Yazı İçeriği
- Yasadışı Bahis ve Kumar Siteleri, Kumar Borçları ve İntihar Vakaları
- Görmezden Gelinen Bir Hukuki ve Toplumsal Gerçeklik
- Konu ne sadece kumar, ne sadece borç
- Yasadışı bahis ve kumar siteleri: Hukuken neyle karşı karşıyayız?
- Kazanma ihtimali meselesi: Matematik mi, algı mı?
- Borçlanma nasıl bu kadar derinleşiyor?
- Borcunu ödeyememek suç değildir
- Kredi kartıyla altın almak başlı başına suç mu?
- Ceza hukuku neyle ilgilenir: Borçla mı, niyetle mi?
- Peki ne zaman ceza riski gündeme gelir?
- Kumar borcu işin seyrini değiştirir mi?
- Panik değil, hukuki değerlendirme gerekir
- Devlet Bu Tablo Karşısında Nerede Duruyor?
- Mevcut ceza politikası neden yetersiz?
- Erişim engeli mi, para akışının kesilmesi mi?
- Kumar bağımlılığı: Hukuken hâlâ tanınmamış bir gerçeklik
- İntihar iddiaları karşısında hukukun susma lüksü yoktur
- Bu noktada bireye ne düşüyor?
- Devlet Ne Yapabilir? Hukuki Mücadele Yolları ve Somut Tedbirler
- İlgili Diğer Hukuki Makaleler :
Yasadışı Bahis ve Kumar Siteleri, Kumar Borçları ve İntihar Vakaları
Görmezden Gelinen Bir Hukuki ve Toplumsal Gerçeklik
Bazen bir dosya gelmez masanıza.
Bir dilekçe, bir iddianame ya da bir karar değil.
Bir insan gelir. Anlatır.
Bu yazının ortaya çıkmasına sebep olan da böyle bir anlatıdır. Bir müvekkil adayı, klasik bir hukuki sorun beklentisiyle değil; daha çok bir çıkmazı paylaşmak için geldi. Yasadışı bahis sitelerinde başlayan bir süreç… Önce küçük kayıplar, sonra büyüyen borçlar. Ardından kredi kartları, altın alımlar, borç kapatmalar. Ve en sonunda sorulan o cümle:
“Artık çıkış yok gibi hissediyorum.”
Bu cümle, bir ceza dosyasının değil; bir sistemin sonucuydu.
Son günlerde internete yansıyan, kumar borçlarıyla ilişkilendirilen intihar haberleri bu nedenle tesadüf değildir. Her biri yargısal olarak doğrulanmış mıdır, değildir; bu ayrı bir tartışmadır. Ancak tekrar eden bir olgunun varlığı inkar edilemez:
Yasadışı bahis ve kumar siteleri, yalnızca para kaybettirmemekte; insanları psikolojik ve hukuki bir uçuruma sürüklemektedir.
Bu yazı, tam da bu noktada yazılmak zorundaydı.
Konu ne sadece kumar, ne sadece borç
Yanlış yerden başlarsak, yanlış yere varırız.
Bu mesele ne yalnızca “kumar oynayan birey” meselesidir, ne de salt bir “borçlanma sorunu”.
Ortada üçlü bir yapı vardır:
-
Yasadışı bahis ve kumar siteleri
-
Bu sitelerin ürettiği yapısal borçlanma
-
Borçların yol açtığı psikolojik ve hukuki çöküş
Ceza hukukunun, idare hukukunun ve sosyal devlet ilkesinin kesiştiği bir alandan söz ediyoruz. Buna rağmen uzun süre mesele ya görmezden gelinmiş ya da yalnızca “oynayanın kusuru” olarak ele alınmıştır.
Oysa sahadaki gerçeklik farklıdır.
Yasadışı bahis ve kumar siteleri: Hukuken neyle karşı karşıyayız?
Öncelikle kavramları doğru koyalım.
Burada söz edilen yapılar, devlet denetiminde faaliyet gösteren sınırlı şans oyunları değildir. Bahsi geçenler:
-
Yurtdışı merkezli
-
Lisanssız
-
Türk hukuk sistemine tabi olmayan
-
Ancak Türkiye’den yoğun şekilde erişilen
yasadışı bahis ve kumar siteleridir.
Bu sitelerin temel özelliği şudur:
Ne oyun algoritmaları denetlenir, ne oranları, ne de para akışları.
Oyuncu, oyunun kurallarını bildiğini zanneder. Oysa bilmediği şey, kuralların sabit olmadığıdır. Sistem, tamamen site lehine çalışır. Kazanma ihtimali, oyuncunun davranışlarına göre şekillendirilir. Küçük kazançlar verilir; kayıplar derinleştirilir.
Bu noktada artık “şans”tan değil, kontrollü bir süreçten söz etmek gerekir.
