Hürriyet Mahallesi, Kız Kalesi Sokak No:3 İç Kapı: 2, 34403 Kâğıthane/İstanbul
trenfrdearruroja

Uyuşturucu İthal Suçunda Teşebbüs: Uyuşturucunun Gümrükte Yakalanması Halinde TCK 35 Uygulanmalı mı?

02.10.2026
Uyuşturucu İthal Suçunda Teşebbüs: Uyuşturucunun Gümrükte Yakalanması Halinde TCK 35 Uygulanmalı mı?

Uyuşturucu madde ithali suçunda uygulamada çok ağır sonuç doğuran ancak bana göre yeniden tartışılması gereken önemli bir mesele var. Yurt dışından getirilen uyuşturucu maddenin Türkiye’nin siyasi sınırları içerisine girmiş olması, tek başına TCK 188/1 kapsamında uyuşturucu ithal suçunun tamamlandığını kabul etmek için yeterli midir?

Soruyu daha somut hale getirelim.

Yurt dışından Türkiye’ye uçakla gelen bir kişi, havalimanında pasaport işlemlerini tamamlıyor, bagaj bandından valizini alıyor ve çıkışa doğru ilerliyor. Ancak henüz gümrük kontrol alanından çıkmadan, kırmızı veya yeşil hat üzerinde yapılan kontrolde valizinde uyuşturucu madde bulunuyor.

Burada uyuşturucu madde ithali tamamlanmış mıdır?

Yoksa kişi uyuşturucu maddeyi Türkiye’ye sokmaya doğrudan doğruya başlamış, ancak gümrük veya polis görevlilerinin müdahalesi nedeniyle bu fiili tamamlayamamış ve suç TCK 35 anlamında teşebbüs aşamasında mı kalmıştır?

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin uzun süredir devam eden çoğunluk uygulaması, uyuşturucu maddenin Türkiye’nin siyasi sınırından içeri girmesiyle ithal suçunun tamamlandığı yönündedir. Buna göre uyuşturucu ithali neticesi harekete bitişik bir suç olarak kabul edilmekte ve uyuşturucunun ülke sınırları içerisine girmesinden sonra yapılan yakalamalarda kural olarak teşebbüs hükümleri uygulanmamaktadır.

Ancak son yıllarda Yargıtay 10. Ceza Dairesinde verilen karşı oylar bu kabulü oldukça ciddi gerekçelerle sorgulamaya başlamıştır.

Ben de mevcut çoğunluk görüşünün, özellikle resmi gümrük kapılarında ve havalimanlarında gerçekleşen yakalamalar bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü burada cevaplanması gereken asıl soru uyuşturucunun fiziken nerede bulunduğu değildir.

Asıl soru şudur:

TCK 188/1’de kullanılan “ithal etmek” fiili hangi anda tamamlanmaktadır?

Bu soruya cevap vermeden uyuşturucu ithal suçunun teşebbüse elverişli olup olmadığını tartışmanın eksik kalacağını düşünüyorum.

TCK 188 bakımından “ithal etmek” ne anlama gelir?

TCK 188/1 uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı biçimde imal, ithal veya ihraç eden kişi ağır bir hapis cezası ve adli para cezasıyla karşı karşıya kalmaktadır. Güncel düzenlemede ithal fiili yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir.

Kanun maddesinde dikkat edilmesi gereken kelime “getirmek” değil, “ithal etmek”tir.

Bu ayrımı önemsiyorum.

Çünkü bir eşyanın fiziken Türkiye sınırları içerisinde bulunması ile hukuken Türkiye’ye ithal edilmiş olması her durumda aynı şey değildir.

Özellikle uluslararası havalimanlarında, kara sınır kapılarında ve limanlarda bir giriş prosedürü vardır. Kişi ve beraberindeki eşya yalnızca coğrafi bir çizgiyi aşmaz. Pasaport kontrolü, gümrük denetimi, beyan yükümlülüğü, gerektiğinde X-Ray taraması ve fiziki arama gibi işlemlere tabi tutulur.

Bütün bu mekanizmanın varlık sebeplerinden biri, ülkeye sokulması yasak olan maddelerin yurda girişini engellemektir.

Uyuşturucu madde de bunun en açık örneklerinden biridir.

O halde şu soruyu sormak gerekir:

Devlet gümrük kontrolü sırasında uyuşturucu maddenin ülkeye sokulmasını engellediğini söylüyorsa, ceza yargılamasında aynı maddenin kontrol yapılmadan önce zaten ülkeye ithal edilmiş olduğunu nasıl kabul edeceğiz?

