Hürriyet Mahallesi, Kız Kalesi Sokak No:3 İç Kapı: 2, 34403 Kâğıthane/İstanbul
trenfrdearruroja

TCK 297/1’deki Yarı Oranında Artırım Gerçekten TCK 188 Cezasına Uygulanmalı mı? Fikri İçtima ve Ölçülülük Sorunu

02.10.2026
TCK 297/1’deki Yarı Oranında Artırım Gerçekten TCK 188 Cezasına Uygulanmalı mı? Fikri İçtima ve Ölçülülük Sorunu

Ceza hukukunda bazı hükümler vardır; metni okuduğunuzda mesele basit görünür, ancak hüküm başka maddelerle birlikte uygulanmaya başlandığında ortaya çıkan sonuç kanunun kendi sistemiyle yeniden tartışmayı gerektirir. Türk Ceza Kanunu’nun 297. maddesinin birinci fıkrasında yer alan özel fikri içtima düzenlemesinin de bu hükümlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Özellikle ceza infaz kurumuna uyuşturucu madde sokulması halinde mesele çok daha görünür hale geliyor. Çünkü aynı eylem bir taraftan TCK 297 kapsamında infaz kurumuna yasak eşya sokma suçunu, diğer taraftan olayın özelliklerine göre TCK 188 kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçunu oluşturabiliyor.

Yargıtayın mevcut yaklaşımı, bu durumda daha ağır cezayı gerektiren TCK 188’in uygulanması ve bu suçtan belirlenen cezanın TCK 297/1 uyarınca ayrıca yarı oranında artırılması yönünde.

Kanun metni ilk bakışta bu yoruma imkan veriyor. Fakat mesele yalnızca cümlenin gramer yapısından ibaret değil. Ortaya çıkan ceza miktarına, TCK 44’ün temel mantığına ve TCK 297’nin kendi yaptırım sınırlarına birlikte bakıldığında üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir sorunla karşılaşıyoruz.

TCK 297 Ne Diyor?

TCK 297/1 hükmü şöyledir:

“İnfaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı sokan veya bulunduran kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun konusunu oluşturan eşyanın, temin edilmesi veya bulundurulması ayrı bir suç oluşturduğu takdirde; fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza yarı oranında artırılır.”

Burada birbirinden ayrılması gereken iki cümle var.

İlk cümlede bağımsız bir suç tanımlanıyor ve bunun yaptırımı iki yıldan beş yıla kadar hapis olarak belirleniyor.

İkinci cümlede ise suçun konusunu oluşturan eşyanın temin edilmesi veya bulundurulmasının ayrıca suç oluşturması halinde “fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek cezanın” yarı oranında artırılması öngörülüyor. Güncel kanun metni de bu yapıyı koruyor.

Tam da tartışma burada başlıyor.

TCK 44’ün Kuralı Ne?

TCK 44’e göre kişi, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verirse bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.

Bu sistem tesadüfen kurulmuş değildir.

Fikri içtimanın temelinde, ortada tek bir fiil bulunmasına rağmen aynı fiilin birden fazla suç tipini ihlal etmesi halinde failin her suçtan ayrı ayrı cezalandırılmaması düşüncesi bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da fikri içtima sistemini açıklarken 5237 sayılı Kanun’un “erime sistemi”ni benimsediğini, tek fiilden kaynaklanan farklı suçlardan en ağırının cezasıyla yetinilmesinin esas olduğunu açıkça kabul etmektedir.

O halde doğal olarak şu soru ortaya çıkıyor:

Bir fiil hem TCK 188’i hem TCK 297’yi oluşturuyorsa ve TCK 44 gereğince daha ağır olan TCK 188 uygulanıyorsa, TCK 297 hangi noktada yeniden devreye girmektedir?

Yargıtayın cevabı açıktır: TCK 297, ikinci kez bağımsız bir suç olarak uygulanmamakta; fakat TCK 188 üzerinden belirlenen cezayı yarı oranında artırmaktadır.

Benim tartışmak istediğim nokta tam olarak budur.

Yargıtayın Mevcut Görüşü

Yargıtay bu konuda uzun süredir aynı yönde karar vermektedir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 20.03.2017 tarihli, 2015/12161 E., 2017/637 K. sayılı kararında cezaevinde bulunan arkadaşını ziyaret etmek isteyen sanığın üzerinde uyuşturucu madde ele geçirilmiş, eylemin hem TCK 188/3 hem de TCK 297/1 kapsamında olduğu kabul edilmiştir.