Kazanma ihtimali meselesi: Matematik mi, algı mı?
Yasadışı kumar sitelerinde kazanma ihtimali, teorik olarak vardır.
Pratikte ise sürdürülebilir değildir.
Bu sitelerin işleyiş mantığı basittir:
-
Oyuncunun oyunda kalması sağlanır
-
Kaybını telafi etme dürtüsü sürekli canlı tutulur
-
Büyük kayıplar, küçük kazançlarla maskelenir
Uzun vadede kazanan oyuncu yoktur.
Kazanan, sistemi kurandır.
Bu tespit bir ahlaki yorum değil; yapısal bir gerçektir. Ve bu gerçek, borçların neden bu kadar hızlı büyüdüğünü de açıklar.
Borçlanma nasıl bu kadar derinleşiyor?
Müvekkil adaylarının anlattıkları birbirine şaşırtıcı biçimde benzer. İlk kayıplar genellikle “önemsiz” görülür. Ardından şu düşünce yerleşir:
“Bir hamle daha, toparlanır.”
Bu noktada artık kumar değil, psikoloji devrededir. Kişi kaybettiğini geri almak ister. Önce kendi parasını, sonra kredi kartlarını, sonra borçlanmayı kullanır. Kredi kartlarıyla altın alınır, altın bozdurulur, borçlar kapatılmaya çalışılır.
Burada yapılan şey çoğu zaman bir suç değil; çaresiz bir çıkış arayışıdır.
Ancak borçlar büyüdükçe tablo değişir. Hukuki kaygılar başlar. Bankalar, icra dosyaları, ceza korkusu… Ve bazı vakalarda, artık konuşulması zor ama inkâr edilemez bir sonuç gündeme gelir: yaşamdan vazgeçme düşüncesi.
Borcunu ödeyememek suç değildir
En baştan net olmak gerekir.
Bir kişinin borcunu ödeyememesi, ister banka borcu olsun ister kumar borcu, ceza hukuku bakımından suç değildir.
Hukukumuzda borç ilişkileri kural olarak icra ve iflas hukukunun konusudur. Ceza hukuku, her parasal krizin kapısını çalan bir alan değildir. “Borçtan dolayı hapis” anlayışı, çoktan terk edilmiştir.
Bu noktada özellikle vurgulanması gereken şudur:
Kumar borcu da dâhil olmak üzere, borcun varlığı ya da ödenememesi tek başına kimseyi sanık yapmaz.
Kredi kartıyla altın almak başlı başına suç mu?
Hayır.
Kredi kartıyla altın almak, altını bozdurmak ya da bu yolla başka borçları kapatmak tek başına suç teşkil etmez. Bankacılık sistemi bu işlemleri teknik olarak mümkün kılıyorsa, ceza hukuku otomatik olarak devreye girmez.
Ancak burada asıl mesele yapılan işlem değil, o işlemin hangi niyetle yapıldığıdır.
Ceza hukukunun ilgilendiği yer tam da burasıdır.
Ceza hukuku neyle ilgilenir: Borçla mı, niyetle mi?
Ceza hukuku, borcun ödenip ödenmediğine bakmaz.
Borçlanma anındaki kastı inceler.
Kritik soru şudur:
Kişi kredi kartını kullanırken, borcunu geri ödeyebileceğine dair makul bir inanca sahip miydi, yoksa baştan itibaren “nasıl olsa ödemeyeceğim” düşüncesiyle mi hareket etti?
Bu ayrım hayati önemdedir.
Eğer kişi:
-
Gelirinin devam edeceğini düşünüyorsa,
-
Borçlarını çevirebileceğine inanıyorsa,
-
Daha önce düzenli ödeme geçmişi varsa,
sonradan yaşanan mali çöküş ceza hukuku bakımından suç sayılmaz. Bu, kötü bir finansal tercihtir belki; ama suç değildir.
Peki ne zaman ceza riski gündeme gelir?
Toplumda en çok gözden kaçırılan nokta burasıdır.
Her borç ceza davası olmaz; ancak her borç ilişkisi de mutlak dokunulmaz değildir.
Uygulamada ceza soruşturmalarının gündeme geldiği durumlar genellikle şunlardır:
-
Kısa süre içinde birden fazla bankanın tüm kredi kartı limitlerinin kullanılması
-
Hiçbir gelir kaynağı yokken yoğun borçlanmaya gidilmesi
-
Altının alınır alınmaz bozdurulması
-
Ardından bankalara tek bir ödeme dahi yapılmaması
Bu tür durumlarda bankalar, borcun ödenmemesinden değil; başlangıçtan itibaren hileli bir plan olduğu iddiasından yola çıkar.