Bence uyuşturucu ithal suçunda teşebbüs tartışmasının merkezinde bu soru bulunmalıdır.

Türkiye’nin siyasi sınırını geçmek ile gümrük hattını geçmek aynı şey değildir

Yargıtay çoğunluk uygulamasında esas alınan ölçüt Türkiye’nin siyasi sınırıdır.

Bu görüş ilk bakışta oldukça net görünmektedir. Uyuşturucu yabancı ülkeden Türkiye sınırları içerisine girmişse ithal gerçekleşmiştir.

Ancak özellikle hava ulaşımında bu ölçütün kendi içinde cevaplanması gereken bazı sorunlar doğurduğunu düşünüyorum.

Bir uçak Türkiye hava sahasına girdiğinde uyuşturucu Türkiye’ye ithal edilmiş midir?

Uçak piste indiğinde mi tamamlanmıştır?

Bagaj uçaktan indirildiğinde mi?

Yolcu bagajını banttan teslim aldığında mı?

Pasaport kontrolünden geçtiğinde mi?

Yoksa gümrük denetimini tamamlayıp serbest dolaşım alanına çıktığında mı?

Siyasi sınır ölçütü mutlak şekilde kabul edildiğinde bu soruların cevaplandırılması gerekir.

Üstelik konu yalnızca teorik değildir.

Örneğin Güney Amerika’dan Avrupa’nın başka bir ülkesine giden ve İstanbul’da yalnızca aktarma yapan bir uçakta uyuşturucu madde bulunduğunu düşünelim.

Uyuşturucu fiziksel olarak Türkiye hava sahasına girmiştir.

Uçak İstanbul’a inmiş de olabilir.

Ancak yolcunun nihai hedefi Türkiye değilse ve bagajına Türkiye’de ulaşma imkanı dahi yoksa yalnızca uyuşturucunun coğrafi konumundan hareket ederek Türkiye’ye ithal edildiğini söylemek her durumda mümkün olmayacaktır.

Demek ki tek başına fiziki konum, ithal kavramını açıklamak için yeterli değildir.

Failin amacı, eşyanın hangi ülkeye sokulmak istendiği, gümrük işlemlerinin durumu, failin uyuşturucu üzerindeki fiili hakimiyeti ve maddenin ülke içerisinde serbest tasarrufa çıkarılıp çıkarılmadığı da değerlendirilmek zorundadır.

Gümrük kontrolünün hukuki anlamı göz ardı edilmemelidir

Gümrük kapısında yapılan kontrol sıradan bir güvenlik kontrolü değildir.

Bu kontrol, eşyanın ülkeye girişine izin verilip verilmeyeceğinin belirlendiği hukuki bir süreçtir.

Uyuşturucu taşıyan kişi gümrük kontrolüne geldiğinde aslında ithal fiilinin en kritik aşamasındadır.

Başarılı olursa uyuşturucuyu gümrük denetiminden geçirerek ülke içerisine çıkaracaktır.

Başarısız olursa görevliler maddeyi ele geçirecek ve uyuşturucunun ülkeye sokulmasına engel olacaktır.

Tam burada TCK 35’in temel mantığı karşımıza çıkmaktadır.

Fail suçu işlemeyi kastetmektedir.

İcra hareketlerine doğrudan doğruya başlamıştır.

Kullandığı araç ve yöntem suçu işlemeye elverişlidir.

Ancak görevlilerin müdahalesi nedeniyle hedeflediği sonuca ulaşamamıştır.

Bu tanım, ceza hukukunda teşebbüs kurumunun klasik görünümüdür.

Bu nedenle bir kişinin uyuşturucu dolu valiziyle yurt dışından gelip gümrük hattından çıkmaya çalışırken yakalanması halinde, yalnızca uçağın Türkiye’ye inmiş olmasından hareketle suçun tamamlandığını kabul etmek bana göre TCK 35 bakımından ayrıca açıklanması gereken bir sonuçtur.

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2023 tarihli kararı ve ilk ciddi karşı çıkış

Bu tartışmanın Yargıtay 10. Ceza Dairesindeki önemli örneklerinden biri 22.02.2023 tarihli, 2021/12081 E., 2023/1389 K. sayılı karardır.

Olay Kapıkule Gümrük Sahasında gerçekleşmiştir.

Sanığın kullandığı araç Türkiye’ye giriş işlemleri kapsamında X-Ray kontrolüne alınmış, yapılan inceleme ve arama sonucunda yaklaşık 10 kilogram esrar ele geçirilmiştir.

Daire çoğunluğu, uyuşturucu maddenin Türkiye’nin siyasi sınırlarından içeri girmiş olmasını yeterli görerek tamamlanmış uyuşturucu ithali suçundan verilen hükmü hukuka uygun bulmuştur.