Daire, daha ağır cezayı gerektiren TCK 188/3 uyarınca temel cezanın belirlenmesini ve bu cezanın TCK 297/1’in ikinci cümlesi gereğince yarı oranında artırılmasını istemiştir.

Konu daha sonra Ceza Genel Kurulunun önüne de gelmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.10.2023 tarihli, 2022/615 E., 2023/496 K. sayılı kararında, cezaevindeki eşine uyuşturucu götürdüğü kabul edilen sanığın eyleminin hem TCK 297 hem de TCK 188/3 kapsamında bulunduğu belirtilmiştir.

Ceza Genel Kurulu, TCK 44 gereğince daha ağır cezayı öngören TCK 188/3’ün esas alınması ve bu madde uyarınca belirlenecek temel cezanın TCK 297/1’in son cümlesi gereğince yarı oranında artırılması gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

Dolayısıyla bugün itibarıyla Yargıtayın yaklaşımının ne olduğu konusunda ciddi bir tereddüt bulunmamaktadır.

Tartışılması gereken şey başka:

Bu yorum, ceza hukukunun kendi sistemi içinde gerçekten sorunsuz mudur?

Beş Yıl Üst Sınırı Bulunan Bir Suç Nasıl Dokuz Yılın Üzerinde İlave Ceza Doğurabiliyor?

Sorunu teorik cümlelerden çıkarıp rakamlara döktüğümüzde durum çok daha dikkat çekici hale geliyor.

TCK 297/1 kapsamındaki suç için kanun koyucunun belirlediği bağımsız hapis cezasının üst sınırı beş yıldır.

Şimdi TCK 188 kapsamında temel cezanın 15 yıl olarak belirlendiğini düşünelim.

Somut olayda TCK 43 uygulanıyor ve ceza dörtte bir oranında artırılıyorsa 15 yıllık ceza 18 yıl 9 aya ulaşacaktır.

Yargıtayın TCK 297/1 yorumuna göre bu miktarın daha sonra yarı oranında artırılması halinde yalnızca TCK 297 kaynaklı artırım 9 yıl 4 ay 15 gün olacaktır.

Toplam ceza ise yaklaşık 28 yıl 1 ay 15 güne ulaşacaktır.

Ortaya çıkan tabloyu bir kez daha düşünmek gerekir.

Kanun koyucu TCK 297 suçunun tamamı için iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası belirliyor.

Aynı suç, TCK 188 ile fikri içtima ilişkisine girdiğinde ise TCK 297 kaynaklı artırım tek başına dokuz yılı aşabiliyor.

Burada artık yalnızca matematiksel bir ilginçlikten söz etmiyoruz.

Ceza normunun temsil ettiği ilave haksızlık ile bu haksızlığa bağlanan ek yaptırım arasındaki dengeyi tartışıyoruz.

Gerçek İçtima Uygulansa Daha Az Ceza Çıkması Normal mi?

Sorunun daha çarpıcı tarafı da buradadır.

Örneğimizde TCK 188 nedeniyle 18 yıl 9 aylık bir sonuç bulunduğunu düşünelim.

TCK 297’den ayrıca ve hatta üst sınırdan beş yıl ceza verilmiş olsaydı matematiksel toplam 23 yıl 9 ay olacaktı.

Oysa TCK 297/1’in özel fikri içtima düzenlemesinin Yargıtay tarafından uygulanan şekliyle toplam ceza 28 yılın üzerine çıkabilmektedir.

Başka bir ifadeyle, fikri içtima adı altında kullanılan yöntem, bazı olaylarda iki suçtan ayrı ayrı ve en ağır şekilde ceza verilmesinden dahi daha ağır bir sonuca ulaşabilmektedir.

Bence üzerinde asıl durulması gereken hususlardan biri budur.

Fikri içtimanın tarihsel ve sistematik işlevi tek fiil nedeniyle birden fazla cezalandırmanın önüne geçmektir. Buna rağmen özel fikri içtima hükmünün uygulanması, gerçek içtimadan daha ağır bir cezaya ulaşabiliyorsa artık düzenlemenin fikri içtima içindeki fonksiyonunun yeniden sorgulanması gerekir.

TCK 297, TCK 44’ü Ortadan Kaldırmıyor

Burada önemli bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek gerekir.