Ancak şu hususun da altını çizmek gerekir:
Bu göstergelerin varlığı dahi, her somut olayda otomatik olarak dolandırıcılık suçu oluştuğu anlamına gelmez. Yargı pratiğinde birçok dosya, borç ilişkisi kapsamında değerlendirilmekte ve ceza soruşturması sonuçsuz kalmaktadır.
Kumar borcu işin seyrini değiştirir mi?
Kumar borcu hukuken geçersizdir.
Bu doğru.
Ancak kumar borcunun varlığı, yapılan tüm finansal işlemleri otomatik olarak masum kılmaz. Eğer kumar borcu, kredi kartlarının bilinçli ve baştan itibaren geri ödenmemek üzere kullanılmasının bahanesi hâline gelmişse, ceza hukuku açısından ayrı bir değerlendirme yapılır.
Yani mesele kumar değil; kumarın arkasına saklanarak yapılan işlemlerin niteliğidir.
Panik değil, hukuki değerlendirme gerekir
Bu yazıyı okuyan birçok kişi belki de şu an benzer bir sıkışmışlığın içindedir.
Şunu açıkça söylemek gerekir: Her borç krizi bir ceza dosyası değildir. Ama her dosya da “nasıl olsa suç değil” rahatlığıyla geçiştirilecek kadar basit değildir.
Ceza hukuku, siyah-beyaz çalışmaz.
Niyet, zamanlama, ödeme davranışı ve somut koşullar birlikte değerlendirilir.
Bu nedenle kulaktan dolma bilgilerle değil, korkuyla değil; hukuki gerçeklikle hareket etmek gerekir.
Yanlış bilgi korku üretir.
Doğru bilgi ise çözümün ilk adımıdır. Böylesi bir durumda yakınınızda yer alan bir hukuk bürosuna giderek hukuki yardım alabilirsiniz.
Devlet Bu Tablo Karşısında Nerede Duruyor?
Bu noktada artık bireyi konuşarak ilerleyemeyiz.
Mesele bireyin çok ötesine taşmıştır.
Yasadışı bahis ve kumar siteleri, yalnızca bireysel tercihler üzerinden açıklanabilecek bir alan değildir. Burada kamusal bir risk vardır. Ve kamusal risk, kamusal sorumluluğu doğurur.
Devletin bu tablo karşısındaki rolü, sadece “yasak koymak” olamaz. Zira yasak vardır; ama sonuç ortadadır. O hâlde sorulması gereken soru şudur:
Hukuken mümkün olan ama etkin biçimde kullanılmayan hangi araçlar vardır?
Mevcut ceza politikası neden yetersiz?
Bugünkü tabloda ceza hukuku, ağırlıklı olarak sonuçla ilgilenmektedir. Yani borçlanan, oynayan, parayı yatıran bireyle.
Oysa sistem şudur:
-
Siteler yurtdışında
-
Sunucular yurtdışında
-
Organizasyon ağları dağınık
-
Paranın izi karmaşık
Buna karşılık:
-
Oyuncu ülkede
-
Banka hesabı ülkede
-
Kredi kartı ülkede
Fiiliyatta ceza hukukunun muhatabı çoğu zaman en zayıf halka olmaktadır. Sistemi kuranlara ulaşmak zor; ama sisteme düşen bireye ulaşmak kolaydır.
Bu, adalet duygusunu zedeleyen bir dengesizliktir.
Erişim engeli mi, para akışının kesilmesi mi?
Yasadışı bahisle mücadelede en çok konuşulan tedbir erişim engelidir. Oysa sahadaki gerçek şudur:
Bir sitenin kapanması saatler sürer, bir yenisinin açılması dakikalar.
Asıl etkili olan, para akışının kesilmesidir.
Hukuken mümkündür:
-
Şüpheli ödeme sistemlerinin anlık tespiti
-
Bu sistemler üzerinden yapılan transferlerin bloke edilmesi
-
Bankalar ve ödeme kuruluşları için daha sıkı denetim
Ancak uygulamada bu mekanizmalar ya geç devreye girer ya da parçalı çalışır. Oysa bu siteler para akamazsa yaşayamaz. Kumar sistemi, parayla değil; süreklilikle ayakta kalır.
Kumar bağımlılığı: Hukuken hâlâ tanınmamış bir gerçeklik
Ceza hukukunda iradeyi etkileyen durumlar yabancı değildir. Alkol, uyuşturucu, akıl hastalığı… Bunların her biri hukuki sonuç doğurur.
Kumar bağımlılığı ise hâlâ gri alandadır.
Oysa müvekkil anlatılarında tekrar eden tablo nettir:
-
Kontrol kaybı
-
Tekrarlayan zarar
-
Borçlanma davranışında süreklilik
-
Mantıkla değil, dürtüyle hareket etme
Bu özellikler, klasik “bilinçli tercih” kalıbına sığmaz.