Ancak karşı oyda mesele çok farklı değerlendirilmiştir.

Karşı oy görüşüne göre sanık uyuşturucu maddeyi gümrükten geçirememiştir. Uyuşturucu giriş işlemleri sırasında yapılan kontrol sonucunda ele geçirilmiş ve böylece maddenin ülkeye sokulması engellenmiştir.

Bu nedenle eylemin TCK 35 kapsamında teşebbüs aşamasında kaldığı savunulmuştur.

Bana göre burada önemli olan yalnızca sonuç değildir.

Önemli olan, tamamlanma anının “siyasi sınır” yerine “gümrük kontrolünün aşılması” üzerinden tartışılmaya başlanmasıdır.

2024 tarihli Esendere kararı aynı tartışmayı devam ettirdi

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 21.10.2024 tarihli, 2024/6048 E., 2024/24290 K. sayılı kararında da benzer bir olay vardır.

Sanık İran yönünden Esendere Gümrük Sahasına gelmiş, kullandığı TIR X-Ray kontrolüne alınmış ve araç içerisinde 35 kilogramı aşan eroin tespit edilmiştir.

Daire çoğunluğu yine tamamlanmış uyuşturucu ithali suçundan verilen hükmü onamıştır.

Ancak karşı oy aynı temel gerekçeyi sürdürmüştür.

Uyuşturucu gümrük işlemleri sırasında ele geçirilmiş, sanık uyuşturucuyu gümrükten geçirememiş ve görevlilerin müdahalesi sonucunda ülkeye giriş engellenmiştir. Bu nedenle ithal suçunun tamamlandığından söz edilemeyeceği ve TCK 35 hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilmiştir.

Bu kararın benim açımdan önemli bir başka tarafı daha vardır.

Karşı oy, tamamlanmış ithal ile gümrükte engellenmiş ithal girişimi arasındaki farkın ceza hukuku bakımından karşılıksız bırakılamayacağını sorgulamaktadır.

Gerçekten de meseleye bu açıdan baktığımızda ortaya çok basit ancak cevaplanması zor bir soru çıkmaktadır.

Bir kişi uyuşturucuyu gümrükten başarıyla geçiriyor, terminalden çıkıyor ve uyuşturucuyu İstanbul içerisinde teslim edeceği yere götürüyor.

Başka bir kişi ise aynı uyuşturucuyla aynı gümrük kapısına geliyor ancak X-Ray kontrolünde yakalanıyor ve terminalden dışarı dahi çıkamıyor.

Her iki kişinin de fiilinin hukuken hiçbir fark olmaksızın tamamlanmış ithal olarak kabul edilmesi, teşebbüs kurumunun varlık sebebiyle nasıl bağdaştırılacaktır?

Sabiha Gökçen Havalimanı kararı tartışmayı daha da önemli hale getirdi

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13.05.2025 tarihli, 2021/7343 E., 2025/5538 K. sayılı kararı özellikle havalimanında uyuşturucu yakalanması bakımından dikkat çekicidir.

Bu dosyada uyuşturucu maddeler yurt dışından kargo yoluyla Sabiha Gökçen Havalimanına gönderilmiştir.

Maddeler henüz alıcıların fiili hakimiyetine geçmeden havalimanının kargo bölümünde yapılan işlemler sırasında ele geçirilmiştir.

Karar başka hukuki nedenlerle bozulmuş olmakla birlikte karşı oyda uyuşturucu ithal suçunun teşebbüs aşamasında kaldığının da bozma nedeni yapılması gerektiği savunulmuştur.

Karşı oyda benim de oldukça önemli bulduğum bir düşünce ortaya konulmuştur:

Uyuşturucu maddenin Türkiye topraklarına ulaşmış olması tek başına ithal suçunun tamamlanması için yeterli değildir. Gümrük incelemesi sonrasında maddenin sanığın fiili hakimiyetine geçebilmesi ve ülke içerisinde serbest tasarrufa konu olabilmesi gerekir. Gümrük işlemleri devam ederken yetkililer tarafından ele geçirilen uyuşturucunun ülkeye sokulması engellenmiş olduğundan suçun teşebbüs aşamasında kaldığı görüşü savunulmuştur.

Bu yaklaşım bana göre tartışmayı olması gereken noktaya taşımaktadır.

Çünkü burada artık soru yalnızca uyuşturucunun Türkiye’de bulunup bulunmadığı değildir.

Uyuşturucu üzerinde ülke içerisinde serbestçe tasarruf edilebilecek bir hakimiyet kurulup kurulmadığı araştırılmaktadır.