TCK 297/1, TCK 44’ü yürürlükten kaldıran veya “bu suçta fikri içtima uygulanmaz” diyen bir düzenleme değildir.

Aksine maddenin kendisi açıkça “fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza” ifadesini kullanmaktadır.

Dolayısıyla TCK 297’nin ikinci cümlesinin uygulanabilmesi için dahi önce fikri içtima yapılması gerekir.

Önce suçlar karşılaştırılacak, daha ağır cezayı gerektiren suç belirlenecek ve daha sonra artırım gündeme gelecektir.

Bu nedenle TCK 297 ile TCK 44 arasında klasik anlamda bir norm çatışmasından söz etmek yerine, TCK 44’ün sonucuna TCK 297 tarafından özel bir yaptırım bağlandığını söylemek daha doğru olur.

Fakat bu tespit tartışmayı bitirmiyor.

Aksine asıl tartışmayı başlatıyor.

Çünkü TCK 44 daha hafif suçun ağır suç içerisinde erimesini öngörürken, TCK 297 eriyen suçun yeniden ortaya çıkmasını ve ağır suçun cezasını yüzde elli oranında büyütmesini sağlıyor.

O zaman şu soruyu sormak gerekiyor:

Bir suç fikri içtima sonucunda diğer suç içerisinde eriyorsa, eriyen suçun cezasından bağımsız biçimde ağır suç üzerinde sınırsız şekilde büyüyen nispi bir etki yaratması fikri içtimanın mantığıyla ne kadar bağdaşmaktadır?

Maddenin Başka Türlü Okunması Mümkün mü?

Bana göre tartışılması gereken alternatif yorum şudur:

TCK 297/1’in ikinci cümlesi, öncelikle kendi suç tipi içerisinde özel bir ağırlaştırma mekanizması olarak okunabilir mi?

Örneğin cezaevine sokulan silahın veya bıçağın ayrıca bulundurulmasının başka bir suç oluşturduğunu düşünelim.

TCK 44 karşılaştırması yapıldığında TCK 297 daha ağır suç olarak kalıyorsa, TCK 297’den belirlenen cezanın yarı oranında artırılması son derece anlaşılabilir bir sonuçtur.

Beş yıl olarak belirlenen bir TCK 297 cezası bu durumda yedi yıl altı aya çıkacaktır.

Burada artırım, düzenlemenin kendi yaptırım alanı içerisinde kalmaktadır.

Ancak diğer suç TCK 188 gibi çok daha ağır bir suç olduğunda aynı oran bambaşka bir fonksiyon kazanmaktadır. Artık TCK 297’nin kendi cezasını ağırlaştırmamakta, başka bir suçun çok daha yüksek cezasını katlamaktadır.

Bu yorumun karşısındaki en güçlü argümanı da görmezden gelemeyiz.

Kanun koyucu “bu maddeye göre verilecek ceza yarı oranında artırılır” dememiştir. “Fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza” demiştir.

Yargıtayın yorumunun lafzi gücü buradan gelmektedir.

Dolayısıyla “Yargıtay açıkça kanuna aykırı yorum yapmaktadır” şeklinde kestirme bir sonuca katılmıyorum.

Ancak kanunun lafzi olarak böyle okunabilmesi, ortaya çıkan her sonucun ceza hukukunun temel ilkeleri bakımından tartışmasız olduğu anlamına da gelmez.

Kanunilik Yalnızca Kanunda Bir Cümle Bulunması Değildir

Ceza hukukunda kanunilik ilkesi yalnızca cezalandırmanın bir kanun maddesine dayandırılması anlamına gelmez.

Ceza normunun açık, öngörülebilir ve sınırları belirlenebilir olması gerekir. Ceza hukukunda genişletici yorumun ve özellikle sanık aleyhine kıyasın sınırlandırılmasının nedeni de budur.

Anayasa Mahkemesi 10.07.2025 tarihli, E.2025/111, K.2025/154 sayılı kararında doğrudan TCK 297/1’in bu cümlesini incelememiştir. İncelenen konu maddenin ikinci fıkrasındaki başka bir düzenlemedir. Ancak Mahkemenin ceza normlarının yorumuna ilişkin ortaya koyduğu genel ölçüt önemlidir.

AYM, hangi fiile hangi yaptırımın bağlandığının kişilerin öngörebileceği açıklıkta bulunması gerektiğini; yargısal yorumla giderilebilecek belirsizlikler bulunabilse de yorum sonucunun objektif, tutarlı ve makul şekilde kabul edilebilir olması gerektiğini vurgulamaktadır.