Devletin, kumar bağımlılığını yalnızca ahlaki bir sorun değil; hukuki sonuçları olan bir durum olarak ele alması gerekir. Aksi hâlde ceza hukuku, sebebi değil sonucu cezalandırmaya devam eder.
İntihar iddiaları karşısında hukukun susma lüksü yoktur
Son dönemde kamuoyuna yansıyan, kumar borçlarıyla ilişkilendirilen intihar vakaları iddiaları, hukukun sınırlarını zorlayan bir soruyu gündeme getirmektedir:
Öngörülebilir biçimde ağır zarar üreten bir sistem, sonuçlarından tamamen bağımsız mıdır?
Bu soru bugün net bir suç tipine oturmuyor olabilir. Ancak ceza hukukunun gelişimi, çoğu zaman toplumsal gerçekliğin gerisinden gelerek şekillenmiştir.
Burada da benzer bir eşikteyiz.
Sürekli, sistematik ve öngörülebilir zarar üreten yapılar açısından:
-
Olası kast
-
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç
-
İhmal suretiyle sorumluluk
gibi kavramların önümüzdeki yıllarda daha fazla tartışılması şaşırtıcı olmayacaktır.
Bu noktada bireye ne düşüyor?
Bu yazıyı okuyan birçok kişi, belki de şu an borçlarla mücadele ediyor. Şunu açıkça söylemek gerekir:
Borç içinde olmak suç değildir.
Kumar borcu içinde olmak da otomatik olarak suçlu yapmaz.
Ancak hukuki riskler, niyet ve davranış biçimi üzerinden şekillenir. Bu nedenle panikle değil, bilgiyle hareket edilmelidir.
En tehlikeli şey, yalnız kalmaktır.
Çünkü bu sistemler, insanı önce yalnızlaştırır; sonra çaresiz bırakır.
Devlet Ne Yapabilir? Hukuki Mücadele Yolları ve Somut Tedbirler
Sorunun varlığı artık tartışmalı değil.
Asıl mesele şu: Devlet bu tabloyla nasıl mücadele edebilir?
Ceza Hukuku Boyutu: Caydırıcılık Yeniden İnşa Edilmeli
Mevcut mevzuat aslında yetersiz değil; uygulama eksik.
-
Yasadışı bahis oynatanlara verilen cezalar artırılmalı
-
Bankacılık sistemi üzerinden yapılan örtülü transferler daha sıkı denetlenmeli
-
MASAK raporları yalnızca “şüpheli işlem” olarak kalmamalı, doğrudan soruşturmaya dönüşmeli
Özellikle intihar vakasıyla bağlantılı dosyalarda, savcılıkların şu soruyu sorması gerekir:
“Bu kişi, kimlerin eylemi sonucunda bu noktaya sürüklendi?”
Erişim Engeli Yeterli Değil, Finansal Kesme Şart
Siteyi kapatmak yetmez.
Yeni site açılıyor.
Asıl çözüm:
-
Kripto para transferlerinin daha sıkı izlenmesi
-
Ödeme aracılarının ağır yaptırımlarla karşı karşıya bırakılması
-
GSM hatları üzerinden yapılan bahis reklamlarının cezalandırılması
Mağdurun Korunması: Borçlu Kişi Suçlu Değildir
En kritik meselelerden biri de bu.
Yasadışı bahis oynayan kişi çoğu zaman fail değil, mağdurdur.
Devletin:
-
Psikolojik destek mekanizmalarını güçlendirmesi
-
İntihara sürüklenen borçlular için ücretsiz hukuki danışmanlık sunması
-
Tehdit ve şantaj vakalarında hızlı koruma tedbirleri alması
gerekmektedir.
Toplumsal Sessizlik En Büyük Suç Ortaklığıdır
Bu yazıyı yazmamın sebebi bir istatistik değil.
Bir dosya da değil.
Bir insanın, “Artık çıkış yok” diyerek kurduğu cümleydi.
Ve şunu çok net söylemek gerekir:
Yasadışı bahis ve kumar, yalnızca bireyleri değil, toplumu çökerten bir suç düzenidir.
Bu düzenle mücadele edilmediği sürece:
-
Daha fazla borç
-
Daha fazla tehdit
-
Ve maalesef daha fazla intihar vakası
konuşulacaktır.
Son Söz Yerine
Bu yazı bir uyarıdır.
Bir hukuki tespittir.
Ve aynı zamanda bir çağrıdır.
Yasadışı bahis ve kumar meselesi,
“oynayan oynar” denilerek geçiştirilemeyecek kadar ağır sonuçlar doğurmaktadır.
Hukuk, yalnızca suçtan sonra değil;
insan hayatı kopma noktasına gelmeden önce devreye girmelidir.
Bu çizgi aşıldığında, artık geri dönüş olmuyor.