak eksik olur. Evet, IBAN kullandırma fiiline özgü açık ve müstakil bir düzenleme bulunmaması uygulamada belirsizlik yaratmıştır. Ancak sorun sadece kanun eksikliği değildir. Sorun aynı zamanda yargılama pratiğinde yapılan nitelendirme hatalarıdır.

Her dosyada sanığın rolü ayrı ayrı belirlenmeliydi. Hesap sahibi ile gerçek dolandırıcı aynı kabul edilmemeliydi. Yardım eden ile asli fail ayrımı yapılmalıydı. Kast unsuru daha derin incelenmeliydi. Gerçek failler bulunmadan hesap sahibine tüm eylemin yüklenmesi konusunda daha ihtiyatlı davranılmalıydı. Aynı hesaba ilişkin dosyalar mümkün olduğunca birlikte değerlendirilmeliydi.

Bunlar yapılsaydı bugün ortaya çıkan ağır tablo bu kadar büyümeyebilirdi.

Ancak gelinen noktada artık mesele yalnızca teorik bir tartışma değildir. Cezaevinde olan insanlar vardır. Hakkında kesinleşmiş mahkumiyet bulunan insanlar vardır. Dosyası istinafta veya Yargıtay’da bekleyen insanlar vardır. Hakkında yakalama kararı bulunan insanlar vardır. Hayatı, ailesi, işi ve geleceği bu dosyalar nedeniyle tamamen değişmiş insanlar vardır.

Bu nedenle 12. Yargı Paketi ile getirilecek düzenleme yalnızca geleceğe dönük bir ceza normu olarak ele alınamaz. Geçmiş dosyalar bakımından da sonuç doğuracak bir geçiş rejimi oluşturulmalıdır.

11. Yeni Düzenleme Yapılırken “Geçmiş Dosyalar Ne Olacak?” Sorusu Cevapsız Bırakılamaz

Kanun koyucu IBAN kullandırma fiilini müstakil bir suç olarak düzenlerken en önemli meselelerden biri geçiş hükümleridir. Yeni düzenleme sadece yürürlüğe girdikten sonraki eylemler için uygulanırsa, geçmişte TCK 158 kapsamında mahkum olmuş kişiler yönünden sorun devam edecektir.

Bu kabul edilemez bir sonuç doğurur.

Çünkü aynı fiil, yeni dönemde daha hafif ve müstakil bir suç olarak değerlendirilecek; fakat geçmişte aynı nitelikteki fiil nedeniyle kişiler nitelikli dolandırıcılık faili gibi ağır cezalara mahkum edilmiş olacaktır.

Bu durum hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.

Burada temel mesele şudur:

Yeni düzenleme, geçmişteki mahkumiyetlerin otomatik olarak ortadan kalkacağı anlamına gelmeyebilir. Ancak bu düzenleme, geçmiş dosyaların yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılar. Çünkü mahkemeler artık şu soruya cevap vermek zorunda kalacaktır:

Sanığın eylemi gerçekten nitelikli dolandırıcılık mıydı, yoksa bugün ayrıca suç olarak düzenlenmek istenen IBAN kullandırma fiilinden mi ibaretti?

Bu soru her dosyada sorulmalıdır. Sorulmadan infaza devam edilmesi, ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

12. Yeniden Yargılama İhtiyacı Kaçınılmazdır

Yeni suç tipi kabul edildiğinde geçmiş dosyaların yeniden yargılanması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü mevcut mahkumiyetlerin önemli bir kısmında sanığın eyleminin gerçek niteliği tartışmalı hale gelecektir.

Mahkeme şu ayrımı yapmak zorundadır:

Sanık mağduru bizzat dolandıran kişi midir?

Sanık hileli davranışları gerçekleştirmiş midir?

Sanık gerçek faillerle birlikte hareket etmiş midir?

Sanık paranın suçtan kaynaklandığını biliyor mudur?

Sanık sadece hesabını mı kullandırmıştır?

Sanığın eylemi yeni düzenlemede tanımlanacak IBAN kullandırma fiiline mi uymaktadır?