Bu ölçüt TCK 297/1 bakımından da düşünülmelidir.

TCK 297’nin kendi üst sınırı beş yılken, aynı hükmün başka bir suç üzerinden on yılı aşabilecek ilave hapis cezalarına yol açabilmesi, cezalandırmanın sınırlarının öngörülebilirliği bakımından en azından tartışılmaya değerdir.

Ölçülülük Sorunu Göz Ardı Edilemez

Kanun koyucunun ceza siyaseti konusunda geniş bir takdir alanı bulunduğu açıktır.

Ceza infaz kurumlarının düzeninin ve güvenliğinin korunmasının önemli bir kamu yararı bulunduğu konusunda da tereddüt yoktur. Uyuşturucunun cezaevine sokulmasının sıradan bir uyuşturucu bulundurma veya nakletme eyleminden farklı bir haksızlık içerdiği de kabul edilmelidir.

Benim itirazım buna değildir.

Sorun, bu ilave haksızlığın ceza karşılığının ne kadar olabileceğidir.

Kanun koyucu TCK 297 suçunu bağımsız olarak düzenlerken bu haksızlık için iki yıldan beş yıla kadar bir ceza öngörmüşse, aynı haksızlığın TCK 188’e bağlandığı anda dokuz, on veya daha fazla yıllık ek bir yaptırıma dönüşmesinin ayrıca açıklanması gerekir.

Üstelik artırım nispi olduğu için TCK 297 kapsamında gerçekleştirilen eylemin haksızlık ağırlığı değişmediği halde başka suç nedeniyle cezanın yükselmesi, TCK 297’nin doğurduğu ilave cezayı da otomatik olarak yükseltmektedir.

Cezaevine sokulmaya çalışılan uyuşturucu bakımından TCK 297’nin temsil ettiği hukuki ihlal aynıdır.

Fakat TCK 188 cezası 10 yıl olduğunda başka, 15 yıl olduğunda başka, zincirleme suç nedeniyle 18 yıl 9 aya çıktığında ise çok daha başka bir TCK 297 artırımından söz ediyoruz.

Bu nedenle artırım, bir noktadan sonra TCK 297’nin haksızlık içeriğiyle değil, tamamen başka suç üzerinden belirlenen cezanın büyüklüğüyle şekillenmektedir.

Bence orantılılık tartışmasının en hassas noktası budur.

Zincirleme Suç Uygulaması Sorunu Daha da Büyütüyor

TCK 43 uygulanan bir dosyada sorun daha görünür hale gelmektedir.

Temel cezanın 15 yıl olduğunu ve zincirleme suç nedeniyle dörtte bir artırıldığını düşünelim. Ceza 18 yıl 9 aya ulaşmaktadır.

Bu miktarın TCK 297/1 nedeniyle yarı oranında artırılması halinde 9 yıl 4 ay 15 günlük ek ceza ortaya çıkmaktadır.

Burada artık şu soruya cevap verilmelidir:

TCK 297 suçunun kanuni üst sınırı beş yıl iken, TCK 297 nedeniyle yapılan bir artırımın tek başına dokuz yıl dört ay on beş gün olması gerçekten suç ve ceza arasındaki dengeyle bağdaşmakta mıdır?

Bu soruyu sormak, cezaevine uyuşturucu sokma fiilinin cezasız kalmasını savunmak değildir.

Tam tersine mesele, cezalandırmanın ölçüsünü tartışmaktır.

Ceza hukukunda ağır suç ağır cezalandırılabilir. Ancak ağır cezalandırma düşüncesi, hangi suçun hangi haksızlığa karşılık geldiğini belirsiz hale getirmemelidir.

Yargıtayın Yorumu Lafzen Güçlü, Sonucu İse Tartışmalıdır

Burada vardığım sonucu açık söylemek gerekir.

Yargıtayın TCK 297/1 metninden hareketle TCK 188 cezasına yarı oranında artırım uygulaması lafzi dayanaktan tamamen yoksun değildir.

Hatta “fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza” ifadesi, Yargıtayın elindeki en güçlü gerekçedir.

Bu nedenle tartışmayı, “Yargıtay kanunu yanlış okuyor” seviyesinde kurmayı doğru bulmuyorum.