Valizi teslim almak tek başına ithali tamamlar mı?

Havalimanlarında ortaya çıkabilecek en önemli tartışmalardan biri de budur.

Kişi uçaktan iner.

Pasaport kontrolünden geçer.

Bagaj bandından valizini alır.

Ancak hala dış hatlar geliş bölümündedir ve gümrük kontrolünü geçmemiştir.

Valizi fiziksel olarak elindedir.

Burada savcılık makamının ileri sürebileceği en kuvvetli argüman, kişinin valizi teslim almasıyla birlikte uyuşturucu üzerinde fiili hakimiyet kurduğu ve bu nedenle suçun tamamlandığı olacaktır.

Ancak bana göre bu değerlendirme tek başına yeterli değildir.

Çünkü kişinin valiz üzerinde fiziki hakimiyetinin bulunması ile uyuşturucuyu Türkiye içerisinde serbestçe tasarruf edebileceği alana sokmuş olması farklı şeylerdir.

Kişi hala devletin zorunlu giriş denetiminin içerisindedir.

Gümrük görevlisi valizi açabilir.

X-Ray taraması yapabilir.

Eşyaya el koyabilir.

Kişinin ülkeye sokmaya çalıştığı maddeye izin vermeyebilir.

Dolayısıyla bu aşamadaki fiziki zilyetlik, gümrük denetiminden geçilmiş serbest bir hakimiyetle aynı değildir.

Bu nedenle uyuşturucu ithal suçunda tamamlanma anı belirlenirken yalnızca valizin sanığın elinde bulunmasına değil, uyuşturucunun gümrük denetiminden çıkarılıp çıkarılmadığına da bakılması gerektiğini düşünüyorum.

Kaçakçılık suçlarındaki Yargıtay uygulaması neden önemli?

Uyuşturucu ithalinde teşebbüs tartışmasında kanaatimce en önemli karşılaştırmalardan biri 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunudur.

Çünkü burada da bir eşyanın yurda sokulması söz konusudur.

Yargıtay 7. Ceza Dairesinin uygulamasında, gümrük sahasında X-Ray kontrolünde yakalanan kaçak eşya bakımından “yurda sokmaya teşebbüs” nitelendirmesinin kullanıldığı kararlar vardır.

Örneğin Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 23.02.2017 tarihli, 2016/18546 E., 2017/1319 K. sayılı kararına konu olayda bir TIR gümrük sahasına gelmiş, yapılan X-Ray kontrolü sonucunda beyan dışı eşya tespit edilmiştir.

Daire, sanıkların eşyayı gümrük işlemlerini yaptırmadan yurda sokmaya teşebbüs ettiklerini kabul etmiştir.

Burada çok önemli bir hukuki sonuç vardır.

Araç ve eşya zaten Türkiye’nin siyasi sınırları içerisinde bulunmaktadır.

Buna rağmen eşyanın gümrük işlemleri tamamlanmadan yakalanması “yurda sokmaya teşebbüs” olarak değerlendirilebilmektedir.

O halde şu soru kaçınılmazdır:

Bir eşyanın siyasi sınırı geçmiş olması kaçakçılık suçunda “yurda sokma” fiilini her durumda tamamlamıyorsa, uyuşturucu madde bakımından neden siyasi sınırın aşılması mutlak tamamlanma ölçütü olsun?

İki suç tipi elbette birbirinin aynısı değildir.

Korunan hukuki değerler, suçun konusu ve yaptırımlar farklıdır.

Ancak tartıştığımız konu bunlar değildir.

Tartıştığımız mesele “ülkeye sokmak” veya “ithal etmek” şeklindeki sınır aşan bir hareketin hangi aşamada tamamlandığıdır.

Bu nedenle kaçakçılık uygulamasındaki yaklaşımın uyuşturucu ithal suçunda teşebbüs tartışması bakımından göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

5607 sayılı Kanunda neden ayrıca “tamamlanmış gibi cezalandırılır” denmiştir?

Tartışmanın en önemli noktalarından biri burasıdır.

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun güncel 3/22. maddesine göre, maddede düzenlenen fiiller teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile tamamlanmış gibi cezalandırılmaktadır.

Bu düzenleme aslında bize çok şey anlatmaktadır.

Kanun koyucu önce suçun teşebbüs aşamasında kalabileceğini kabul etmektedir.

Ardından suç politikası tercihi yaparak teşebbüs halinde normalde TCK 35 nedeniyle ortaya çıkacak ceza indirimini kaldırmaktadır.

Başka bir ifadeyle kanun:

“Bu suçta teşebbüs olmaz”

dememektedir.