Eğer sanığın eylemi yalnızca IBAN kullandırma niteliğindeyse, geçmiş tarihte böyle bir müstakil suç tipi bulunmadığından kanunilik ilkesi gündeme gelecektir. Bu durumda sanığın geçmişte bu yeni suçtan cezalandırılması mümkün değildir. Dolayısıyla mahkemelerin beraat dahil tüm ihtimalleri değerlendirmesi gerekecektir.

Bu noktada “zaten eski kanunda TCK 158 vardı” denilerek mesele kapatılamaz. Çünkü tartışma tam olarak budur: Sanığın eylemi TCK 158 kapsamında nitelikli dolandırıcılık mıydı, yoksa bugün ayrıca suç olarak düzenlenmek istenen IBAN kullandırma fiili miydi?

Bu ayrım yapılmadan verilen kararların yeniden ele alınması gerekir.

13. Dosya Sayısı Fazla Diye Yeniden Yargılama İhtiyacı Görmezden Gelinemez

Bu noktada devletin karşılaşacağı en büyük pratik sorun dosya sayısıdır. Gerçekten de bu kapsamda soruşturma, kovuşturma, istinaf, temyiz ve infaz aşamasında çok sayıda dosya bulunmaktadır. Bu dosyaların tamamının yeniden değerlendirilmesi yargı teşkilatı açısından ciddi bir iş yükü doğuracaktır.

Ancak dosya sayısının fazla olması, hukuka aykırı veya tartışmalı mahkumiyetlerin devam etmesi için gerekçe olamaz.

Ceza hukukunda iş yükü, adaletin önüne geçirilemez.

Bir kişinin hürriyeti söz konusuysa, devlet “dosya çok fazla” diyerek yeniden değerlendirme yükümlülüğünden kaçamaz. Eğer yeni düzenleme geçmiş mahkumiyetleri etkileyebilecek nitelikteyse, bunun gereği yapılmalıdır.

Elbette bu süreç iyi yönetilmelidir. Her dosyanın plansız şekilde mahkemelere dönmesi yargı sistemini zorlayabilir. Bu nedenle kanun koyucu geçici hükümlerle açık, hızlı ve uygulanabilir bir mekanizma kurmalıdır.

Örneğin belirli kriterlere göre dosyaların ön incelemeye alınması, yalnızca hesabını kullandıran ve mağdurla doğrudan teması bulunmayan kişiler yönünden infazın durdurulması, belirli parasal sınırın altındaki dosyalar bakımından düşme veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, lehe kanun değerlendirmesinin resen yapılması gibi mekanizmalar düşünülebilir.

Ancak ne yapılırsa yapılsın, geçmiş dosyalar tamamen görmezden gelinmemelidir.

14. İnfazların Durdurulması Neden Gündeme Gelmelidir?

Bu yazının ikinci kısmında daha ayrıntılı ele alınacağı üzere, kanaatimce bilişim yoluyla işlenen dolandırıcılık dosyalarında, özellikle hesabını kullandırma fiili nedeniyle mahkum olan kişiler bakımından infazların durdurulması ciddi şekilde değerlendirilmelidir.

Çünkü yeni düzenleme yürürlüğe girdiğinde bazı hükümlüler yönünden mevcut mahkumiyetin hukuki temeli tartışmalı hale gelecektir. Bir kişi şu an TCK 158 kapsamında infazda olabilir. Ancak yeniden yapılacak değerlendirmede eyleminin yalnızca IBAN kullandırma niteliğinde olduğu anlaşılabilir. Hatta geçmiş tarihte böyle bir suç tipi bulunmadığı için beraat ihtimali ortaya çıkabilir.

Böyle bir durumda kişi cezaevinde kalmaya devam ederken, dosyasının aylarca veya yıllarca yeniden incelenmesini beklemesi adil olmaz.

Bu nedenle infazların geçici olarak durdurulması, en azından belirli kriterlere uyan dosyalar bakımından zorunlu bir güvence olarak düşünülmelidir.

Burada amaç suçla mücadeleyi zayıflatmak değildir. Amaç, gerçek dolandırıcılarla hesabını kullandıran kişileri birbirinden ayırmaktır. Gerçek failler, organizasyon kuranlar, mağdurları bizzat kandıranlar, haksız menfaatin asıl sahibi olanlar elbette cezalandırılmalıdır. Ancak yalnızca hesabını kullandırdığı için asli fail gibi cezalandırılan kişilerin durumu aynı kefeye konulmamalıdır.