Asıl mesele şudur:

Kanunun bu şekilde yorumlanması, TCK 44’ün erime sistemi, TCK 297’nin kendi ceza sınırı, ceza normlarının dar yorumlanması ve suç-ceza arasındaki orantılılık ilkesi bakımından kabul edilebilir bir sonuç doğuruyor mu?

Bana göre mevcut sonuç ciddi biçimde tartışmalıdır.

Özellikle TCK 297’nin kendi üst sınırının katlarını aşan ek cezaların ortaya çıkabildiği olaylarda, yalnızca “kanun yarı oranında artırılır demiştir” gerekçesiyle yetinilmemelidir.

Mahkemelerin, ortaya çıkan yaptırımın niteliğini ve miktarını ceza hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde ayrıca değerlendirmesi gerekir.

Kanun Koyucunun Düzenlemeyi Yeniden Ele Alması Gerekebilir

Sorunun kalıcı çözümü yalnızca içtihat yoluyla sağlanamayabilir.

Eğer kanun koyucunun amacı, cezaevine sokulan eşyanın ayrıca suç oluşturduğu her durumda hangi suç ağır olursa olsun bu cezanın yüzde elli artırılması ise bunun sonuçları özellikle ağır ceza gerektiren suçlar bakımından yeniden değerlendirilmelidir.

Nispi artırım yerine TCK 297’nin koruduğu hukuki değere uygun belirli bir ek ceza aralığı öngörülmesi, üst sınır getirilmesi veya artırımın yalnızca TCK 297’nin daha ağır suç olarak kaldığı durumlarla sınırlandırılması gibi modeller tartışılabilir.

Böylece cezaevi güvenliğinin korunması amacı devam ederken başka suçların çok yüksek ceza miktarlarının TCK 297 üzerinden tekrar katlanmasının önüne geçilebilir.

Çünkü mevcut sistemde aynı düzenleme bir olayda iki yıllık, başka bir olayda beş yıllık, başka bir olayda ise on yılı aşan bir ilave ceza sonucu doğurabilmektedir.

Bunun ölçüsü TCK 297 kapsamında gerçekleştirilen fiilin ağırlığı değil, başka suçtan belirlenen cezanın büyüklüğüdür.

Benim esas itirazım da tam olarak buradadır.

Sonuç: Fikri İçtima Cezayı Eritirken TCK 297 Neden Yeniden Büyütüyor?

TCK 44’ün çıkış noktası bellidir: Tek fiille birden fazla farklı suç meydana geldiğinde daha ağır suçun cezası uygulanır ve diğer suç ağır suç içerisinde erir.

TCK 297/1 ise bu sistemi tamamen ortadan kaldırmamakta, fakat erime sonucunda bulunan cezayı yarı oranında artırmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu bugün bu hükmü TCK 188 bakımından da uygulamakta ve daha ağır olan uyuşturucu ticareti suçundan belirlenen temel cezanın TCK 297/1 nedeniyle yarı oranında artırılması gerektiğini kabul etmektedir. Bu yaklaşım mevcut içtihat bakımından dikkate alınması gereken yerleşik görüştür.

Ancak içtihadın yerleşmiş olması hukuki tartışmanın sona erdiği anlamına gelmez.

Bağımsız cezasının üst sınırı beş yıl olan bir suçun, başka bir suç üzerinden dokuz, on veya daha fazla yıllık ilave hapis cezası doğurabilmesi; fikri içtimanın amacından cezanın ölçülülüğüne, dar yorum ilkesinden suç-ceza dengesine kadar birçok açıdan yeniden değerlendirilmelidir.

Kanaatimce mesele “cezaevine uyuşturucu sokmanın ağır cezalandırılması gerekip gerekmediği” değildir.

Elbette ağır bir fiildir ve ceza yaptırımına bağlanmıştır.

Asıl mesele şudur:

Bir suçun temsil ettiği ilave haksızlık için kanunun doğrudan öngördüğü azami ceza beş yıl iken, aynı haksızlığın dolaylı bir artırım mekanizması üzerinden bunun iki veya üç katı ek hapis cezası doğurması ceza hukukunun ölçülülük anlayışıyla bağdaşmakta mıdır?

Bence Türk ceza hukuku bakımından asıl tartışılması gereken soru budur.

Ve bu soru, yalnızca TCK 297 uygulamasının değil, ceza hukukunda özel fikri içtima hükümlerinin sınırlarının da yeniden düşünülmesini gerektiriyor.

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.