Tam tersine:

“Teşebbüs olabilir, ancak teşebbüs halinde de tamamlanmış suç gibi ceza verilecektir”

demektedir.

Bu iki yaklaşım aynı değildir.

Birincisinde suçun hukuki yapısı gereği teşebbüse elverişsiz olduğu ileri sürülmektedir.

İkincisinde ise teşebbüsün varlığı kabul edilmekte fakat kanun koyucu teşebbüse farklı bir ceza sonucu bağlamaktadır.

Bu ayrımı uyuşturucu ithali bakımından son derece önemli buluyorum.

TCK 79’daki göçmen kaçakçılığı düzenlemesi de aynı kanun yapısını gösteriyor

Benzer bir tercih TCK 79’da göçmen kaçakçılığı suçu bakımından da bulunmaktadır.

Kanun koyucu göçmen kaçakçılığı suçunun teşebbüs aşamasında kalabileceğini açıkça kabul etmiş, ancak bu durumda da tamamlanmış suç gibi cezaya hükmedilmesini emretmiştir.

Burada da aynı sistem vardır.

Teşebbüs mümkündür.

Ancak teşebbüs indirimi uygulanmaz.

Kanun koyucu bu sonucu istiyorsa açık bir hüküm koymaktadır.

Bunun TCK 188 bakımından önemi büyüktür.

Çünkü TCK 188/1’de uyuşturucu ithal suçunun teşebbüs aşamasında kalması halinde tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağına ilişkin hiçbir özel düzenleme bulunmamaktadır. TCK 188/1 yalnızca uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı biçimde imal, ithal veya ihraç eden kişinin cezasını düzenlemektedir.

Bu durumda sorulması gereken soru şudur:

Kanun koyucunun TCK 79’da ve 5607 sayılı Kanunda açıkça yazdığı bir istisnayı TCK 188 bakımından içtihat yoluyla meydana getirmek mümkün müdür?

Bence bu soru kanunilik ilkesi yönünden ciddi biçimde tartışılmalıdır.

TCK 35 genel kuraldır, TCK 188’de bunu kaldıran açık bir hüküm yoktur

Ceza hukukunda teşebbüs istisnai ve tali bir kurum değildir.

TCK’nın genel hükümleri içerisinde açıkça düzenlenmiş temel bir kurumdur.

Bir kişi işlemeyi kastettiği suçun icrasına elverişli hareketlerle doğrudan doğruya başlar ancak elinde olmayan nedenlerle suçu tamamlayamazsa teşebbüsten sorumlu tutulur.

Dolayısıyla TCK 35’in uygulanabilmesi için özel suç maddesinde ayrıca “bu suça teşebbüs mümkündür” denmesine ihtiyaç yoktur.

Asıl özel düzenleme, teşebbüs hükümlerinin uygulanmamasının istendiği yerde gerekir.

TCK 79 bunun örneğidir.

5607 sayılı Kanun bunun örneğidir.

TCK 188’de ise aynı yönde bir istisna yoktur.

Bu nedenle uyuşturucu ithal suçunda TCK 35’i kategorik biçimde uygulanamaz hale getiren yorumun güçlü bir normatif gerekçeye dayanması gerekir.

Sadece “neticesi harekete bitişik suçtur” demenin bu noktada yeterli olduğunu düşünmüyorum.

“Neticesi harekete bitişik suç” kabulü neden tartışmayı bitirmiyor?

Uyuşturucu ithal suçunun neticesi harekete bitişik bir suç olduğu sıklıkla ifade edilmektedir.

Fakat bu nitelendirme tek başına teşebbüs sorununu çözmez.

Çünkü önce hareketin ne zaman tamamlandığını belirlemek gerekir.

İthal hareketi hangi anda bitmektedir?

Uyuşturucu Türkiye hava sahasına girdiğinde mi?

Uçak piste indiğinde mi?

Bagaj terminale getirildiğinde mi?

Fail valizini teslim aldığında mı?

Gümrük hattını geçtiğinde mi?

Bu soruya verilen cevap, zaten teşebbüs tartışmasının sonucunu belirlemektedir.

İthal fiilinin “siyasi sınırı aşmak” olduğu baştan kabul edilip daha sonra siyasi sınırın aşılması nedeniyle suçun tamamlandığı söylenirse, aslında gerekçenin içerisinde sonuç önceden kabul edilmiş olmaktadır.

Oysa tartışılması gereken tam da “ithal etmek” kavramının siyasi sınırla sınırlı olup olmadığıdır.

Bu nedenle “neticesi harekete bitişik suç” nitelendirmesinden önce ithal fiilinin maddi sınırları belirlenmelidir.