15. Sonuç: Yeni Suç Tipi Eski Ezberleri Bozmak Zorundadır

  1. Yargı Paketi kapsamında IBAN kullandırma fiiline ilişkin müstakil bir suç tipi oluşturulması, yalnızca teknik bir kanun değişikliği değildir. Bu düzenleme, yıllardır TCK 158 kapsamında görülen binlerce dosyanın yeniden tartışılmasına yol açacak niteliktedir.

Çünkü yeni suç tipi şu gerçeği ortaya koymaktadır:

Hesabını kullandıran kişi ile dolandırıcılık organizasyonunu kuran, mağduru kandıran, hileli davranışı gerçekleştiren asli fail aynı kişi olmayabilir.

Bu ayrım bugüne kadar yeterince sağlıklı yapılmadığı için bugün ciddi bir ceza adaleti problemiyle karşı karşıyayız.

Yeni düzenleme yapılırken mesele sadece geleceğe dönük olarak ele alınırsa, geçmişte yaşanan mağduriyetler devam edecektir. Bu nedenle kanun koyucu, geçmiş dosyalar bakımından açık ve etkili bir geçiş hükmü oluşturmalıdır. Yeniden yargılama yolu açılmalı, infazlar durdurulmalı, belirli dosyalar bakımından değer azlığı ve düşme mekanizmaları düşünülmeli, en önemlisi hesabını kullandıran kişiler ile gerçek dolandırıcılık failleri birbirinden ayrılmalıdır.

Aksi halde yeni kanun, eski adaletsizliği çözmek yerine yalnızca üzerini örten eksik bir düzenleme olarak kalacaktır.

Bu mesele artık ertelenebilecek bir mesele değildir. Çünkü her geçen gün yalnızca dosya sayısı artmıyor; aileler dağılıyor, insanlar cezaevinde kalıyor, gençlerin geleceği kararıyor ve ceza adaletine duyulan güven zedeleniyor.

Bu nedenle IBAN kullandırma suçu düzenlenirken asıl soru şudur:

Kanun koyucu sadece yeni bir suç tipi mi oluşturacak, yoksa geçmişte yanlış nitelendirilen dosyalar için gerçek bir adalet mekanizması mı kuracak?

Kanaatimce 12. Yargı Paketi’nin başarısı, bu soruya verilecek cevaba bağlıdır.

16. Yeni Suç Tipi Geldiğinde Geçmiş Dosyalar Nasıl Etkilenecek?

Birinci bölümde değindiğimiz üzere, IBAN kullandırma fiilinin müstakil bir suç olarak düzenlenmesi yalnızca geleceğe dönük sonuç doğuracak bir değişiklik değildir. Asıl önemli mesele, geçmişte aynı eylem nedeniyle verilen mahkumiyet kararlarının hukuki durumudur.

Burada üzerinde durulması gereken temel ilke kanunilik ilkesidir.

Anayasa’nın 38. maddesi ve TCK’nın 2. maddesi uyarınca, kanunun açıkça suç olarak tanımlamadığı bir fiilden dolayı kimse cezalandırılamaz. Yine suç ve ceza içeren hükümler kıyas yoluyla genişletilemez ve aleyhe yorumlanamaz.

Bu nedenle bugün kanun koyucu çıkıp “IBAN kullandırma” fiilini ayrıca ve müstakil bir suç olarak düzenliyorsa, mahkemeler geçmiş dosyalarda şu soruyu sormak zorunda kalacaktır:

Sanığın eylemi gerçekten nitelikli dolandırıcılık suçunu mu oluşturuyordu, yoksa bugün ayrıca suç olarak düzenlenen IBAN kullandırma fiilinden mi ibaretti?

İşte bütün tartışma bu noktada başlamaktadır.

Çünkü yeni düzenleme sonrasında birçok dosyada mahkemeler ilk kez eylemin özüne dönmek zorunda kalacaktır.

Yıllardır kullanılan bazı kalıplar, bazı ezberler ve bazı otomatik değerlendirmeler artık yeterli olmayacaktır.