Gümrük kontrolünde yakalanan kişi ile uyuşturucuyu şehre çıkaran kişinin eylemi aynı değildir

Teşebbüs kurumunun amacı bakımından konuya bakıldığında fark daha görünür hale gelmektedir.

İki ayrı uyuşturucu kuryesi düşünelim.

Her ikisi de yurt dışından İstanbul’a geliyor.

Her ikisinin de valizinde aynı miktarda uyuşturucu var.

İlk kişi hiçbir kontrole yakalanmadan gümrük alanından çıkıyor, havalimanını terk ediyor ve uyuşturucuyu İstanbul içerisinde kendisini bekleyen kişilere ulaştırıyor.

İkinci kişi valizini teslim aldıktan sonra gümrük kontrolünde durduruluyor. X-Ray veya fiziki aramada uyuşturucu bulunuyor. Maddeye el konuluyor ve sanık havalimanından çıkamıyor.

Birinci kişi amacını tamamen gerçekleştirmiştir.

İkinci kişi gerçekleştirememiştir.

Bu iki fiil arasında maddi anlamda açık bir gerçekleşme farkı vardır.

Eğer ceza hukuku her ikisini de hiçbir ayrım yapmaksızın tamamlanmış uyuşturucu ithali kabul ederse, ikinci kişinin fiilinin neden teşebbüs hükümlerinden yararlanmadığının izah edilmesi gerekir.

Çünkü ikinci olayda suçun tamamlanmasını engelleyen şey sanığın gönüllü vazgeçmesi değildir.

Devlet müdahalesidir.

Bu ise TCK 35’in en temel uygulama alanlarından biridir.

Devletin başarılı müdahalesinin ceza hukukunda karşılığı olmalıdır

Uyuşturucu maddenin X-Ray cihazında tespit edilmesi veya gümrük görevlilerinin aramasında bulunması yalnızca bir delil elde etme işlemi değildir.

Devlet aynı zamanda uyuşturucunun ülke içerisine sokulmasını engellemektedir.

Bu müdahale başarısız olsaydı fail gümrük alanından çıkacak ve uyuşturucu ülke içerisinde serbest dolaşıma girecekti.

Müdahale başarılı olduğu için bunu yapamamaktadır.

Tamamlanmış suç ile teşebbüs arasındaki ayrım zaten çoğu kez bu noktada ortaya çıkar.

Failin kastında bir değişiklik yoktur.

Kastının yoğunluğu da aynı olabilir.

Ancak ceza hukuku yalnızca failin ne yapmak istediğine değil, fiilin hangi aşamaya kadar gerçekleştiğine de bakar.

Bu nedenle TCK 35’te meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre cezanın belirlenmesi öngörülmüştür.

Gümrük kontrolünde ele geçirilen uyuşturucunun fiilen ülke içerisine çıkarılamamış olması, suçun gerçekleşme derecesi bakımından hukuken anlamsız bir olgu değildir.

Orantılılık ilkesi bakımından da sorun bulunmaktadır

TCK’nın temel ilkelerinden biri işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmedilmesidir.

Uyuşturucuyu başarıyla gümrükten geçiren kişi ile bunu gerçekleştiremeden yakalanan kişinin aynı tamamlanmış suç statüsüne alınması, bu nedenle yalnızca TCK 35 açısından değil orantılılık ilkesi bakımından da değerlendirilmelidir.

Bu, gümrükte yakalanan kişinin eyleminin hafif veya önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Aksine çok ağır bir suçun icrasına başlanmıştır.

Ancak ağır bir suça başlanmış olması ile ağır suçun tamamlanmış olması aynı hukuki kavram değildir.

Ceza hukukunun görevi suçları yalnızca ağır ve hafif biçiminde ayırmak değil, fiilin hangi aşamada kaldığını da belirlemektir.

Teşebbüs kurumu bunun için vardır.

Uyuşturucu ile mücadelenin önemi ceza hukukunun genel hükümlerini ortadan kaldırmaz

Uyuşturucu ticaretinin toplumsal sonuçlarının son derece ağır olduğu konusunda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır.

Uyuşturucu ithali suçunun çok ağır cezalarla yaptırıma bağlanmasının nedeni de budur.

Ancak suçun ağırlığı, ceza hukukunun genel hükümlerinin uygulanmaması için tek başına gerekçe olamaz.

Ceza hukukunun temel ilkeleri ağır suçlarda daha az, hafif suçlarda daha fazla uygulanmaz.

Kanunilik ilkesi de böyledir.

Teşebbüs hükümleri de böyledir.

Orantılılık ilkesi de böyledir.