17. Kanunilik İlkesi Neden Bu Kadar Önemli?

Kanunilik ilkesi ceza hukukunun temel taşıdır.

Bir kişi bugün suç sayılan bir fiili işlemiş olabilir. Ancak o fiil işlendiği tarihte suç değilse, sonradan çıkarılan kanun geçmişe yürütülerek kişiye uygulanamaz.

Bu ilke yalnızca teorik bir hukuk kuralı değildir.

Bireyi devlet karşısında koruyan en önemli güvencelerden biridir.

Şimdi şöyle bir ihtimali düşünelim:

Bir kişi 2021 yılında hesabını kullandırmıştır.

Mahkeme bu kişiyi 2024 yılında TCK 158 kapsamında nitelikli dolandırıcılığın faili kabul etmiş ve mahkum etmiştir.

Daha sonra kanun koyucu 2026 yılında “IBAN kullandırma” isimli yeni bir suç oluşturmuştur.

Eğer yeniden yapılacak değerlendirmede kişinin eyleminin aslında yeni oluşturulan suç tipine uyduğu, ancak nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarını taşımadığı anlaşılırsa çok ciddi bir hukuki sorun ortaya çıkar.

Çünkü kişi eylemi gerçekleştirdiği tarihte böyle bir suç tipi mevcut değildir.

Bu durumda mahkeme artık yalnızca “cezayı azaltalım mı?” sorusunu değil, “ortada mahkumiyet kurulabilecek bir suç var mı?” sorusunu da tartışmak zorunda kalacaktır.

Bu nedenle önümüzdeki süreçte beraat tartışmalarının gündeme gelmesi kaçınılmazdır.

18. Yeniden Yargılama Neden Kaçınılmaz Görünmektedir?

Bazı çevreler yeni düzenlemenin yalnızca geleceğe uygulanacağını ve geçmiş dosyaların etkilenmeyeceğini savunabilir.

Ancak mesele bu kadar basit değildir.

Çünkü yeni suç tipi oluşturulması, geçmişte yapılan hukuki nitelendirmelerin doğruluğunu doğrudan tartışmaya açmaktadır.

Bir mahkeme kararının sağlıklı kalabilmesi için kullanılan hukuki nitelendirmenin de doğru olması gerekir.

Eğer yıllarca “nitelikli dolandırıcılık faili” olarak kabul edilen bir davranış, bugün kanun koyucu tarafından ayrı bir suç olarak düzenleniyorsa, geçmiş kararların gözden geçirilmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir.

Aksi halde aynı eylem nedeniyle;

Bir kişi bugün müstakil bir suçtan yargılanacak,

Başka bir kişi ise aynı fiilden dolayı yıllarca nitelikli dolandırıcılık hükümlüsü olarak cezaevinde kalacaktır.

Bu sonuç hukuk güvenliğiyle bağdaşmaz.

Bu nedenle yeniden yargılama ihtiyacının ortaya çıkması kaçınılmaz görünmektedir.

19. Sorun Sadece Mahkumiyetler Değildir

Kamuoyunda tartışma genellikle kesinleşmiş mahkumiyetler üzerinden yürümektedir.

Oysa sorun bundan çok daha büyüktür.

Bugün;

  • İlk derece mahkemesinde devam eden dosyalar,
  • İstinafta bekleyen dosyalar,
  • Yargıtay aşamasındaki dosyalar,
  • Hakkında yakalama kararı bulunan kişiler,
  • Hükmü kesinleşmiş olanlar,
  • Cezaevinde bulunan hükümlüler,

aynı hukuki belirsizlikten etkilenmektedir.

Bu nedenle çözüm yalnızca cezaevindeki kişilere yönelik olmamalıdır.

Geçiş hükümleri tüm yargılama aşamalarını kapsayacak şekilde düzenlenmelidir.

Aksi halde ülke genelinde birbirinden tamamen farklı uygulamalar ortaya çıkacaktır.

20. Yargının Önüne Çok Büyük Bir İş Yükü Çıkacaktır

Burada görmezden gelinmemesi gereken başka bir gerçek vardır.

Bilişim suçları dosyaları son yıllarda olağanüstü artmıştır.

Özellikle banka hesabı kullandırma, para transferi, elektronik ödeme sistemleri ve sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık soruşturmaları artık binlerle değil, on binlerle ifade edilmektedir.