Bir fiilin toplumsal olarak ağır görülmesi, o fiilin tamamlanma anının kanunda olduğundan daha erkene çekilmesine sebep olmamalıdır.

TCK 188’de olmayan bir hüküm yorum yoluyla eklenmemelidir

Burada mesele sonunda yine kanunun sistematiğine dönmektedir.

TCK 79’da kanun koyucu açıkça müdahale etmiştir.

5607 sayılı Kanunda da açıkça müdahale etmiştir.

Her ikisinde de suç teşebbüs aşamasında kalsa bile tamamlanmış gibi cezalandırılması yönünde özel bir tercih yapılmıştır.

TCK 188’de aynı tercih yoktur.

Buna rağmen uyuşturucu ithalinde gümrük aşamasında kalan eylemi tamamlanmış suç kabul etmek sonuç bakımından çok benzer bir durum yaratmaktadır.

Fail TCK 35’in sağlayacağı indirimden yararlanamamaktadır.

Fakat bu sonuç kanun hükmüyle değil, tamamlanma anının yargısal yorumla siyasi sınıra çekilmesi suretiyle doğmaktadır.

Bence bu nedenle konu yalnızca bir teşebbüs tartışması değildir.

Aynı zamanda suçta ve cezada kanunilik ilkesi bakımından da değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

Özellikle sanık aleyhine ağır sonuç doğuran yorumlarda kanunun lafzı ve sistemi karşısında daha dar ve öngörülebilir bir yorum yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Yargıtay içindeki karşı görüş artık münferit sayılamaz

Bugün için Yargıtay 10. Ceza Dairesinin çoğunluk uygulamasının siyasi sınırın aşılmasıyla uyuşturucu ithal suçunun tamamlandığı yönünde olduğunu açıkça belirtmek gerekir.

Bu nedenle uygulamada bir savunma yapılırken çoğunluk içtihadı görmezden gelinmemelidir.

Ancak aynı şekilde son yıllarda giderek daha ayrıntılı gerekçelerle tekrar edilen karşı görüş de yok sayılamaz.

2023 yılında Kapıkule.

2024 yılında Esendere.

2025 yılında Sabiha Gökçen Havalimanı.

Farklı olaylarda aynı hukuki problem tekrar tekrar ortaya çıkmış ve gümrük kontrolünde ele geçirilen uyuşturucu bakımından TCK 35’in uygulanması gerektiği savunulmuştur.

Bu nedenle artık karşımızda tesadüfi bir karşı oy değil, kendi içerisinde tutarlı bir hukuki görüş bulunmaktadır.

Bu görüşün merkezinde şu kabul vardır:

Uyuşturucu maddenin siyasi sınıra ulaşması ile gümrük denetimini aşarak ülke içerisine sokulması aynı aşama değildir.

Ben de bu görüşün, özellikle resmi sınır kapılarındaki uyuşturucu yakalamaları bakımından ceza hukukunun genel hükümleriyle daha uyumlu olduğunu düşünüyorum.

Havalimanında uyuşturucu yakalanması halinde her dosya kendi şartlarıyla incelenmelidir

Burada başka bir noktayı da özellikle belirtmek gerekir.

“Havalimanında yakalandı, o halde mutlaka teşebbüstür” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılması da doğru değildir.

Somut olayın bütün özellikleri incelenmelidir.

Kişinin gümrük kontrolünü geçip geçmediği önemlidir.

Yeşil veya kırmızı hattın hangi noktasında yakalandığı önemlidir.

Terminalin gümrüklü saha niteliği taşıyıp taşımadığı önemlidir.

Uyuşturucu üzerinde fiili hakimiyet kurulup kurulmadığı önemlidir.

Bagajın transit bagaj mı yoksa yolcunun teslim aldığı bagaj mı olduğu önemlidir.

Yakalamanın gümrük işlemleri sırasında mı yoksa gümrükten çıktıktan sonra mı gerçekleştiği önemlidir.

Kolluk görevlilerinin uyuşturucuyu hangi aşamada tespit ettiği önemlidir.

Failin uyuşturucuyu ülke içerisinde serbestçe tasarruf edebileceği bir alana ulaştırıp ulaştıramadığı önemlidir.

Dolayısıyla teşebbüs değerlendirmesi olay bazında yapılmalıdır.

Ancak tam da bu nedenle siyasi sınırın aşılmasını tek ve mutlak ölçüt haline getiren yaklaşımın da somut olay incelemesini gereksizleştirdiği kanaatindeyim.