Dolayısıyla yeni düzenleme sonrasında yeniden yargılama mekanizmasının devreye girmesi halinde çok ciddi bir iş yükü ortaya çıkacaktır.

Fakat burada şu husus unutulmamalıdır:

Dosya sayısının fazla olması hukuki sorunları yok etmez.

Aksine çözüm üretme zorunluluğunu artırır.

Kanun koyucunun görevi yalnızca yeni suç tanımlamak değildir.

O suçun ortaya çıkaracağı sonuçları da yönetmektir.

Bu nedenle yeni düzenleme hazırlanırken geçiş sürecine ilişkin özel hükümler öngörülmesi gerekir.

21. İnfazların Durdurulması Neden Tartışılmalıdır?

Kanaatimce en önemli başlıklardan biri budur.

Çünkü yeniden yargılama mekanizması işletildiğinde ortaya çıkacak süreç kısa olmayacaktır.

Bazı dosyaların yeniden değerlendirilmesi aylar sürecektir.

Bazılarının ise yıllar sürmesi mümkündür.

Peki bu süreç devam ederken insanlar cezaevinde kalmaya devam mı edecektir?

İşte asıl problem burada ortaya çıkmaktadır.

Bir kişinin hükmünün dayandığı hukuki nitelendirme tartışmalı hale gelmişse ve yeniden yargılama ihtimali doğmuşsa, infazın aynı şekilde sürdürülmesi ciddi hak kayıplarına neden olabilir.

Düşünün ki bir kişi iki yıl boyunca yeniden yargılama beklerken cezaevinde kalıyor.

Daha sonra mahkeme kişinin aslında yalnızca hesabını kullandırdığına ve nitelikli dolandırıcılık faili olmadığına karar veriyor.

Bu durumda geçen süreyi geri getirmek mümkün değildir.

Bu nedenle yeniden yargılama süreci boyunca infazların durdurulması ciddi şekilde değerlendirilmelidir.

22. Değer Azlığı Düzenlemesi Gündeme Gelmelidir

Kanaatimce kanun koyucunun üzerinde durması gereken bir diğer konu da budur.

Son yıllarda çok düşük miktarlı bilişim suçları dosyaları da ağır ceza sisteminin içine girmiştir.

Bazı dosyalarda birkaç bin liralık zararlar nedeniyle yıllarca süren soruşturmalar yürütülmüş, ağır ceza mahkemeleri meşgul edilmiş ve çok ciddi kamu kaynağı kullanılmıştır.

Oysa ceza politikasının temel amaçlarından biri de kaynakların doğru kullanılmasıdır.

Bu nedenle TCK 145’e benzer bir düzenleme düşünülmelidir.

Belirli bir parasal sınırın altında kalan dosyalarda;

  • Soruşturma açılmaması,
  • Açılmış soruşturmaların düşürülmesi,
  • Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi,
  • Kamu davasının açılmasının ertelenmesi,

gibi mekanizmalar gündeme gelebilir.

Bu sayede yargının önündeki dosya yükü önemli ölçüde azalacaktır.

23. Böyle Bir Düzenleme Yeniden Yargılamaları da Kolaylaştıracaktır

Bu konu çoğu zaman gözden kaçırılıyor.

Yeniden yargılamaların önündeki en büyük engel dosya sayısıdır.

Eğer düşük miktarlı dosyalar sistemden çıkarılırsa mahkemeler enerjisini gerçekten tartışmalı ve ağır sonuçlar doğuran dosyalara ayırabilir.

Bu da hem yargılamaların hızlanmasını sağlar hem de adaletin daha etkin işlemesine katkıda bulunur.

Dolayısıyla değer azlığı düzenlemesi yalnızca ceza politikası açısından değil, yeniden yargılamaların yönetilebilmesi açısından da önemlidir.

24. Aslında En Hızlı Çözüm Geçici Bir Yasal Düzenleme Olabilir

Burada şahsi görüşümü açıkça ifade etmek isterim.

Mevcut tabloya bakıldığında en hızlı ve en etkili çözümün geçici bir yasal düzenleme olduğu kanaatindeyim.