Gümrükten çıkış, tamamlanma anının belirlenmesinde güçlü bir ölçüt olabilir

Benim kanaatime göre resmi bir gümrük kapısının bulunduğu yerde uyuşturucu ithal suçunun tamamlanma anını belirlerken gümrük kontrolünün aşılması çok daha işlevsel ve hukuken açıklanabilir bir ölçüttür.

Çünkü bu ölçüt somut bir hukuki eşiğe dayanmaktadır.

Fail gümrük denetimi içerisindeyken devlet uyuşturucunun ülkeye girişine henüz izin vermemiştir.

Kontrol sırasında uyuşturucu bulunursa giriş engellenmektedir.

Fail kontrolü aşarsa uyuşturucu artık ülke içerisinde serbest dolaşıma çıkarılabilmektedir.

Bu ayrım hem teşebbüsün mantığıyla hem de gümrük kontrolünün fonksiyonuyla uyumludur.

Ayrıca uygulamada da daha öngörülebilir bir sınır meydana getirir.

Siyasi sınır ölçütünde uçağın hava sahasına girmesi, piste inmesi, bagajın boşaltılması veya yolcunun terminale girmesi gibi birbirinden farklı aşamalar tartışma yaratırken, gümrük kontrolünün tamamlanması nispeten belirlenebilir bir hukuki andır.

Sonuç: Uyuşturucunun Türkiye’de bulunması ile Türkiye’ye ithal edilmiş olması aynı şey değildir

Uyuşturucu ithal suçunda teşebbüs meselesinin yeniden ve daha geniş biçimde tartışılması gerektiği kanaatindeyim.

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin mevcut çoğunluk uygulaması uyuşturucu maddenin Türkiye’nin siyasi sınırlarından içeri girmesiyle ithal suçunun tamamlandığını kabul etmektedir.

Ancak özellikle son yıllarda verilen karşı oylar bu yaklaşımın ceza hukukunun teşebbüs hükümleri, gümrük sisteminin işlevi, orantılılık ilkesi ve kanunun sistematiği bakımından ciddi biçimde sorgulanabileceğini göstermektedir.

Bir uyuşturucu madde gümrük kontrolü sırasında ele geçirilmişse, fail kontrol noktasını aşamamışsa ve madde ülke içerisinde serbestçe tasarruf edilebilecek alana çıkarılamamışsa, ortada ithal suçunun icrasına başlanmış fakat failin iradesi dışındaki bir müdahale nedeniyle tamamlanamamış bir eylem bulunduğunun kabul edilmesi mümkündür.

Bunun ceza hukukundaki karşılığı TCK 35’te düzenlenen teşebbüstür.

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun yaklaşımı da bu tartışmayı desteklemektedir. Kaçak eşya siyasi sınırlar içerisinde bulunmasına rağmen gümrükten geçirilemeden yakalandığında “yurda sokmaya teşebbüs” söz konusu olabilmekte; kanun koyucu da tam bu ihtimali öngörerek teşebbüs aşamasında kalan fiillerin tamamlanmış gibi cezalandırılacağını ayrıca düzenlemektedir.

TCK 79’da da aynı yöntem tercih edilmiştir. Göçmen kaçakçılığı suçu teşebbüs aşamasında kalabilir, ancak kanun gereği tamamlanmış gibi cezalandırılır.

TCK 188’de ise bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır.

Bu nedenle uyuşturucu ithal suçunun teşebbüse elverişsiz olduğunun mutlak biçimde kabul edilmesi ve gümrük kontrolünde yakalanan kişinin doğrudan tamamlanmış ithal suçundan sorumlu tutulması bana göre yeniden değerlendirilmelidir.

Meseleyi tek bir soruyla bitirmek istiyorum:

Gümrük görevlileri uyuşturucunun ülkeye girişini engellemişse, engellenen fiilin daha önce tamamlandığını hangi hukuki gerekçeyle söyleyebiliriz?

Kanaatimce uyuşturucu ithalinde teşebbüs tartışmasının cevabı bu sorunun içerisinde bulunmaktadır.

Gümrük kontrolünü başarıyla geçerek uyuşturucuyu ülke içerisine çıkaran kişiyle, aynı kontrol sırasında yakalanıp bunu başaramayan kişinin fiilleri arasında ceza hukuku bakımından bir fark bulunmalıdır.

Çünkü ceza hukuku yalnızca failin ne yapmak istediğiyle değil, bunu ne ölçüde gerçekleştirebildiğiyle de ilgilenir.

Ve teşebbüs hükümleri tam olarak bunun için vardır.

Av. Tevfik Yıldırım

İlgili Diğer Hukuki Makaleler : 

 

 

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Hukuki Danışmanlık Ücretlidir. İletişim ve Randevu için arayabilirsiniz.