Çünkü yeniden yargılama mekanizmasının işletilmesi teorik olarak doğru olsa da pratikte yıllar sürebilir.

On binlerce dosyanın tek tek yeniden incelenmesi son derece zor olacaktır.

Bu nedenle kanun koyucu geçici bir maddeyle özel bir çözüm modeli geliştirebilir.

Bu model;

  • Belirli şartları taşıyan dosyaların düşmesini,
  • Bazı dosyalarda infazların kaldırılmasını,
  • Bazı dosyalarda mahkumiyet sonuçlarının ortadan kaldırılmasını,

sağlayabilir.

Bu tür yöntemler geçmişte farklı suç tipleri bakımından da uygulanmıştır.

25. Bilişim Suçlarında Genel Bir Af Tartışılmalıdır

Kanaatimce üzerinde cesaretle konuşulması gereken konu budur.

Bugün cezaevlerinde bulunan birçok kişinin dosyası yeniden tartışılmaya adaydır.

Bir kısmı bakımından yardım eden sıfatı gündeme gelecektir.

Bir kısmı bakımından kast tartışılacaktır.

Bir kısmı bakımından ise eylemin yeni düzenleme kapsamına girdiği savunulacaktır.

Böyle bir ortamda yıllarca sürecek yeniden yargılamalar yerine geçici bir af düzenlemesi çok daha hızlı sonuç verebilir.

Elbette burada kastedilen şey gerçek dolandırıcılık organizasyonlarını yöneten kişiler değildir.

Mağdurları sistematik şekilde hedef alan,

Organizasyon kuran,

Milyonlarca lira haksız kazanç sağlayan,

Profesyonel suç yapıları oluşturan kişiler bakımından ayrı değerlendirme yapılmalıdır.

Ancak yalnızca hesabını kullandırdığı ileri sürülen ve hukuki durumu baştan beri tartışmalı olan kişiler yönünden özel bir çözüm düşünülmesi mümkündür.

26. Gerçek Faillerle Hesap Sahipleri Nihayet Ayrılmalıdır

Belki de bütün tartışmanın özü budur.

Yıllardır aynı dosya içerisinde değerlendirilen iki farklı grup bulunmaktadır.

Bir tarafta mağduru bizzat kandıran, organizasyonu yöneten ve haksız kazancı elde eden kişiler vardır.

Diğer tarafta ise çoğu zaman yalnızca hesabını kullandırdığı iddia edilen kişiler bulunmaktadır.

Ceza hukukunun temel ilkeleri bu iki grubun aynı şekilde değerlendirilmesine izin vermez.

Yeni düzenleme yapılacaksa ilk yapılması gereken şey bu ayrımın açık şekilde ortaya konulmasıdır.

Çünkü gerçek fail ile hesabını kullandıran kişi arasındaki çizgi ne kadar net çizilirse, ortaya çıkacak yeni sistem de o kadar sağlıklı olacaktır.

27. Sonuç ve Genel Değerlendirme

  1. Yargı Paketi kapsamında gündeme gelen IBAN kullandırma suçunun yalnızca yeni bir ceza normu olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Bu düzenleme aynı zamanda geçmiş yıllarda verilen binlerce mahkumiyet kararını da doğrudan tartışmaya açacaktır.

Kanaatimce kanun koyucunun önünde dört temel görev bulunmaktadır:

Birincisi, yeni suç tipinin kapsamını açık şekilde belirlemek.

İkincisi, geçmiş dosyalar bakımından yeniden yargılama mekanizmasını oluşturmak.

Üçüncüsü, yeniden yargılamalar sonuçlanıncaya kadar infazların durdurulmasını değerlendirmek.

Dördüncüsü ise yargının önündeki yükü azaltacak değer azlığı ve geçici düzenleme modellerini hayata geçirmek.

Aksi halde yeni bir suç tipi oluşturulacak, ancak geçmişte aynı fiil nedeniyle verilen tartışmalı mahkumiyetler varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Hukuk devletinin görevi yalnızca yeni kurallar koymak değildir.

Aynı zamanda geçmişte ortaya çıkan adaletsizlikleri gidermektir.

IBAN kullandırma suçuna ilişkin yapılacak düzenlemenin gerçek başarısı da işte burada ölçülecektir.

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.